İnsanın fıtratında bazı güçlü duyguların (hırs, öfke, kıskançlık gibi) bulunması ve bunların bir kısmının aileden genetik olarak geçmesi suç değil, ilâhî bir takdirdir. Sorumluluk, bu duyguları harama ve zulme tercih etmekte olur. Allah insandan “fıtratını söküp atmasını” değil, bu duyguların yönünü hayra çevirmesini ister; yani yönünü değiştirerek doğru yerde kullanmasını ister.
Hisler Niçin Var, Niçin İmtihan Oluyoruz?
Allah insana bir fıtrat vermiştir. Bu fıtratta iyiye de kötüye de gidebilecek “ham duygular” bulunur. Bu duygular:
İmtihanın malzemesidir: İrade, bu duygular karşısında tercih yaparak çalışır.
Terakki (yükselme) vesilesidir: Doğru kullanılırsa insanı güzel ahlâka ve sevaba taşır.
Genetik miras, aile çevresi, mizaç ve alışkanlıklar bu duyguları güçlendirebilir; fakat iradeyi ortadan kaldırmaz. Allah da kulunu, içinde bulunduğu şartları bilerek adaletle hesaba çeker. Yani şartlar zorlaştıkça ceza ve vebal de azalır. Bu konuda Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmaktadır:
Siz öyle bir zamandasınız ki, içinizden kim emredildiklerinin onda birini bırakırsa helak olur; sonra öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda yaşayanlardan kim emrolunduğunun onda birini yaparsa kurtulacaktır. 1
“fıtratını Değiştir” Değil, “Yönünü Değiştir”
Nasihatin etkisiz kalmasının bir sebebi, insana “kıskanma, öfkelenme, hırs yapma” deyip sanki bu duyguları tamamen yok saymasını istemektir. Hâlbuki doğru olan şudur: Duyguyu yok etme; onu doğru yere doğru şekilde yönlendir. Bu konuda Bediüzzaman Hazretleri şöyle söylemektedir:
İşte tahmîn ederim ki, nâsihlerin nasihatleri şu zamanda te’sîrsiz kaldığının bir sebebi şudur ki, ahlâksız insanlara derler: “Hased etme, hırs gösterme, adâvet etme, inâd etme, dünyayı sevme, yani fıtratını değiştir” gibi, zâhiren onlarca mâlâyutâk bir teklîfte bulunurlar. Eğer deseler ki: “Bunların yüzlerini hayırlı şeylere çeviriniz, mecrâlarını değiştiriniz!” Hem nasihat te’sîr eder. Hem dâire-i ihtiyârlarında bir emr-i teklîf olur.
Yani insanın gücü, duyguyu tamamen silmeye yetmeyebilir; ama onu hayra sevk etmeye yeter. Mes’uliyet de buradan doğar. “Kötü huy” dediğimiz şey çoğu zaman yanlış kanala akmış bir kuvvettir. Birçok kötü huy, aslında fıtrî bir kuvvetin yanlış yerde kullanılmasıdır.
Duyguların Doğru Kullanımına Birkaç Örnek;
Hırs: Dünyaya ve harama yönelirse insanı yıpratır, kanaati kırar. Hayra çevrilirse; helâl rızık için çalışma, ibadette sebat ve hizmette gayret olur.
Öfke: Nefis hesabına olursa kırmak, dökmek ve zulüm çıkarır. Hakka çevrilirse; zulme karşı durma, haramdan kaçınmada ciddiyet ve haksızlığı engelleme kuvveti olur.
Kıskançlık (hased): İnsanlara yönelirse haset olur, kalbi yakar. Nefse çevrilirse; “Ben de daha iyi olmalıyım” diye gıpta ve hayırda yarış olur.
İnat: Batılda olursa kişiyi yanlışa kilitler. Hakka çevrilirse; namazda devam, harama karşı direnç, doğru bildiği istikamette sebat olur.
