Sorular

7.292

Risale-i Nur'da Ene Neden Elife, Zerre Neden Noktaya Benzetilir?

İlgili kısım Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:Ene ve Zerre'den ibâret bir elif, bir noktadır.Şu Söz'ün “İki Maksadı” var. Birinci Maksad, enenin mâhiyet ve neticesinden; İkinci Maksad, zerrenin hareket ve vazîfesinden bahseder.130. Söz'ün başında geçen bu kısımdan anlaşılacağı üzere Bediüzzaman Hazretleri, eneyi elife, zerreyi (atomu) ise noktaya benzetmektedir. Böylece insanın iç dünyasını ve kâinatın en küçük parçasını benzetmek suretiyle ele almaktadır. Bu benzetmeleri açıklayacak olursak;Ene ve ElifEne, yani insanın "ben" duygusu, elif harfiyle temsil edilmiştir. Bunun birkaç yönü vardır. Maddeler hâlinde ele alacak olursak;1- Ene kelimesinin ilk harfi "elif"tir. Bu nedenle elif, eneye işaret etmektedir.2- Elif harfi, düz ve ince bir çizgidir. Ene de aslında insanın içinde bulunan ince, hassas bir ölçü birimi gibidir.3- Elif kendi başına bağımsız bir anlam ifade etmez, onu yazan kişiye işaret eder. Ene de aynı şekilde Allah'ın ilim, kudret ve irade gibi sonsuz sıfatlarını anlamaya bir ölçü olması için verilmiştir.4- Ene, kendisine verilen vazifeyi unutup gerçek sahiplik iddiasına kalkışırsa büyür ve kalınlaşır. Ene eğer kalınlaşırsa insanı yutar. Normalde ince olan elif kalınlaşırsa ve büyürse insanı yutacak bir hâle gelmesine bir işaret vardır.5- Elif harfi Kur'an elifbasının ilk harfidir. Hâliyle Kur'an öğrenecek kişi ilk olarak elif harfini öğrenir. Öyle de insanın hem kendisini hem de Rabbini doğru tanıması için ilk önce Ene'nin mahiyetini, ne olduğunu ve insana ne için verildiğini öğrenmesi gerekir. Ene'nin elife benzetilmesinde bu nükteye de bir işaret vardır.Zerre ve NoktaZerre, yani atom ise kâinatın en küçük yapı taşı olarak nokta ile temsil edilmiştir. Nokta nasıl küçüklüğüne rağmen bir yazının şekillenmesinde önemli bir yere sahipse, zerreler de küçüklüklerine rağmen kâinatın kurulmasında büyük vazifeler görürler. Her bir zerre, hareketleri ve görevleriyle Allah'ın sonsuz kudretine ve birliğine işaret eden bir delildir. Gözle görülemeyecek kadar küçücük olan bu varlıklar, son derece düzenli ve hikmetli bir şekilde hareket ederek kâinatta tesadüfe yer olmadığını gösterirler. İşte zerre, kâinattaki en küçük varlıklardan biri olduğu için, insanın küçüklüğü ifade etmekte kullandığı noktaya benzetilmiştir.İşte bu bağlamda Bediüzzaman Hazretleri, 30. Söz'e "bir elif ve bir nokta" ile başlamıştır. Yani insanın iç âlemindeki ene ile kâinatın dış âlemindeki zerreyi karşı karşıya getirerek hem insanın kendisini tanımasının hem de kâinatı okumasının Allah'ın varlığına ve birliğine ulaştıran iki önemli yol olduğunu ifade etmiştir.Ayrıca BakınızENE/ENANİYET İLE ALLAH'I BULMAK VE TANIMAKZERRELERİN (ATOMLARIN) HAREKETLERİNDEKİ İLÂHÎ HİKMETLERATOMLARLA ALLAH'IN VARLIĞININ İSPATIKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 219.

