Bağış Yap

Sorular

Fecr Suresinde Üzerine Yemin Edilen On Gece Hangileridir? Müfessirlerin Görüşleri Nelerdir?

Fecr sûresinin başında geçen “on gece /وَلَيَالٍ عَشْرٍ” ifadesinin tam olarak hangi on geceye işaret ettiği kesin olarak bilinmemektedir. Bununla birlikte, âlimlerimiz bu konuda çeşitli görüşler ileri sürmüşlerdir. Bu görüşler genel olarak şu dört ihtimal üzerinde yoğunlaşmaktadır: Zilhicce'nin ilk on gecesi, Muharrem'in ilk on günü, Ramazan'ın ilk on günü ve Ramazan'ın son on gecesi.On gece hakkında Fahrettin Razi tefsirinde şöyle demiştir.Alimler bu hususta şu izahları yapmışlardır:Zilhiccenin İlk On Gecesidir.1) Çünkü Zilhicce'nin on gecesinde (gününde) bu dini emirler yapılır. Bir hadis-i şerifte de "Kendisinde salih amelin yapıldığı hiçbir gün, Zilhicce'nin on gününde yapılan amelden daha üstün değildir" denilmiştir.Muharrem Ayının On Günü2) Bu, Muharrem ayının başından sonuna kadar süre içerisinde geçen on gecedir. Bu ayet, o günlerin kıymetli olduğuna dikkat çeken bir ifadedir. Muharrem ayında geçen günlerden birisi de aşure günüdür. O günde oruç tutmanın faziletine dair haberler variddir.Ramazan'ın Son On Günü3) Bu, Ramazan ayının son on günüdür. Allahü teâlâ, şerefinden ötürü bu günlere yemin etmiştir. Bir de bu günler içerisinde, Kadir gecesi de vardır. Çünkü bir hadisde, "Kadir gecesini Ramazan'ın son on günü içinde arayın" diye hadis varid olmuştur. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in Ramazan'ın son on gününe girdiği zaman, aileleriyle yatmayı terkettiği ve onları ikâz ettiği rivayet edimiştir ki Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in bu günlerde hiç cima etmeyip, ailesine teheccüd namazı emretmesinden kinayedir.1On gece hakında Ebussud Efendi tefsirinde şöyle demiştir:Bu on gece, Zilhicce ayının son on gecesidir. İşte bundan dolayıdır kı, burada fecr, arefe gününün, yahut kurban bayramının birinci gününün fecri olarak da tefsir edilmiştir. Yahut bu on gece, Ramazan ayının son on gecesidir.2Nesefi ise tefsirinde şöyle demiştir:Zilhiccenin ilk on gecesi ya da Muharrem'in ilk on gecesi ya da Ramazan'ın son on gecesidir.3Ebü'l-Ferec İbnü'l-Cevzi Zadü'l Mesir tefsirinde şöyle demektedir:Bunda da dört görüş vardır:Birincisi: O Zilhicce'nin on günüdür, bunu da el - Avfi, İbn Abbâs'tan rivayet etmiş; Mücâhid, Katâde, Dahhâk, Süddi ve Mukâtil de böyle demişlerdir.İkincisi: O Ramazan'ın son on günüdür, bunu da Ebû Zabyan, İbn Abbâs'tan rivayet etmiştir.Üçüncüsü: Ramazan'ın ilk on günüdür, bunu da Dahhâk, demiştir.Dördüncüsü: Muharrem'in ilk on günüdür, bunu da Yeman b. Riab, demiştir.4Âlûsî ise tüm görüşleri delilleriyle beraber şöyle anlatmakta ve kendinden önceki görüşleri şöyle toparlamaktadır:Buradaki “on gece”, Dahhâk'ın rivayeti dışındaki birçok rivayete göre Zilhicce'nin ilk on gecesidir. Hâkim'in sahih kabul ettiği ve başkalarının da İbn Abbas'tan naklettiği rivayet budur. İbnü'z-Zübeyr, Mesrûk, Mücâhid, Katâde, İkrime ve başkalarından da aynı görüş rivayet edilmiştir. Ahmed, Nesâî, Hâkim -hadisi sahih kabul ederek- Bezzâr, İbn Cerîr, İbn Merdeveyh ve Beyhakî'nin Şuabu'l-îmân adlı eserinde Câbir'den merfû olarak naklettikleri rivayet de bunu desteklemektedir. Bu on günün fazileti ise bilinen bir fazilettir.Ahmed ve Buhârî, İbn Abbas'tan merfû olarak şu hadisi rivayet etmişlerdir:“İçinde yapılan salih amelin Allah katında bu on günde yapılan salih amelden daha sevimli ve daha faziletli olduğu hiçbir gün yoktur.” Sahâbîler: “Ey Allah'ın Resûlü! Allah yolunda cihad da mı?” diye sordular. Resûlullah şöyle buyurdu: “Allah yolunda cihad da yoktur. Ancak malı ve canıyla Allah yolunda cihad eden ve bundan hiçbir şeyle geri dönmeyen kimse müstesnadır.”İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbas'tan, burada kastedilen Ramazan'ın son on günü olduğuna dair bir rivayet nakletmişlerdir. Dahhâk'tan da buna benzer bir görüş rivayet edilmiştir. Hatta et-Tebrîzî, bu on gecenin Ramazan'ın son on gecesi olduğu hususunda ittifak bulunduğunu ileri sürmüş ve bazıları da bunu, sahihliği üzerinde ittifak edilmiş hadisle desteklemiştir. Hz. Âişe şöyle demiştir: “Resûlullah, on gün girdiği zaman —yani Ramazan'ın son on günü— eteğini sıkıca bağlar, gecesini ihya eder ve ailesini de uyandırırdı.” Ancak bazı âlimler bu görüşe şu şekilde itiraz etmişlerdir: Resûlullah'ın bu şekilde ibadet etmesinin sebebi, burada geçen “on gün”ün özellikle bu on gün olması değil, Kadir gecesinin bu günlerin içerisinde bulunması olabilir.İbn Cüreyc'den, burada Ramazan'ın ilk on gününün kastedildiği rivayet edilmiştir.Yemân ve bir grup âlime göre ise bunlar Muharrem'in ilk on günüdür. Bu on gün içerisinde Âşûrâ günü bulunmaktadır ve onun fazileti hakkında da çeşitli hadisler rivayet edilmiştir. Buhârî ve Müslim ile başkaları, İbn Abbas'tan şu rivayeti nakletmişlerdir: “Peygamber Medine'ye geldiğinde Yahudilerin Âşûrâ günü oruç tuttuklarını gördü. Bunun üzerine, 'Oruç tuttuğunuz bu gün nedir?' diye sordu. Onlar, 'Bu, büyük bir gündür. Allah bu günde Mûsâ'yı ve kavmini kurtarmış, Firavun ve ailesini ise boğmuştur. Mûsâ da şükür olarak bu gün oruç tutmuştur' dediler. Bunun üzerine Resûlullah, 'Biz Mûsâ'ya sizden daha layığız' buyurdu. Ardından kendisi o gün oruç tuttu ve oruç tutulmasını emretti.”... Sahabeler Âşûrâ gününde oruç tutmaya devam ettiler. Küçük çocuklarına da oruç tuttururlardı. Çocukları mescide götürür ve onlar için yünden yapılmış oyuncaklar hazırlardı. Çocuklardan biri yemek istemesi sebebiyle ağladığında, iftar vakti gelinceye kadar oyalanması için ona bu oyuncaklardan verirlerdi.... Her ne şekilde olursa olsun, burada “on gece” ifadesinin nekre olarak getirilmesi, yüceltme ve önemini vurgulama içindir. “On” kelimesinin nekre oluşunun ise “bir kısmı” anlamında olduğu söylenmiştir; çünkü bu geceler yılın veya ayın gecelerinin yalnızca bir kısmıdır. Bununla birlikte burada asıl uygun olan yorum, ifadenin yüceltme ve büyüklük ifade etmesidir.5Ayrıca BakınızZİLHİCCE AYININ İLK ON GECESİNİN FAZİLETİ VE YAPILMASI TAVSİYE EDİLEN İBADETLERZİLHİCCE AYININ İLK 10 GÜNÜ SAÇ VE TIRNAKLARI KESMEMEKMUHARREM AYI'NIN VE AŞURE GÜNÜ'NÜN FAZİLETİ NEDİR?MUHARREM AYININ 10. GÜNÜ VE AŞURE DAĞITMAKRAMAZAN AYININ FAZİLETLERİKaynakçalarFahreddin er-Râzî, Mefâtîḥu'l-ġayb = et-Tefsîru'l-kebîr, Beyrut: Dâr İḥyâʾi't-Türâsi'l-ʿArabî, 3. bs., 1420, c. 31, s. 149.Ebû's-Suûd, İrşâdü'l-akli's-selîm ilâ mezâya'l-Kitâbi'l-Kerîm, Beyrut: Dâr İhyâi't-Türâsi'l-Arabî, c. 9, s. 153.Ebû'l-Berekât en-Nesefî, Medârikü't-tenzîl ve hakāʾiku't-teʾvîl, thk. Yûsuf Ali Bedîvî, mür. ve takd. Muhyiddîn Dîb Müstû, Beyrut: Dârü'l-Kelimi't-Tayyib, 1. bs., 1419/1998, c. 3, s. 637.İbnü'l-Cevzî, Zâdü'l-mesîr fî ilmi't-tefsîr, thk. Abdürrezzâk el-Mehdî, Beyrut: Dârü'l-Kitâbi'l-Arabî, 1. bs., 1422, c. 4, s. 437.Şehâbeddin el-Âlûsî, Rûhu'l-meânî fî tefsîri'l-Kur'âni'l-azîm ve's-seb'i'l-mesânî, thk. Ali Abdülbârî Atıyye, Beyrut: Dârü'l-Kütübi'l-İlmiyye, 1. bs., 1415/1994, c. 15, s. 335.

