4.215
Mutlak Kemal, Hususi Kemal
"Mümkinat mahiyetlerinin mutlak kemali, mutlak vücuddur. Hususî kemali, istidadlarını kuvveden fiile çıkaran ona mahsus bir vücuddur." (29. Söz) cümlesini izah eder misiniz?
Destek olunİlmi çalışmalarımıza destek olun, bu hizmetlerin kesintisiz sürmesine katkıda bulunun.
Bağış Yap
4.215
"Mümkinat mahiyetlerinin mutlak kemali, mutlak vücuddur. Hususî kemali, istidadlarını kuvveden fiile çıkaran ona mahsus bir vücuddur." (29. Söz) cümlesini izah eder misiniz?
İlgili yer Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:Evet, dünyanın fani yüzüne karşı olan aşk-ı mecazi, eğer o aşık, o yüzün üstündeki zeval ve fena çirkinliğini görüp ondan yüzünü çevirse, baki bir mahbub arasa, dünyanın pek güzel ve ayine-i esma-yı İlahiye ve mezraa-i ahiret olan iki diğer yüzüne bakmaya muvaffak olursa, o gayr-i meşru' mecazi aşk, o vakit aşk-ı hakikiye inkılaba yüz tutar. Fakat bir şart ile ki, kendinin zail ve hayatıyla bağlı kararsız dünyasını harici dünyaya iltibas etmemektir. Eğer ehl-i dalalet ve gaflet gibi, kendini unutup, afaka dalıp, umumi dünyayı hususi dünyası zannedip ona aşık olsa, tabiat bataklığına düşer, boğulur. Meğerki harika olarak bir dest-i inayet onu kurtarsın.1Burada geçen “iltibas etmemek”, birbirine karıştırmamak, bir şeyi başka bir şey zannetmemek demektir. Bediüzzaman Hazretleri, bu ifadeyle insanın kendi şahsi dünyasını, yani kendi hayatıyla sınırlı olan ve ölümle sona erecek dünyasını, bütün dış dünyayla karıştırmaması gerektiğini nazara vermektedir. Çünkü insanın kendi dünyası; sevdiklerinden, malından, gençliğinden, sağlığından, hatıralarından ve yaşadığı hayattan meydana gelir. Bunların hepsi zamanla değişir ve bir gün sona erer. İnsan, bu geçici dünyayı hiç bitmeyecekmiş gibi düşünür ve bütün sevgisini ona bağlarsa, kaybetmekten korktuğu şeyler yüzünden sıkıntı çeker. Halbuki dünyanın yalnızca bu fani yüzü yoktur. Dünya, aynı zamanda Allah'ın isim ve sıfatlarının tecellilerini gösteren bir ayna ve ahiret hayatı için hazırlık yapılan bir tarladır. İnsan, kendi şahsi hayatının geçiciliğini kabul ederken dünyanın bu diğer yönlerini de görebilmelidir.Mesela bir insan, gençliğine, güzelliğine veya sahip olduğu mallara aşırı derecede bağlanırsa, gençliğinin geçmesi, güzelliğinin değişmesi veya malını kaybetmesi karşısında büyük bir üzüntüye kapılabilir. Bunun sebebi, kendi geçici dünyasını kalıcı zannetmesidir. Halbuki gençliğin geçmesi, Allah'ın sanatını ve kudretini gösteren dünyanın sona ermesi demek değildir. İnsan, gençliğini Allah'ın bir nimeti olarak görüp onu hayırlı işlerde kullanabilir. Malını ise ihtiyaç sahiplerine yardım etme ve ahiretini kazanma vesilesi olarak değerlendirebilir. Böylece dünyanın fani güzelliklerine duyduğu sevgi, Allah'ın isimlerini tanımaya ve ahiret için çalışmaya yönelen hakiki bir sevgiye dönüşür. Demek ki burada önemli olan, insanın kendi hayatıyla sınırlı olan geçici dünyasını bütün dünyanın