Dünya sevgisi: Sırf zevk ve gösteriş için olursa gafleti artırır. Hayra çevrilirse; dünyayı âhirete bir tarla bilip helâl dairede çalışma, aile hukukunu gözetme, infak ve sadaka gibi güzel neticeler verir.
Rekabet duygusu: Nefis hesabına olursa çekememezlik ve kırgınlık getirir. Hayra çevrilirse; ilimde, ahlâkta, ibadette ve hizmette “daha güzelini yapma” gayreti olur.
Korku: Varlıklardan olursa zillet ve geri çekilme doğurabilir. Hayra çevrilirse; Allah’tan korkup günaha yaklaşmama, kul hakkından sakınma ve tedbirli yaşama olur.
Demek ölçü; duyguyu tamamen söndürmek değil; yönünü değiştirmek, yani onu helâl ve hayırlı yolda kullanmaktır. Bu yüzden insan kendisini; “bende bu duygu var” diye değil, “ben bu duyguyu hangi şekilde kullandım?” diye sorgulamalıdır.
Kur’ân Ölçüsü: Gücün Yettiği Kadar Sorumluluk
“Allah hiç kimseye gücünün yeteceğinden fazlasını yüklemez.” 2
Demek ki Allah Teâlâ, kulunu “genetik ve mizaç sebebiyle zorlandığı bir şeyden” dolayı haksız yere suçlamaz. Yük, insanın tercih alanında olan kısma göredir. Harama giden yolu seçmek mi, yoksa o yoldan kaçınmak mı?
Hadis Ölçüsü: Amelde Niyet
Ameller niyetlere göredir...”3
Niyet, iradenin özüdür. Kişi içinde zorlandığı bir duyguyla mücadele ediyor, harama gitmemek için tedbir alıyor ve tövbe ile toparlanıyorsa; bu mücadele Allah katında kıymetlidir. Düşmek olabilir; fakat günahı “seçmek” ayrı, “pişman olup dönmek” ayrıdır.
Pratik Sonuç: Mes’uliyeti Azaltan Doğru Yol
Duyguyu inkâr etmeyin: “Bende hiç olmaz” demek yerine, “Var ve yönünü düzelteceğim” deyin.
Mecrâyı değiştirin: Aynı kuvveti meşrû/helâl daireye çevirin.
Sebebe yaklaşmayın: Günaha götüren ortam, içerik ve arkadaşlıktan uzak durmak iradenin en etkili yardımcısıdır.
Tövbe ve dua ile devam edin: Tekrar eden kusur, mücadeleyi bırakmaya mazeret olmaz.
DEĞERLENDİRME
Allah Teâlâ insana bazı meyil ve eğilimleri fıtrat olarak verir; insan bu eğilimlerden dolayı değil, onları nasıl kullandığından sorumludur. “Fıtratını değiştir” teklifi değil, “yönünü hayra çevir” teklifi esastır. Böylece hem imtihan adaletle yürür hem de insan, iradesini doğru yerde kullanarak ahlâkını güzelleştirebilir. Resul-ü Ekrem (sav) şöyle buyurmaktadır:
Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar. 4
Bu sahih ve meşhur hadis gösteriyor ki insan kendisini dalalete, sapkınlığa sürükleyen hislerle değil; aksine, kendisini hidayete teşvik eden temiz bir yaratılışla dünyaya gelir. Bizim sorumluluğumuz, Allah'ın bize takdir ettiği fıtratımızı hangi şekilde kullandığımızdır.
Hem tövbe kapısı ölünceye kadar açıktır. İnsan hislerine hâkim olamasa da her hatasında samimi bir pişmanlıkla tövbe edebilir. Yapılması gereken şey, şeytandan gelen böyle vesveselerle nefsânî mazeretlere sığınmak değil; tövbeye sımsıkı sarılmak ve nefis terbiyesi için ciddî bir çaba içerisinde olmaktır.
Tirmizi, Fiten, 79.
Bakara, 2/286.
Buhârî, Bedü’l-Vahy, 1; Müslim, İmare, 155; Ebu Davud, Talak, 11.
Buhâri, Cenâiz, 92.