Bediüzzaman Hazretleri Hıdırellez İçin Neden “Bayram-ı Âmme” Demiştir? Hıdırellez Dini Bir Bayram mıdır?

“Umûm kardeşlerimize binler selâm ve bugünkü Hıdırellez olan bayram-ı âmmenizi tebrîk ederiz.” Bediüzzaman Hazretleri burada Hıdırellez'i neden “bayram-ı âmme” olarak nitelendirmiş olabilir? Bu ifadeyi nasıl anlamak gerekir?İkinci olarak, Ebüssuûd Efendi'nin Hıdırellez'in kutsallığına inanılmaması gerektiğine dair fetvasını Risale Online'da okumuştum. Ancak Bediüzzaman Hazretleri'nin Hıdırellez'den “bayram” olarak bahsetmesi, bu günün dinî hükmü ve önemi konusunda zihnimde bir tereddüt oluşturdu. İslam âlimleri ve fakihler arasında Hıdırellez'in dinî mahiyeti ve önemi konusunda farklı görüşler var mıdır? Bu fıkhî meseleyi nasıl değerlendirmek gerekir?

“Kanun-u Tenasül Haricinde İcad” Ne Demektir? Bediüzzaman Hazretleri'nin İfadesi Bilimsel Olarak Nasıl Anlaşılmalıdır?

“9. Lem'a”da geçen “kānûn-ı tenâsül hâricinde îcâd edilir” ifadesinden, yaprakların üzerinde veya çürümüş maddelerde herhangi bir yumurta ya da ebeveyn canlı olmaksızın meyve sineği gibi canlıların yaratıldığı anlaşılmaktadır. Ancak günümüz biliminin verilerine göre, örneğin çürüyen meyveler üzerinde daha önceden bırakılmış ve çıplak gözle görülmeyen sinek yumurtalarından bu canlılar gelişmektedir.Bu durumda, Bediüzzaman Hazretleri'nin burada farklı bir şeyi kastetmiş olması mı söz konusudur, yoksa kendi dönemindeki ilmî kabuller sebebiyle mi böyle bir ifade kullanmıştır? Risale'nin genel mesajını kabul etmekle birlikte, bu hususun nasıl anlaşılması gerektiğini merak ediyoruz.

284

Risale-i Nur'un Felsefe ve Kelam İlmine Bakışı / Risale-i Nur Dışındaki Eserleri Okumak

Risale-i Nur'un kelâm ilmi ve felsefeye bakışı nasıldır? Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin bu sahadaki vukufiyeti ve derinliği hangi yönleriyle öne çıkar? Bu bağlamda Risale-i Nur Külliyatının kelâm ve felsefe alanlarında tatmin edici ve yeterli olduğunu, bu alanlarda Risale-i Nur dışında bir esere yönelmenin neden gereksiz (ya da ikincil derecede) olabileceğini nasıl izah edebiliriz?

Cenab-ı Allah Nimetler Veren, Esirgeyen ve Bağışlayan mıdır? Allah'ın İsim ve Sıfatları Nasıl Tecelli Eder?

