İslamiyet'te ibadetler yalnızca niyetle değil, belirli ölçü, vakit ve sayılarla eda edilir. Namazın rekat sayıları, orucun vakti, zekatın nisabı gibi esaslar Kur’an ve sünnette açıkça belirlenmiştir. Bu durum, ibadetlerin Kur’an ve sünnete göre düzenlendiğini gösterir.
Namazdan sonra yapılan tesbihatın 33 defa olması da bu ölçünün bir parçasıdır. Peygamber Efendimiz (sav), namazların ardından 33 defa Sübhanallah, 33 defa Elhamdülillah ve 33 defa Allahu Ekber denilmesini tavsiye etmiş; bunu bizzat uygulamış ve sahabe efendilerimize öğretmiştir. Bu sayılar hadislerle sabittir. Bu hadislerden bazıları şunlardır:
Ebû Hüreyre’den (ra) nakledildiğine göre, Resûlullah:
Bir kimse her namazın arkasında otuz üç defa “Sübhânallâh”, otuz üç defa “Elhamdülillâh”, otuz üç defa “Allahü ekber” der ve “Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr (Allah’tan başka ilah yoktur, O’nun ortağı da yoktur, mülk O’nundur. Hamd O’na mahsustur. O, her şeye kadirdir.)” diyerek (bu tesbihatı) yüze tamamlarsa – denizin köpükleri kadar çok olsa bile – hataları bağışlanır, buyurdu.1
Ka’b b. Ucre (ra)’den Peygamber (sav)’in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: Farz namazların sonunda söylenmesi gereken bazı tesbihat vardır ki onları yapanlar zararda değildirler. Her namazın arkasında otuz üç sefer “Sübhanallah”, otuz üç sefer “Elhamdülillah”, otuz dört sefer “Allahuekber” demek.2
Sünnette belirlenen sayıların hikmeti tam olarak kavranamasa bile bu durum, onların hakikatini ve değerini azaltmaz. Zira insan aklı her ilahi sırrı kuşatabilecek bir mahiyette değildir.
Bununla birlikte, bu sayıların kalp ve ruh üzerindeki tesiri açısından bazı hikmetlere işaret edilebilir. Tekrar, zikrin ruhuna uygundur. Nitekim Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şöyle ifade eder:
Zîrâ zikrin şe’ni, tekrar ile tenvîrdir. Duânın şe’ni, terdâd ile takrîrdir. Emir ve da‘vetin şe’ni, tekrar ile te’kîddir.3
Yani tekrar, kalbi nurlandırır ve manayı ruhta yerleştirir. 33 defa yapılan tesbihat, kulun namazda söylediği hakikatleri namaz sonrasında da kalbine nakşetmesine yardımcı olur.
Ayrıca Üstad Bediüzzaman Hazretleri, namazdan sonraki tesbihatın yalnızca bir zikir değil, Peygamber Efendimizin (sav) takip edilen manevi bir yolu olduğunu şu sözlerle ifade eder:
“Namazdan sonraki tesbîhâtlar, tarîkat-i Muhammediyedir (asm) ve velâyet-i Ahmediyenin (asm) bir evrâdıdır.” 4
Bu yönüyle 33 sayısı bir şifre, bir anahtar ve bir ölçü hükmündedir. Kul, namazda diliyle söylediği tesbih, hamd ve tekbiri; namazdan sonra tekrar ederek kalbine yerleştirir. Böylece ibadet, geçici bir davranış olmaktan çıkar, devamlı bir manevi hale dönüşür. Bu ölçünün kulun kendi tercihine bırakılmayıp Peygamber Efendimizin (sav) rehberliğiyle belirlenmesi ise sünnete uymanın açık bir göstergesidir. Mü’min, her namazdan sonra yaptığı bu tesbihatla hem kulluğunu güçlendirir hem de Peygamber Efendimizin (sav) manevi yoluna bağlanmış olur.
Müslim, Mesacid, 146.
Müslim, Mesacid, 144.
Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 328.
Bediüzzaman Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 171.