hakikatinden ibaret sanmamasıdır. Aksi halde insan, geçici olanı kalıcı zannederek ona bağlanır. Oysa dünyanın Allah'ın isimlerine ayna olma ve ahirete hazırlık yeri olma yönünü fark ettiğinde, sevgisini daha doğru bir istikamette kullanmayı öğrenir. Bediüzzaman Hazretleri konunun devamında bu durumu şöyle bir örnekle açıklamaktadır:Meselâ, şu güzel ziynetli odanın dört duvarında dördümüze âit dört endâm aynası bulunsa, o vakit beş oda olur. Biri hakîkî ve umûmî, dördü misâlî ve husûsî. Her birimiz kendi aynamız vâsıtasıyla husûsî odamızın şeklini, hey'etini, rengini değiştirebiliriz. Kırmızı boya vursak kırmızı, yeşil boyasak yeşil gösterir. Ve hâkezâ, aynada tasarrufla çok vaz'iyetler verebiliriz. Çirkinleştirir, güzelleştirir, çok şekillere koyabiliriz. Fakat hâricîve umûmî odayı ise, kolaylıkla tasarruf ve tağyîr edemeyiz. Husûsî oda ile umûmî oda, hakîkatte birbirinin aynı iken, ahkâmda ayrıdırlar. Sen bir parmak ile odanı harâb edebilirsin. Ötekinin bir taşını bile kımıldatamazsın.2Yani, dört kişinin aynı odada bulunduğunu ve her birinin önünde odanın görüntüsünü yansıtan bir ayna olduğunu düşünelim. Ortada bir tane gerçek oda, aynalarda ise dört kişinin kendine ait dört ayrı oda görüntüsü vardır. İnsan, aynadaki görüntüyü istediği gibi değiştirebilir, aynayı kırmızı bir boyayla kapatırsa oda kırmızı, yeşil bir boya ile kapatırsa yeşil görünür. Fakat bu değişiklikler gerçek odada değil, yalnızca aynadaki görüntüde meydana gelir. İşte insanın şahsi dünyası da böyledir. Olayları kendi düşünceleri, duyguları ve bakış açısıyla farklı şekillerde algılayabilir. Fakat bu, dış dünyadaki hakikatin değiştiği anlamına gelmez.Mesela bir insan, sevdiği bir yakınının ölümünü veya sahip olduğu bir nimetin elinden çıkmasını düşünerek bütün dünyayı karanlık ve anlamsız görebilir. Burada kararan, aslında onun kendi şahsi dünyasıdır. Yoksa Allah'ın isimlerini gösteren ve ahirete hazırlık yeri olan bütün dünya hakikati ortadan kalkmış değildir. İnsan kendi bakış açısını, düşüncelerini ve duygularını değiştirebilir. Ancak dış dünyadaki her şeyi kendi isteğine göre değiştiremez. Bu sebeple kendi şahsi dünyasında meydana gelen üzüntüleri bütün dünyanın hakikati gibi görmemelidir. Böylece geçici duygularının etkisiyle dünyaya küsmek yerine, olaylara daha geniş bir bakış açısıyla bakabilir ve dünyanın Allah'ı tanımaya, O'nun nimetlerini görmeye ve ahirete hazırlanmaya vesile olan yönünü fark edebilir.Ayrıca BakınızDÜNYA HAYATINA BAKIŞ AÇISIİKİNCİ SÖZ'DE ANLATILAN MÜ'MİNLE KÂFİRİN BAKIŞ AÇISI FARKITAHKİKİ İMANI ELDE ETMENİN YOLLARI NELERDİR?İMAN VE KÜFÜRKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 6.Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 6-7.
Ezan sesi her yere ulaşmalı mı? Günümüzde her yerde camilerin bulunması ve hoparlör sistemi sayesinde, çoğu yere ezan sesi ulaşıyor. Ama bu durum dinimize göre bir zorunluluk mu, yoksa böyle olması münasip görüldüğü için mi böyle yapılıyor?
