16.137
Kab-ı Kavseyn Makamı
KÂB-I KAVSEYNKavs, bilindiği gibi “yay” demektir. Kâb ise yayın kabzası ile kiriş kısmı arasında kalan iki köşe aralığına denir ki bir yayda iki kâb mevcuttur. Bazı âlimler de bu mânâya dayanarak kalb etmek yolu ile bir yayın iki kâbının olabileceğini söylemişlerdir. Ayrıca yayın kabzasıyla kirişi arasına da “kâb” ismi verilmiştir. Mızrak (rumh), değnek (sevt), arşın (zira; kol), boy, kulaç (bâ), adım (hatve), karış (şibr), şerre (fitr) ve parmak (işbâ) nasıl uzunluk ölçüsü olarak kullanılıyorsa “kavs” da aynı şekilde bir ölçü olarak kullanılmıştır. Hicaz dilinde kavs'ın “zira” mânâsına geldiği söylenmektedir.İbn-i Abbâs'tan da âyette geçen söz konusu kelimenin aynı mânâda olduğu hususunda rivayet vardır. Buna göre "kâb-ı kavseyn” cümlesi, “onunla arasındaki mesafe iki arşın kadardır” mânâsını ifade eder. Ancak bu âyetle ilgili daha güzel bir yorum nakledilmiştir. Şöyle ki: Araplar câhiliye döneminde bir ittifak kurmak üzere anlaşacakları zaman iki yay çıkarır, birini diğerinin üzerine koyarak ikisinin kâbını birleştirir; sonra da ikisini beraber çekip onlarla bir ok atarlardı. Bu, onlardan birinin razı olacağı şeye diğerlerinin de razı olacağını, birini kızdıran şeyin diğerlerini de kızdıracağını ifade eden bir birlik antlaşmasıydı ve aksi mümkün olmayacak tarzda söz birliği ettiklerini gösteriyordu. Bu anlamda kâb, miktar mânâsına değil, üst üste gelen iki yayın birlik manzarasını gözler önüne seren kabza ile kiriş arası demektir. Görülüyor ki bu mânâ hem diğerinden daha fazla bir yakınlık tasvir etmekte hem de manevî bir yakınlığı göstermektedir. 1Necm Sûresinde Geçen "İki Yay Kadar Yaklaştı" İfadesi Peygamberimiz (sav)'in Allah'a O Kadar Mı Yaklaştığına İşaret Eder?İlgili olay Kur'ân'ı Kerim'de şöyle geçmektedir:Sonra (çok perdeler geçerek Rabbine) yaklaştı, derken daha da yaklaştı. O kadar ki, kāb-ı kavseyn (iki yay) kadar veya daha da yakın oldu. İşte (Allah) kuluna vahyettiğini, vahyetti. (Gözleriyle) gördüğünü, kalbi yalanlamadı. 2Bu konuda iki görüş vardır.1) Sevgili Peygamberimizin (sav) Hz. Cebrail'e o kadar yaklaştığıdır.2) Sevgili Peygamberimizin (sav) Allah'a o kadar yaklaştığıdır.Elmalı Hamdi Yazır, bu konuda şöyle söylemektedir: Burada "abdehi" (o, kuluna) kelimesindeki zamirin Allah'a râci olduğunda ihtilâf yoktur. Müthiş kuvvetlerin sâhibinden maksad Allah olduğuna göre, burada da vahyedenin O olduğu açıktır. Diğer tefsir şekillerinde de ifadenin akışından Allah'ın isminin zikredildiği kabul edilmektedir.Şu hâlde burada başlıca iki mânâ üzerinde durulabilir. Birincisi: İşte Hz. Cebrail O'na böyle yaklaştı da Allah Teâlâ'nın elçisi Muhammed (s.a.v.)'e gönderdiği her vahyi getirdi, O'na vahyetti ve öğretti. Başlangıçta hakikî sûretiyle görünerek getirdikleri şeylerin Allah'ın vahyi olduğunu öğretti ve belirli zaman aralıklarıyla teblîğ etti. Diğer mânâ da şöyledir: İşte Allah'ın hâs kulu olan arkadaşınız Muhammed (s.a.v.), istivâ ettikten sonra Rabbine öyle yaklaştı ki bütün vasıtalar kaldırıldı ve Allah ona doğrudan doğruya verdiği vahyi verdi. Yani Mi'râc'da her ne vahyettiyse Cibrîl'in dahi herhangi bir aracılığı olmaksızın vahyetti. İşte biz de bu mânâyı tercih ediyoruz. Nitekim bu konuda Bediüzzaman Hazretleri şöyle buyurmaktadır:O abdi, hem bütün kemâlât-ı insaniyeyi câmi', hem bütün tecelliyât-ı İlâhiyeye mazhar, hem bütün