4.255

Lügat Ezberinin İnsana Kazandırdıkları

Lügat; kelime ve söz demektir. Ayrıca bir milletin dili ve kelime hazinesi mânâsında da kullanılır.Lügat Bilmenin Faydalarını Şu Şekilde Sıralayabiliriz:- Lügat bilgisi, insanın bir şeyi daha iyi anlamasına ve anlatmasına yardımcı olur.- Bu anlamlar itibarıyla insanların bilgi hazinesini genişletir. Bilgi genişledikçe bakış açısı değişir, bakış açısı dediğimiz nazar değiştikçe düşünce değişir, düşünce değiştikçe kişilikler anlam kazanmaya başlar. Kelime dağarcığı fazla olan milletlerin refah seviyesinin bu nispette arttığını ifade edebiliriz.- Lügat bilgisi, kişinin bir şeyi anlamasına ve başkasına anlatmasına çok yardımcı olur. Çocuk, birçok kelimeyi daha öğrenmediği için kendini ifade edemez. Bunun için de ağlar. Sonra kelimeleri öğrendikçe kendini ifade etmeye başlar, bu da özgüvenini artırır.- Okunan ve dinlenen şeyi daha iyi anlamayı sağlar.- İlim ve sanat sahalarında kullanılan terimleri kavramayı kolaylaştırır.- Muhakemeyi, tefekkürü ve öğrenme kabiliyetini geliştirir.- Ayrıca ıstılah denilen terimler vardır ki bunlar birer anahtar gibidir. Bir konuyu anlamak için bu ıstılahları bilmek gerekir. Yoksa o konuyu anlamak zor olur. Bu ıstılahları tam anlayınca, o konunun geçtiği her yeri anlamak daha kolay olur. - Üstad Bediüzzaman Hazretleri de meşhur Kamus-u Okyanus'u babü's-sîne kadar ezberlemiştir. Yani 1154 sayfa ezber yapmıştır. Onun ilminin bu kadar geniş olmasında lügat ezberinin ayrı bir yeri vardır.Ayrıca BakınızLUGAT-I HÜSREVİRİSALE-İ NUR'U ANLAMADA ISTILAH VE LÜGAT

4.012

Risale-i Nur'da Yüz Kapılı Saray Misali İle Ne Anlatılıyor?

“Bir saray var. Yüzer kapalı kapıları var. Bir tek kapının açılmasıyla o saraya girilebilir, öteki kapılar da açılır. Eğer bütün kapılar açık olsa, bir iki tanesi kapansa, o saraya girilemeyeceği söylenemez!” (Lemalar, 13. lema)Bu saray misalinin mantığını tam olarak anlayamadık. Bazı kapıların açık, diğerlerinin kapalı olması ne demektir? Kapalı olan ve açık olan kapılardan kastedilen tam olarak nedir? Bunu güncel olarak izah edebilir misiniz?

4.404

Hadisler ve Sünnet Doğrudan Vahiy Sayılır mı?

Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şöyle söylemektedir:Vahiy iki kısımdır. Biri, vahy-i sarîhîdir ki, Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm onda sırf bir tercümandır, mübelliğdir, müdâhalesi yoktur. Kur'ân ve bazı ehâdîs-i kudsiye gibi. İkinci kısım, vahy-i zımnîdir. Şu kısım mücmel ve hulâsası, vahye ve ilhâma istinâd eder. Fakat tafsîlâtı ve tasvîrâtı Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'a âittir. O vahiyden gelen mücmel hâdiseyi tafsîl ve tasvîrde Zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm, bazen yine ilhâma ya vahye istinâd edip beyân eder. Veyahud kendi firâsetiyle beyân eder. Ve kendi ictihâdıyla yaptığı tafsîlât ve tasvîrât, ya vazîfe-i risâlet noktasında ulvî kuvve-i kudsiye ile beyân eder. Veyahud örf ve âdet ve efkâr-ı âmme seviyesine göre, beşeriyeti noktasında beyân eder. 1Sünnetin vahiy ile ilişkisini anlayabilmek için önce vahyin iki kısmını bilmek gerekir.Birinci kısım vahy-i sarîhtir. Buna vahy-i metlüv de denilir. Bu, açık ve doğrudan vahiy demektir. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm bu kısımda Allah'tan gelen vahyi olduğu gibi tebliğ eder; kendi tarafından bir ilâve yapmaz. Yani burada vazifesi, gelen vahyi insanlara eksiksiz bildirmektir. Kur'ân-ı Kerîm bu vahyin en açık misâlidir. Bazı hadîs-i kudsîler de bu kısma dahil edilmiştir.İkinci kısım ise vahy-i zımnîdir. Buna vahy-i gayr-ı metlüv de denilir. Bu kısımda vahyin özü ve esası Allah'tan gelir; fakat açıklanışı, misallerle anlatılması ve tafsil edilmesi Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'a aittir. Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm kendisine gelen bu özlü hakikati bazen yine vahiy ve ilhâm ile, bazen de firâset ve hikmetle beyan etmiştir. Bu sebeple hadîslerde yer alan her ayrıntıyı, Kur'ân âyetleri gibi lafzıyla doğrudan vahiy kabul etmek doğru değildir. Burada önemli olan nokta şudur: Bazı hakikatler Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'a özet hâlde bildirilmiş, o da bunları insanların anlayışına uygun bir üslûpla açıklamıştır. Bu açıklamalarda hem peygamberlik vazifesinin nûru hem de beşeriyet hâlinin gerektirdiği ifade tarzı birlikte görülebilir. Onun için hadîsleri değerlendirirken bu incelik göz önünde bulundurulmalıdır.Sünnet; kelime olarak yol, gidişat, yaşayış tarzı ve takip edilen usûl demektir.2 Kur'ân-ı Kerîm'de “sünnetullah” ifadesi, Allah'ın kâinatta ve insan hayatında cari olan değişmez kanunlarını anlatır. Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'ın sünneti ise onun sözleri, fiilleri, tavırları ve onaylarıdır. İslâm âlimleri sünneti kendi ilim dallarına göre farklı şekillerde tarif etmişlerdir; fakat hepsinin ortak noktası şudur: Sünnet, Resûlullah Aleyhissalâtü Vesselâm'ın dinin yaşanışını fiilen göstermesidir. Bu itibarla sünnet, Cenâb-ı Hakk'ın vahiy ile bildirdiği hakikatlerin, Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'ın hayatında yaşanmış ve uygulanmış şeklidir.Kısaca sünnet; Kur'ân ve hadîs-i kudsî gibi doğrudan vahiy olmamakla beraber, vahyin gölgesinde Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) Allah tarafından makbul ve râzı olunmuş söz, fiil ve hâllerinin hayata akseden şeklidir.Ayrıca BakınızSÜNNETİN GÜNLÜK HAYATTAKİ FAYDALARIFARZ VE SÜNNETİN EHEMMİYET SIRASIRİSALE-İ NUR'DA SÜNNET-İ SENİYYE BAHİSLERİKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 230.MURTEZA BEDİR, "SÜNNET", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2010, c. 38, s. 150.https://islamansiklopedisi.org.tr/sunnet--peygamber#1 (18.05.2026).

6.726

Vahşî Hayvanların Avlanması Caiz Değilse Neden Böyle Yaratıldılar?

Üstad Bediüzzaman, risalelerde vahşi hayvanların masum hayvanları yemesinin caiz olmadığını beyan ediyor. Lakin belgesellere ve hayvanın yapısına dikkat edildiğinde, mesela aslanın fıtratı gereği yakalamak ve öldürmek için olduğu anlaşılıyor. Hâl böyleyken koşmak ve yakalamak için yaratılmış bir hayvanın bunu yapmasının caiz olmadığını söylemek zahiren tezat gözüküyor. İşin hakikatini açar mısınız?