Bu söz şair Sâib-i Tebrîzî'ye nispet edilen ve "Mücevherât-ı Sâib-i Tebrîzî" adıyla anılan eserde aktarılan bir sözdür. M. Kemal Sayar'ın "Kendi Özünü Bil" adlı kitabında da ele alınmıştır. Şöyle geçmektedir:Azizim! Ufacık bir matlabın adem-i husûlünden dolayı me'yûs ve mükedder olma! A'zamına muntazır ol! Çünkü felekte yıldız kaybolunca âfitâb tulû ediyor. Sen de tecelliyâta muntazır, zuhûrâta tâbi ol!1Yani küçük bir isteğin gerçekleşmedi diye üzülme, daha büyüğünün gerçekleşmesini bekle. Çünkü gökyüzünde yıldız kaybolduğunda güneş doğar. Buradaki tecelliyat, ortaya çıkan haller ve İlâhî tecelliler (yansımalar). Muntazır, bekleyen. Zuhurat ise beklenmedik şekilde ortaya çıkan olaylar demektir. Dolayısıyla sözün anlamı şudur: Hayatın her zaman senin planladığın şekilde ilerlemesini bekleme, karşına çıkan gelişmeleri sabırla karşıla, yeni imkanlara ve farklı seçeneklere açık ol. Hangisi hayırlıdır bilinmez. "Çünkü felekte yıldız kaybolunca âfitâb tulû ediyor." Yani yıldız sönünce güneş doğar. Mesela çok istediğin bir iş gerçekleşmediğinde bunu dünyanın sonu gibi görme. Belki daha hayırlı bir kapı açılacaktır. Ancak bu söz, hiçbir gayret göstermeden oturmak veya her şeyi kadere bırakmak anlamına da gelmemektedir. İnsan elinden geleni yapar, tedbirini alır, kendi iradesi dışında gelişen olaylar karşısında da sabırlı ve metanetli olur.Ayrıca BakınızTEVEKKÜL SAHİBİ OLMAKALLAH'A TEVEKKÜL ETMENİN KAZANIMLARI"İMAN TEVHİDİ, TEVHİD TESLİMİ, TESLİM TEVEKKÜLÜ, TEVEKKÜL SAADET-İ DAREYNİ İSTER."TEVEKKÜLDE ÖLÇÜ NEDİR? ALLAH'IN VAZİFESİNE KARIŞMAMAKSEBEPLERE RİAYETTEN SONRA NETİCEYİ ALLAH'TAN BEKLEMEK (TEVEKKÜL)İMAN HİZMETİYLE MEŞGUL OLANLARIN TEVEKKÜL VE TESLİMİYETLERİNİ CANLI TUTMALARININ YOLLARIGELECEK KAYGISI NASIL YENİLİR? İSLÂM'DA TEVEKKÜL VE TEDBİR DENGESİ"TEVEKKÜL EDENLER YALNIZ ALLAH'A DAYANSIN" İBRAHİM SURESİ 12. AYETİN TEFSİRİKaynakçalarhttps://1000kitap.com/zuhurata-tabi-olmak--4911892
Hocam, ben işletme öğrencisiyim. İslam iktisadına ilgi duyuyorum. Katılım Bankasında şubede staj yapma durumum var. Caiz olur mu acaba?
İstiğfar hatmi diye bir uygulama var mıdır? Son zamanlarda bazı yerlerde 1001 veya 70.000 istiğfar hatmi yapıldığına dair ifadelerle karşılaşıyoruz. Ancak hadis ve rivayet kaynaklarında bu sayılara dair bir bilgiye rastlayamadık. Bu uygulamanın dinî dayanağı var mıdır? İzah edebilir misiniz?
5.392
Üstad Bediüzzaman kendi nefisne hitaben, "müzekkâ olmadığın için" diyor. Bunu nasıl anlamamız gerekir?