Cenab-ı Allah hem sonsuz nimetleri veren, hem kullarını koruyup esirgeyen, hem de günahları bağışlayandır. Nitekim Allah, Mu'tî (veren), Vehhâb (karşılıksız ve çokça ihsan eden) ve Rezzâk (rızık veren) isimleriyle yarattığı sayısız varlıklara varlığı, rızkı ve sayılamayacak nimetleri ihsan eder.Rahmân ve Rahîm isimleriyle kullarına şefkat ve merhamet gösterir, onları çeşitli sıkıntı ve zararlardan korur.Mâni' (engelleyen, zararları önleyen) ismiyle de hikmeti gereği bazı zararları ve kötülükleri engeller. Bunun yanında Gafûr (çok bağışlayan), Gaffâr (günahları tekrar tekrar örten) ve Afüvv (günahları affeden) isimleriyle de samimiyetle kendisine yönelip tövbe eden kullarının günahlarını örten, cezalandırmaktan vazgeçip bağışlayandır.Netice olarak Allah hem veren, hem esirgeyen, hem de bağışlayandır. Allah'ın bu sıfatları arasında bir zıtlık yoktur. Bunların her biri, Allah'ın hikmet, adalet, rahmet ve lütfunun farklı şekillerdeki yansımalarını göstermektedir.Ayrıca BakınızALLAH'IN SUBÛTİ, SELBİ, HABERİ VE FİİLİ SIFATLARICENÂB-I HAKK'IN SIFATLARINDA ZITLIK BULUNUR MU?RİSALE-İ NUR'DA ALLAH'IN İSİM VE SIFATLARI NASIL ANLAŞILIR? ANTROPOMORFİZMDEN NASIL AYRILIR?ALLAH'IN SIFATLARI ZATINA MUHTAÇ MIDIR?ALLAHIN SIFATLARI VE ZAMANKADERE İMANIN ALLAH'IN İLİM, İRADE VE KUDRET SIFATLAR İLE İRTİBATIARŞ'A İSTİVA, YED, VECH, AYN GİBİ HABERİ SIFATLAR NASIL ANLAŞILMALIDIR? ALLAH GÖKTE MİDİR?

3.064

"Şefkat-i Rububiyetini Müteessir Eden Ehl-i Dalaleti ve Ehl-i Küfrü, Haşrin İnkarında Onları Tasdîk Etmekten Yüz Binler Derece Mukaddessin" Ne Demektir?