tabakāt-ı kâinâta nâzır ve saltanat-ı rubûbiyetin dellâlı ve marziyât-ı İlâhiyenin mübelliği ve tılsım-ı kâinâtın keşşâfı yapmak için, Burâk'a bindirip, berk gibi semâvâtı seyrettirip kat'-ı merâtib ettirerek, kamervârî menzilden menzile, dâireden dâireye rubûbiyet-i İlâhiyeyi temâşâ ettirip, o dâirelerin semâvâtında makamları bulunan ve ihvânı olan enbiyâyı birer birer göstererek, tâ Kāb-ı Kavseyn makamına çıkarmış. Ehadiyet ile kelâmına ve rü'yetine mazhar kılmıştır.3Cenab-ı Hak, Peygamber Efendimizi (sav) kâinatın halifesi ve vekili olarak 7 kat semada gezdirdikten sonra kendisi ile perdesiz bir şekilde görüştüğünü ve konuştuğunu ifade etmektedir.Sevgili Peygamberimizin (sav) 7 kat semayı aşması ve "kâb-ı kavseyn" makamına çıkarak Allah ile görüşmesi Allah için bir uzaklık ve mekân oluşturmaz mı?Hayır oluşturmaz. Çünkü buradaki mekânlar ve uzaklıklar bizim için geçerlidir. Allah için değil. Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şöyle söylemektedir:Cenâb-ı Hakk her şeye her şeyden daha yakındır. Fakat her şey ondan nihâyetsiz uzaktır. Nasıl ki, güneşin şuûru ve konuşması olsa, senin elindeki ayna vâsıtasıyla seninle konuşabilir. İstediği gibi sende tasarruf eder. Belki ayna-misâl senin gözbebeğinden sana daha yakın olduğu halde, sen dört bin sene kadar ondan uzaksın. Hiçbir cihette ona yanaşamazsın. Eğer terakkî etsen, kamer makamına gelip doğrudan doğruya bir mukābele noktasına çıksan, ona yalnız bir nevi' aynadârlık edebilirsin. 4Yani Cenâb-ı Hak her şeye gayet yakındır; fakat biz O'na pek uzağız. Mesela, Güneş nurani olduğu için elimize bir ayna alıp ona baksak, ışığı, ısısı ve yedi rengi avucumuzun içine girer; bu mânâda Güneş âdeta yanımızdadır. Sadece bizim değil, bütün canlıların da aynı anda yanındadır. Hattâ Güneş akıl ve idrak sahibi bir varlık olsaydı, elimizdeki ayna vasıtasıyla bizimle bire bir konuşabilirdi; tıpkı telefonla bir arkadaşımızla görüntülü görüştüğümüz gibi. Buna rağmen biz Güneş'ten 150 milyon kilometre uzağız.Evet güneş bizden ne kadar uzak olursa olsun nuraniyet özelliği ille bize göz bebeğimizden daha yakındır. Hatta kemiklerimizin içine kadar etki ederek D vitamini ve mineraller gibi vücudumuza birçok etkisi vardır. Güneş bize bu kadar müdahalede bulunduğu halde, insan ne Güneşe ne de onun ışığına herhangi bir müdahalede bulunamaz.Aynen bu örnekte olduğu gibi; Cenab-ı Hak "ilim, irade, kudret" gibi sıfatlarının yansıması ile bizlere bizden daha yakındır. Bizi istediği şekilde görür, bilir ve kudreti ile tasarrufta bulunur. Allah zaman ve mekândan münezzeh olması yönüyle tüm insanlar üzerinde aynı şekilde tasarrufta bulunur. Zaman ve mekân onu etkisi altına alamaz. Bunun için onun bize her açıdan ilim ve kudreti ile yakın olduğunu bilmekteyiz. Fakat biz tüm kusur, eksikliğimiz ve acziyetimiz ile ondan fersah fersah uzağız. Fakat haşa Allah zatı ile hiçbir maddenin ve de zamanın da içinde değildir. Ama isim ve sıfatlarının tecellisiyle de her şeye etki ve kontrol ettiğini oralardaki mükemmel sanatlardan görüyoruz ve biliyoruz.Ayrıca BakınızHz. Peygamber (sav) Mirac Gecesi Allah'ı Gördü mü?Âyet ve hadîslerle Mirac GecesiKaynakçalarElmalı Hamdi Yazır, hak Dini Kur'ân Dili, Zehraveyn Yayın Evi, c.7, s.541Necm 53/9-10Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.245Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.250