130
Bizler yurt dışında yaşıyoruz ve çarşafı şerif giyiyoruz elhamdülillah. Dışarıya gittiğimizde vatanımızdaki gibi abdest yerleri olmuyor. Tuvaletler var fakat gayrimüslim bir kadında bizim için erkekler hükmünde olduğu gibi haram olduğundan dolayı abdest almamız müşkil oluyor. Sualimiz odur ki abdest alırken başı mesh etmek farz illa el saça temas etmesi gerekir mi yoksa bir avuç suyu çarşafı şerifin üstünden başına koysak saçımızın dibi ıslandığını hissettiğimizde şu çarşaftan geçiyor çünkü basın dörtte biri ıslanıyor bu şekilde yapınca farz yerine gelir mi? çünkü çarşaf üstünden de yapınca saçın dibi ıslanıyor . Bu soru bizim için çok önemli Allah hizmetlerinizi kabul eylesin Allah razı olsun
9.282
Çarşaflı bir bayanın kendi başına bisiklete veya motosiklete binmesi uygun mudur? Aynı şekilde çarşaflı bir bayanın eşiyle beraber bisiklete veya motosiklete binmesi uygun mudur?
5.505
En'am suresi 163. ayette Hz. Peygamber efendimiz “Ben Müslümanların ilkiyim" diyor. A'raf suresi 143 te ise Hz.Musa "ben iman edenlerin / müminlerin ilkiyim" diyor. Nasıl anlayalım?
106.477
Hanımların çarşaf giymeleri farz mıdır? Çarşaf hakkında ayet ya da hadis var mıdır? Peygamber (sav)'in hanımları çarşaf giymiş midir?
İslam'a göre, işlenen günahın boyutu ve niteliği ne olursa olsun, ilâhî merhamet kapısı her zaman açıktır. Kişinin düştüğü hatadan dolayı manevi temizliğini ve iffetini ebediyen kaybettiğini düşünerek karamsarlığa kapılması, dinin rahmet prensibiyle bağdaşmaz. Kur'an-ı Kerim, bu husustaki en net müjdeyi şu ayet-i kerime ile vermektedir:De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.1Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de samimi bir yönelişin neticesini şöyle ifade etmiştir:Günahtan tam olarak dönüp tövbe eden, onu hiç işlememiş gibidir.2 Bu beyan, ilâhî affa mazhar olan bir kimsenin manevi sicilinin tamamen temizlendiğini açıkça ortaya koymaktadır.Geçmişteki hatalardan arınmak, manevi iffeti yeniden tesis etmek ve Allah katında tertemiz bir sayfa açmak için şu fıkhî ve ahlakî adımların titizlikle tatbik edilmesi gerekmektedir:Kesin ve Samimi Tövbe (Tövbe-i Nasuh): Yapılan hatadan dolayı kalpte derin bir nedamet (pişmanlık) duymak, o fiili derhal terk etmek ve aynı günaha bir daha dönmemek üzere Allah'a kesin bir iradeyle söz vermek şarttır. Arınmanın temel esası bu samimiyettir.Günaha Götüren Zeminlerin Terk Edilmesi: Manevi korunmanın en güçlü kalkanı, kişiyi hataya sürükleyen etkenlerden uzaklaşmaktır. İlgili arkadaş çevreleri, iradeyi zayıflatan sosyal medya alışkanlıkları ve zaaf oluşturan her türlü iletişim kanalı kesin bir kararlılıkla kesilmelidir.İyilik ve İbadetlerin Çoğaltılması: Kur'an-ı Kerim'deki "Şüphesiz iyilikler kötülükleri giderir"3 ilâhî beyanı gereğince, geçmişin manevi hasarı ibadetlerle onarılmalıdır. Farz namazlara hassasiyet göstermek, nafile ibadetlere yönelmek ve hayır işleriyle meşgul olmak kalbi temizler.Günahın İfşa Edilmemesi (Setr): İslam ahlak hukuku gereği, kişinin işlediği ve tövbe ettiği bir günahı başkalarına anlatması kesinlikle tasvip edilmez. Allah'ın rahmetiyle örttüğü bir kusuru kulun da gizlemesi esastır. Tövbe ile kapatılmış geçmiş hatalar, vicdanı rahatlatmak maksadıyla dahi olsa sırdaş kabul edilen arkadaşlara veya gelecekteki eş adayına aktarılmamalıdır. Hata, yalnızca kul ile Allah arasında bir sır olarak kalmalıdır.Ayrıca BakınızRİSALE-İ NUR'DA TEVBE VE İSTİĞFARLA ALAKALI YERLERNASUH TEVBESİTEKRAR TEKRAR TÖVBEYİ BOZMAKGENÇLİK NİMETİNİN ŞÜKRÜ: İFFET, İSTİKAMET VE HELÂL DÂİREKaynakçalarZümer 39/53İbn Mâce: Zühd, 30 (Hadis No: 4250)Hûd Suresi, 114
13.036
Çarşafın dinimizdeki yeri nedir?
