İlgili kısım Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:
Bir zaman sinnen, cismen, rütbeten büyük bir adam bana dedi: “Namaz iyidir, fakat hergün hergün beşer def‘a kılmak çoktur. Bitmediğinden usanç veriyor.” O zâtın o sözünden hayli zaman geçtikten sonra, nefsimi dinledim. İşittim ki, aynı sözleri söylüyor. Ve ona baktım, gördüm ki, tembellik kulağıyla şeytandan aynı dersi alıyor. O vakit anladım, o zât o sözü, bütün nüfûs-u emmârenin nâmına söylemiş gibidir veya söylettirilmiştir. O zaman ben dahi dedim: “Madem nefsim emmâredir, nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez. Öyle ise nefsimden başlarım.” Dedim: “Ey nefis! Cehl-i mürekkeb içinde, tembellik döşeğinde, gaflet uykusunda söylediğin şu söze mukābil ‘beş îkāzı’ benden işit.1
Cehâlet veya cehl sözlükte “bilmemek” anlamına gelir. Esasen cehl, bilinebilecek bir durum hakkındaki bilgisizlik, hata (galat) ise bir şeyi olduğundan başka türlü bilmek veya yanlış tasavvur etmek anlamındadır. Bunlardan birincisi “el-cehlü’l-basît”, ikincisi “el-cehlü’l-mürekkeb” diye anılır. Buna göre hata cehlin bir türünü oluşturmaktadır. Cehl-i mürekkeb, bilgisizlikten değil doğrunun hilâfına bir zan taşımak demektir. Yani bilmediği halde, kendini biliyor zannetme veya yanlış malumatını doğru kabul etme halidir. Yanlış bilgisini doğru bir bilgi sanmaktır.2 Mesela, bir öğrenci, “Ben bu konuları çok iyi biliyorum” diyerek hiç çalışmadan sınava girer fakat sınavda yaptığı yanlışları fark etmez ve hatalı bilgilerini doğru sanmaya devam eder. Burada sorun sadece bilmemek değil, yanlış bildiğini doğru zannetmesidir. İşte bu hale cehl-i mürekkep denir.
Metinde anlatılan olayda ise namaz hakkında söylenen “Namaz iyidir ama her gün beş vakit çok, bitmediğinden usandırıyor” sözü, basit bir bilgisizlik değildir. Yanlış bir düşünceyi doğru sanmaktan kaynaklı bir cehalettir. Kişi, namazın hikmetini ve insanın ihtiyaçlarını tam kavramadığı halde, kendi nefsinden gelen tembellik duygusunu mantıklı ve doğru bir gerekçe gibi görmektedir. Bediüzzaman Hazretleri, bu sözün aslında şahsa ait bir ilim sonucu değil, nefs-i emmârenin (kötülüğü emreden nefis) ve şeytanın söylemi olduğunu nazara verir. Yani kişi, tembelliğini “akılcı bir görüş” zannederek cehl-i mürekkebe düşmektedir. Bu yüzden Bediüzzaman Hazretleri önce başkasını değil, kendi nefsini sorgular ve “nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez” diyerek işe kendinden başlar. Buradaki cehl-i mürekkeb, ibadetin zorluğunu gerçek bir gerekçe sanmak, nefsin isteğini hakikat zannetmek ve bu yanlışı fark edememek şeklinde ortaya çıkmaktadır.
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 93.
İbrahim Kafi Dönmez, "Cehalet", TDV İslâm Ansiklopedisi, 1993, c. 7, s. 219.

