İlgili kısım şöyle geçmektedir:
Evet, nasıl herkesin akıl ve hayâl ve nazarı her vakit semâya gider. Öyle de, ağırlıklarını bırakan ervâh-ı enbiyâ ve evliyâ; veya cesedlerini çıkaran ervâh-ı emvât izn-i İlâhî ile oraya giderler. Madem hıffet ve letâfet bulanlar oraya gider. Elbette cesed-i misâlî giymiş ve ervâh gibi hafif ve latîf bir kısım sekene-i arz ve hava, semâya gidebilirler.1
Yani nasıl insanın düşüncesi ve hayali bir anda göklere, yıldızlara ulaşabiliyorsa peygamberlerin, velilerin ve vefat etmiş insanların ruhları da Allah’ın izniyle semavi âlemlere yükselebilir. Ardından da, ruh gibi latif özellik taşıyan bazı varlıkların semalara çıkmasının aklen mümkün olduğu nazara verilmektedir.
"Ölünce ruhlarımız göğe mi yükseliyor, kabir âlemi toprak altında değil mi?" sorusuna gelince: İslam inancına göre kabir âlemi sadece toprağın altındaki maddi kabirden ibaret değildir. İnsan bedeni kabirde kalsa da ruh berzah denilen farklı bir âleme geçer. Bu âlem bizim bildiğimiz mekan ölçülerine bağlı değildir. Bu nedenle ruhun Allah’ın izniyle semavi âlemlere yükselmesi ile kişinin kabir hayatı yaşaması arasında bir çelişki yoktur. Beden kabirde bulunurken ruh berzah âleminde kendine mahsus bir hayat sürer.
Detaylı bilgi için lütfen bakınız:
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 47.