"Risale-i Nur, yüze yakın din tılsımını ve Kur'an muammalarını çözmüştür." Bediüzzaman Hazretlerinin bu ifadeyle kastettiği din tılsımları ve Kur'an muammaları nelerdir? Bunların tamamına veya mümkün olduğunca çoğuna ulaşmak istiyoruz. Ancak yaptığımız araştırmalarda bunların hepsini bir arada bulamıyoruz. Bu konuda kaynaklarıyla birlikte kapsamlı bilgi verebilir misiniz?
8.486
31. Söz Mirac Risalesi'nde geçen aşağıdaki paragrafı izah eder misiniz? Ayrıca burada bahsi geçen hadis-i şerif hangisidir?"Velâyet, kurbiyet merâtibinde sülûktür. Çok merâtibin tayyına ve bir derece zamana muhtâçtır. Nûr-u a'zam olan risâlet ise, akrebiyet-i İlâhiyenin inkişâfı sırrına bakar ki, bir ân-ı seyyâle kâfîdir. Onun için hadîste denilmiş: Bir anda dönmüş gelmiş".
“Yaratan Allah'tır fakat kulun da harekete geçmesi lazımdır” sözü, bu hâliyle küfür değildir. Sözde kastedilen anlam şudur; “Allah yaratandır; kul da iradesini kullanmalı, gayret etmeli ve sebeplere sarılmalıdır.” İslam inancına göre her şeyin yaratıcısı Allah Teâlâ'dır. Bununla birlikte Allah, insana irade ve tercih imkânı vermiş; onu yaptıklarından sorumlu tutmuştur. Detaylı bilgi için bakınız:Ayrıca BakınızSEBEPLER NEDEN YARATICI OLAMAZ?SEBEPLERİN HAKİKİ TESİRİ NEDEN YOKTUR?SEBEPLERİN KADERE ETKİSİSEBEPLERE RİAYETTEN SONRA NETİCEYİ ALLAH'TAN BEKLEMEK (TEVEKKÜL)
“Halife” kelimesinin sonundaki tâ-i merbûtanın kelimeye mâna bakımından müenneslik kazandırmadığı anlaşılıyor. Arap dili ve dil bilimi açısından, bu kelimedeki tâ-i merbûtanın “halife” kelimesine kazandırdığı anlamı izah eder misiniz?