İlgili yer Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:ve küfür ve isyan ile ve seni va'dinde tekzîb etmekle senin azamet-i kibriyâna dokunan ve izzet-i celâline dokunduran ve ulûhiyetinin haysiyetine ilişen ve şefkat-i rubûbiyetini müteessir eden ehl-i dalâleti ve ehl-i küfrü, haşrin inkârında onları tasdîk etmekten yüz binler derece mukaddessin.Buradaki “şefkat-i rububiyyetin müteessir olması” ifadesini teşbih ve mecaz cihetiyle anlamalıyız. Çünkü Cenab-ı Hak, yarattıklarının hiçbirine benzemez. Yarattıklarından hiçbirinin özelliği de O'na benzemez. Rabbimiz muhalefetün li'l-havadistir; yani Allah, sonradan yaratılan hiçbir varlığa hiçbir cihetle benzemez. Hiçbir varlık O'nun Zatını zihnen ve aklen kuşatamaz. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şöyle ifade eder:Ve kezâ, Sâni'-i Zülcelâl, bütün nevâkıstan pâk ve münezzehtir. Çünki noksâniyet, maddiyâtın mâhiyetlerindeki isti'dâdın kılletinden ileri gelir. Hâlbuki Cenâb-ı Hakk maddiyâttan değildir.Ve kezâ, Sâni'-i Kadîm-i Ezelî, kâinâtın ihtivâ ettiği eşyânın cismiyet, cihetiyet, tagayyür, temekkün gibi istilzâm ettikleri levâzım ve evsâftan berî ve münezzehtir. Kur'ân-ı Kerîm şu iki hakîkate Allâh'a misil yapmayın ma'nâsına olan فَلَا تَجْعَلُوا لِلّٰهِ اَنْدَادًا âyetiyle işâret etmiştir. 1Kur'an-ı Kerim de bu hakikate, Allah'a benzer ve misil tutulamayacağını ifade eden şu ayetle işaret eder:Öyle ise (eşi olmayan) Allah'a, benzerler (ortaklar) koşmaya kalkmayın! 2Bu hakikat, Allah'ın varlıkları terbiye edişine, idare edişine ve onlara muamelesine bakan İlahi tecelliler hakkında da geçerlidir. Yani Allah'ın zatı ve sıfatları varlıklara benzemediği gibi, muhabbeti, gazabı, şefkati ve bu manalardaki İlahi tecellileri de bizim anladığımız şekilde değildir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şöyle ifade eder:Çünkü nasıl Cenab-ı Hakk'ın zat ve sıfatında, nazir ve şebih ve misli yoktur. Öyle de, şuunat-ı Rububiyetinde misli yoktur. Sıfatı nasıl mahlukāt sıfatına benzemiyor, muhabbeti dahi benzemez. Öyle ise, şu ta'biratı müteşabihat nev'inden tutup deriz ki: Zat-ı Vacibü'l-Vücud'un vücub-u vücuduna ve kudsiyetine münasib bir tarzda ve istiğna-yı zatisine ve kemal-i mutlakına muvafık bir surette muhabbeti gibi bazı şuunatı var...3Bu durumda “şefkat-i rububiyyetin müteessir olması” ifadesi, haşa Allah'ın bizim bildiğimiz manada üzülmesi, etkilenmesi, sarsılması veya sonradan yeni bir hal kazanması demek değildir. Böyle bir mana verilemez. Çünkü Allah Teala, yaratılmışlara ait hiçbir eksikliği taşımaz. O, maddi değildir, cisim değildir, bir yerde bulunmakla sınırlı değildir; değişmekten ve sonradan başka bir hale girmekten de münezzehtir. Çünkü değişmek, sonradan olmayı, başka bir hale geçmeyi çağrıştırır. Mekanla kayıtlı olmak da mahluk varlık olmanın bir vasfıdır. Cenab-ı Hak ise ezelidir, ebedidir ve yaratılmışlara ait bütün sınırlardan münezzehtir.Burada anlatılmak istenen, insanların küfür ve isyanı, Allah'ın rahmetine, hikmetine, adaletine ve kullarını terbiye eden Rububiyetine zıt bir tavırdır. Çünkü Allah insanı yaratır, yaşatır, besler, korur, sayısız nimet verir ve onu her an terbiye eder. Böyle bir Rabbe karşı iman, şükür ve itaat gerekirken; inkar, nankörlük ve isyan ile karşılık vermek elbette çok büyük bir suçtur.Bu sebeple metindeki “müteessir olmak” ifadesi, haşa Allah'ın bizim bildiğimiz manada üzülmesi, sarsılması veya duygusal bir değişim yaşaması demek değildir. Buradaki mana, küfür ve dalaletin İlahi rahmete, hikmete ve adalete karşı çok çirkin bir karşılık olmasıdır. Böyle bir suç da İlahi gazabı ve cezayı celbeder.Allah insanlara sonsuz denecek kadar çok nimet, ihsan ve rahmet eserleri gösterir. İnsan ise buna rağmen bu nimetleri Allah'tan bilmez, O'nun vaadini yalan sayar, rahmet eserlerini değersiz görür ve kulluk vazifesinden yüz çevirirse; bu, büyük bir cürüm olur.İşte bu cürüm, Allah'ın şefkatle terbiye eden Rububiyetine zıt düştüğü için, kişinin rahmete layık bir tavırdan uzaklaşmasına sebep olur. Yani insan kendi iradesiyle rahmet kapısını kapatır ve ceza ile karşılık görmeyi hak eder.Kısacası: “Şefkat-i rububiyyetin müteessir olması” ifadesi mecazi bir anlatımdır. Burada, haşa Allah'ın bizim bildiğimiz manada etkilenmesi veya üzülmesi kastedilmez. Çünkü Allah, yaratılmışlara ait bütün eksikliklerden münezzehtir. Asıl anlatılan şudur: Küfür ve isyan, Allah'ın rahmetine, hikmetine ve adaletine aykırı bir tavır olduğu için, İlahi gazabı ve cezayı celbeder.Ayrıca BakınızALLAHIN SIFATLARINI NASIL ANLARIZALLAH'IN İSİM-SIFAT-ŞUUNAT VE ZATININ MÜKEMMELLİĞİCENÂB-I HAKK'IN SIFATLARINDA ZITLIK BULUNUR MU?İSİM VE SIFAT NEDİR?RUBUBİYET VE TERBİYERUBUBİYETİN TANIMIKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, İşarat-ül İ'caz, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 141.Nahl, 16/74.Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 134-135.