Gereksiz konuşma (mâlayâni), dilin kontrolsüzce akması ve insan zihninin duraksamadan sürekli bir şey üretme çabası, tasavvuf ve ahlak literatüründe "afâtü’l-lisân" (dilin afetleri) olarak adlandırılır. Kendinizi sonradan pişman olurken bulmanız ve bundan nefret etmeniz, kalbinizde canlı bir vicdan ve otokontrol mekanizması olduğunu gösterir; dolayısıyla bu hal bir mahkûmiyet değil, terbiye edilebilir bir alışkanlıktır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), dilin korunmasını doğrudan imanın kemaliyle ve ruh huzuruyla bağdaştırmıştır ve şöyle buyurmuştur:
Allah’a ve ahiret gününe iman eden ya hayır söylesin ya da sussun.1
Bu hadis-i şerif, söze başlamadan önce zihne konulacak ilk süzgeçtir. Konuşmadan önce cümlenin hayır, fayda veya lüzum taşıyıp taşımadığı tartılmalıdır. Mâlayâniyi terk etmek konusunda Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
Mâlâyanîyi (kendisini ilgilendirmeyen şeyleri) terk etmesi, kişinin iyi Müslüman oluşundandır.2
Zihin, cevap verirken sadece sorulan soruya odaklanmalı; ekstra 5 konuyu eklemeyi bir ek yük ve vakit israfı olarak görmelidir. Rivayetlerden işitildiği üzere; ''kelam ağızdan çıkana kadar sizin esirinizdir; çıktıktan sonra siz onun esiri olursunuz'' sözü çok hikmetli ve ders verici bir sözdür. Yine Hz. Ebû Bekir’in (r.a.) boş söz söylememek için ağzında küçük bir taş taşıdığı rivayet edilir. Bu, konuşma refleksini yavaşlatmak için bir semboldür.
Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri de, insanın enerjisini, zamanını ve zihnini nerede tüketmesi gerektiği hususunda çok net bakış açıları ve tavsiyeler ortaya koymuştur. Risale-i Nur’da bir misalde; insanın vazife küreleri merkeze alınır. En içteki daire (kalp, ruh, beden) en büyük vazifeye sahiptir. Dış dairelere doğru gittikçe daire büyür fakat vazife küçülür. En dış daire alakamızın en az olduğu fakat çokça ilgi çeken dairedir. İnsanlar genellikle gündemi belirleyen ve geneli ilgilendiren konulardan kendisini alıkoyamaz. Halbuki bizi en çok etkileyen ve hayatımıza yön veren daire en dar dairemizdir. Bu nedenle birisi size bir soru sorduğunda, sadece o sorunun çekirdeği kadar cevap vermek kâfidir. Cümleleri dallandırıp budaklandırmak, ruhun ve zihnin enerjisini gereksiz dış dairelerde tüketmek olduğu anlatılmıştır.3
Risale-i Nur'un başka bölümlerinde ise; dilin yanlış kullanımının ruhî hastalıklara yol açtığı vurgulanır. Söz çoğaldıkça gıybet, özenti, riya veya kendini övme gibi gizli ahlak kusurları söze sızar. Zihnin otomatikte konuşması, "gaflet" halinden kaynaklanır. İnsanın kendini her daim uyanık tutması, gıybet günahına girmemek ve boş konuşmamak adına çok önemlidir. Konuşurken farkındalığı kaybetmek (şuursuzca konuşmak), zihnin "huzur-u ilahî" bilincinden anlık kopmasıdır. Yani konuşma anında Melekût âlemini ve yazıcı meleklerin (Kirâmen Kâtibîn) varlığını unutmaktır. Bediüzzaman Hazretlerinin tavsiyelerinden anlıyoruz ki o; her işte olduğu gibi kelamda da "ihlas" ve "sadelik" aramıştır.45
Bu ruhi marazlardan kurtulmak için birkaç pratik adımlar atılabilir:
Size bir soru sorulduğunda veya bir mecliste söz size geldiğinde, cevaba başlamadan önce içinizden tam 3 saniye sayın. Bu duraksama, beyninizin otomatik konuşma modunu kapatıp "bilinçli seçim" moduna geçmesini sağlar. Bulunduğunuz ortamın neresi olduğunu ve ne için konuşacağınızı kendinize tekrar hatırlatırsınız.
Zihninizde bir kural belirleyin: "Bana ne sorulduysa sadece onun cevabını verip noktalayacağım." Bir soruya cevap verdikten sonra ek bilgi verme arzusu geldiğinde dilinizi hafifçe ısırın ve karşı tarafın yeni bir soru sormasını bekleyin.
Günün belirli saatlerinde (örneğin sabah 1 saat veya akşam 1 saat) sadece zorunlu durumlar dışında konuşmama alıştırması yapın. Bu, iradenizin dil üzerindeki hakimiyetini artırabilir.
Fark edip pişman olduğunuz anlarda kendinizi yıpratmak yerine hemen sessizce "sanırım mevzuyu aştım, sadede dönüyorum" diyerek konuyu kapatın. Gün sonunda ise farkında olmadan fazla konuştuğunuz anlar için istiğfar edin ve dilinizin terbiyesi için dua edin.
Belki de en önemlisi şudur ki; insan zihni boş kaldığında laf üretir. Zihni; tefekkürle, Kur'an okumakla, ilmi mütalaa yapmakla, cevşen veya vird okumakla meşgul etmek, dilin gereksiz laf üretme kapasitesini fıtri olarak düşürür.
Buhârî, Edeb, 85
Tirmizî, Zühd, 11
Bediüzzaman Said Nursi, Şua’lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.199
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.138-372
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.120