Bela: “Allah (c.c)'ın insanları denemek için verdiği maddi ve manevi sıkıntı, dert, külfet” anlamındadır.1 Musibet ise “insan iradesinin dışında gerçekleşen ve beklemediği şekilde karşılaştığı durum” demektir. Daha çok sabredilmek şartıyla sevap kazandıracak; hastalık, kıtlık, malın eksilmesi veya yok olması, yangın, deprem gibi afetler, sevdiklerinden birinin ölümü vb. ağır sıkıntılar ve insanlardan gelen eziyet ve zulüm gibi şeyler için kullanılır.2Bela, musibet ve hastalıklar, insanların acı çekmesi için verilen, dünya hayatını zindana çeviren, başıboş, manasız fiiller değildir. Bilakis, beraberinde pek çok hikmeti barındıran olaylardır. Rabbimizin bir imtihan aracıdır. Şöyle ki hastalık ve musibetler; insanın acizlik ve fakirliğini fark etmesine, olgunlaşmasına, verilen nimetlerin kıymetini idrak etmesine ve Allah'ın (c.c) rahmetini anlamasına, manevi derecelerinin artmasına, günahlarının affına, böylelikle cehennemden kurtuluşuna ve cenneti kazanmasına vesile olur. Kulun başına gelen bela ve musibetlerin bazı hikmetleri şunlardır:İmtihana vesile olması.Günahların affına vesile olması.Manevi makam ve derecelerin yükselmesine vesile olması.Ömrün bereketlenmesine vesile olması.Acizliğini ve fakirliğini hissederek gafletten uyandırmaya vesile olması.İlahi ikaza vesile olması.Sabrederek sevap kazanmaya vesile olması.Fark edilemeyen nimetlerin fark edilip şükre vesile olması.Ölümü hatırlatıp ahiret için çalışmaya vesile olması.Daha büyük musibetlerin gelmesine engel olması.Bela ve musibetlerin bir kısmı, kulun manevi derecesinin yükselmesine vesile olan kemalat imtihanı iken bir kısmı da günahlara keffaret olup kişiyi gaflet halinden kurtarmak için gelen ikazlardır. Dolayısıyla bela ve musibet anında sabır ile tevekkül etmekle birlikte, bela ve musibete sebep olan olumsuz hallerden de uzak durmak gerekmektedir. Bela ve musibetlerin bazı sebepleri şunlardır:İbadetlerin terk edilmesi.Dini değerlere hürmetsizlik edilmesi.İnsanların iyiliği emretmemesi ve kötülükten sakındırmaması.İnsanların zulmetmesi ve zulme taraftar olması.İşlenen günahlardan dolayı cezalandırılması.Allah (c.c)'a isyan ve emirlerine muhalefet edilmesi.Bu sebeple, musibetlerin hiç gelmemesini istemekten ziyade, onların def'ine vesile olacak manevi sebeplere sarılmak gerekir. Farzları eda etmek, haramlardan sakınmak, istiğfarı çoğaltmak, sadaka vermek ve dua etmek; bela ve musibetlerden sakınmak adına insanın yapması gereken temel hususlardır. Öte yandan, çokça dua etmek, istiaze ve sığınma dualarını günlük hayatın rutini haline getirmek gerekmektedir. Sevgili Peygamberimizin (s.a.v) yaptığı bazı istiaze (sığınma) dualarını da namazların arkasında yapmayı âdet haline getirmek, kişiyi musibetlere karşı muhafaza edebilecek makbul dualardandır."Ya İlahi! Acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, yaşlılığın perişanlığından ve kabir azabından sana sığınırım. Ya İlahi! Nefsime takva ver ve nefsimi temizle. Onu en güzel sen temizlersin. Onun velisi ve mevlası sensin! Ya İlahi! Faydası olmayan ilimden, huşu hissetmeyen kalpten, doymak bilmeyen nefisten, karşılık verilmeyen duadan sana sığınırım."3"Ya İlahi! Deri hastalıklarından, delilikten, cüzzamdan ve bütün kötü hastalıklardan sana sığınırım."4"Ya İlahi! Cehennemin fitnesinden, cehennem azabından sana sığınırım. Kabir fitnesinden ve kabir azabından sana sığınırım. Zenginliğin fitnesinden sana sığınırım. Fakirliğin fitnesinden sana sığınırım. Mesih-i Deccal fitnesinden sana sığınırım."5"Ya İlahi! Katı kalplilikten, gafil olmaktan, fakirlikten, hor ve hakir olmaktan ve miskinlikten sana sığınırım. Yoksulluktan, inkar etmekten, fasıklıktan, şikaktan (nifak), başkaları duysun diye hayır işlemekten ve riyadan sana sığınırım. Sağırlıktan, dilsizlikten, delilikten, cüzzam hastalığından ve kötü huylu olmaktan sana sığınırım."6Ayrıca BakınızDÜNYA'DA BELA VE MUSİBETLERİN DAHA ÇOK MÜSLÜMANLARA GELMESİNİN HİKMETİ NEDİR?MUSİBETLERİN HİKMETLERİ/ İNSANA KAZANDIRDIĞI MANEVİ KAZANÇLARMUSİBET VE HASTALIKLARIN DÜNYEVÎ FAYDALARIKaynakçalarSüleyman Uludağ, “Bela”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (Ankara: TDV Yayınları, 1992), 5: 380.Muhammed b. Mükerrem İbn Manzur, Lisanü'l-ʿArab, nşr. Daru's-Sadr (Beyrut: Daru's-Sadr, 2010), “ʿsvb”, 1/534-537.Müslim, 73 h no 2722Ebu Davud, h no 1554Buhari, Deavat, 45İbn-i Hibban, h, no 4737; İbn-i Hibban, h no 1012; Nevevi, Kitabü'l-Ezkar, 153
Erkeğin, ölen hanımının cenazesini kendisinin kabre yerleştirmesi ya da kabre yerleştirilmesine yardım etmesi dinimizce caiz midir? Hem Hanefi mezhebindeki hükmünü hem Şafii mezhebindeki hükmünü açıklar mısınız?
Erkek çocukların sünnet edilmesi (hıtân), dini bakımdan İslam'ın alametlerinden biridir. Buna karşılık sünnet düğünü veya merasimi yapmak dini bir zorunluluk (farz veya vacip) değil, bir gelenek ve toplumsal örftür. Fıkıh kaynaklarında sünnet münasebetiyle ziyafet vermek ve insanları davet etmek mübah ve güzel bir âdet olarak değerlendirilmiştir.1İslam'a göre helal ve caiz olan bir sünnet organizasyonunun taşıması gereken temel şartlar, merasim genelinde kadın erkek karışık bir ortam olmamalı. Yani sünnet işleyeceğim diyerek harama düşmemelidir. Merasimde gösteriş, böbürlenme ve gururdan kaçınılmalı, büyüklenmek maksadı ile yapılan her şey mekruhtur. Eğer bu davranış israf derecesine varırsa harama dönmüş olur. Organizasyondaki müzik hususunda ise düğün ve sünnet esnasında fon müzikleri, İlahiler, mübah müzikler veya tef çalmak eğlencede aşırıya kaçmamak esastır.Alimler meşru eğlencenin sınırlarını açıklarken, "düğünlerde ve bayramlarda insanların haram sözler söylemeden ve haram işler işlemeden def çalıp, türkü söyleyip oynayabileceklerini ve eğlenebileceklerini söylemişlerdir". Ancak haram olan bir şeyi tasvir etmek, haramları güzel göstermek, cinsel duyguları tahrik etmek ve mahremiyet kurallarına riâyet etmemek gibi davranışlar caiz değildir.2 Ayrıca organizasyonda alkol ve benzeri haram gıda veya unsurların bulunmaması şarttır.Özetle helal bir sünnet organizasyonu, mahremiyet ilkelerine uyulan, israf ve gösterişten uzak tutulan, haram unsurlardan arındırılmış, hayır duası ve meşru ikramlarla icra edilen bir merasim olmalıdır.Ayrıca BakınızSÜNNET OLMAK (HITAN)MÜZİK DİNLEMENİN HÜKMÜİSLÂM'DA MÜZİK ÂLETLERİNİ ÇALMANIN HÜKMÜÇALGILI DÜĞÜNLERE GİTMEK GÜNAH MIDIR? GİTMEDİĞİMİZDE DIŞLANIYORSAK NE YAPMALIYIZ?DİNEN UYGUN OLMAYAN DÜĞÜN VE NİŞANA GİDEN KİŞİ DÜĞÜN SAHİBİNİN GÜNAHINA ORTAK OLUR MU?NİŞAN VE DÜĞÜNKaynakçalarVehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Risale Yay., İstanbul 1990, c. 8, s. 255.Heyet, Fetvalar, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2024, s. 515.
Erkek bebeklerin iki yaşını doldurmadan sütten kesilmesinin dinimiz açısından hükmü nedir?Emzirme süresinin çocuğun gelecekteki cesareti ve savaşlarda galip veya mağlup olmasıyla bir ilgisi var mıdır?