10.04.2023

1477

Zaruret Durumlarında Farklı Mezheplerin Taklit Edilmesi (Telfik) Nedir? Caiz Olduğu /Olmadığı Yerler Nerelerdir? Telfik'i Uygun Gören/Görmeyen Âlimler

Telfik nedir, câiz midir? Hangi âlimler câiz olduğunu, hangileri câiz olmadığını söylemişlerdir? Örneklerle telfiki açıklar mısınız?

12.04.2023 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Telfik; iki veya daha fazla mezhebin birbirine aykırı hükümlerini belli bir olayda birleştirmeye denir.1 Mesela, Hanefi mezhebinde bâliğ olan bir kadının nikâhında velisinin izni şart değildir. Diğer mezheplerde şarttır. Mâliki mezhebinde nikâh akdinde şahitlerin huzuru ve Şafiî mezhebinde mehir tesmiyesi şart değildir. Mâliki mezhebinde ise şarttır.  İzdivaç etmek isteyen bir kadın ile bir erkek bu üç mezhebi cem ederek veliden izinsiz, şâhidsiz ve mehirsiz nikâh akdedecek olsalar telfîk olur.2

Şâfiî mezhebine göre Cuma namazının sahîh olabilmesi için cemaatin imamla birlikte, en azından kırk kişi olması şarttır. Bundan az sayıdaki cemaatle kılınan Cuma namazı geçerli olmaz. Eğer cemaatin sayısı kırktan az olursa, kırk kişiyi şart koşmayan bir mezhebe uymak caiz olur. Yalnız bu durumda başka mezhebi taklid eden kişinin telfîkten sakınması gerekir. Yani, taklid ettiği mezhebe göre de abdestli olması icâp eder.3

Abdestli bir kimsenin, hem mahremi olmayan kadına dokunduğu hem vücudundan kan aktığı halde birinci durumun Hanefî, ikincisinin Şâfiî mezhebine göre abdesti bozmadığı hükümlerini bir araya getirip kendini abdestli sayması telfîk için verilen örneklerdendir. 

Telfîke hiçbir şekilde izin verilmemesini isteyen Nablusî, Seffârînî, Şürünbülâlî gibi fakihler görüşlerini temellendirirken daha ziyade sedd-i zerâi‘ ilkesine4dayanmaktadır. Bu anlayışa göre telfîke cevaz verildiği takdirde bu yöntem sadece mukallidin daha az yükümlülük getiren hükümler elde etmek amacıyla kullanacağı bir vasıtaya dönüşecek, bu durumda yalnız mezhepler değil aynı zamanda şeriatın değişmez hükümleri ve gayeleri de zarar görecek, nihayetinde İslâm’ın ortaya koyduğu nizamın tamamen işlevsiz kalacağı bir toplum ortaya çıkacaktır. Meselâ telfîk sayesinde şahitsiz, mehirsiz ve süreli/geçici nikâh akidleri sahih kabul edilebilecek, bütün mezheplerin yasakladığı birtakım hileli uygulamalar câiz sayılacaktır.

Şehâbeddin el-Karâfî, Emîr Pâdişah, Mer‘î b. Yûsuf el-Kermî gibi müellifler, bu eleştiriler karşısında şeriatın insanların iyiliğini ve çıkarlarını gözetmesine mani teşkil etmediğini ve en hafif yükümlülüğü getiren dinî hükmü tercihin Hz. Peygamber’in (sav) teşvik ettiği bir tavır olduğunu vurgulamıştır.

Telfîke cevaz veren usul âlimlerinin büyük çoğunluğu bu yöntemin ancak belirli sınırlar dâhilinde meşrû sayılabileceğini kabul etmektedir. Geç klasik dönem literatüründe yer verilen bu sınırların başında icmâa muhalif olmamak, şeriatın esas ve gayelerini, verilmiş yargı kararlarını işlevsiz hale getirmemek yer alır. Telfîke fürû-i fıkıh sahasının başlıkları açısından getirilen bazı sınırlamalar ise kul hakları, malî ibadetler ve kadın-erkek ilişkileri gibi konularda mukallide mezheplerin daha az yükümlülük getiren görüşleri almasını yasaklamaktadır.5

İslâm’da temizlik, hem maddî hem de mânevî yönüyle ibadetlerin temel şartlarındandır. Namaz kılabilmek için bedenin, elbisenin ve namaz kılınan yerin necasetten temiz olması gerektiği, İslâm âlimlerinin büyük çoğunluğu tarafından namazın geçerlilik şartı olarak kabul edilmiştir. Mâlikî mezhebinde ise meşhur olan görüşe göre necasetten tahâret, normal şartlarda sünnet-i müekkede sayılmıştır. Yani bilinçli olarak terk edilmemesi gereken, güçlü bir sünnettir. Ancak bu, necasetin önemsiz olduğu anlamına gelmemektedir. Bilerek ve gücü yettiği hâlde necaseti temizlemeden namaz kılan kimsenin namazının geçerli olmayacağı da Mâlikî âlimlerince ifade edilmiştir.
Vesvese yaşayan kişiler için bu görüş bir kolaylık kapısıdır. Sürekli “temiz oldu mu, olmadı mı” diye şüpheye düşen, bu yüzden namazdan soğuma veya ibadeti terk etme noktasına gelen kimseler, zaruret sebebiyle Mâlikî mezhebindeki bu görüşü taklit ederek ibadet edebilirler. Buradaki amaç ibadeti hafife almak değil, vesvesenin kişiyi dinden ve ibadetten uzaklaştırmasına engel olmaktır. Mesela elbisesinde çok küçük bir leke olup olmadığını sürekli düşünen bir kişi, bu görüşle hareket ederek gönül rahatlığıyla namazını kılabilir.
Genel olarak bir mezhebe bağlı olan bir Müslüman, ihtiyaç ve zaruret hâlinde başka bir mezhebi taklit edebilir. Âlimler bu konuda önemli bir ölçü koymuştur. Sırf işine zor geldiği için, kolayına kaçmak amacıyla başka bir mezhebi taklit etmek doğru değildir. Bu davranış dinî ciddiyetle bağdaşmaz. Fakat bir ibadeti yapabilmek, dinde kalabilmek ve zor bir durumu aşabilmek için başka bir mezhebin görüşüyle amel etmek takvaya daha uygundur.6

Kaynakçalar
  1. İlhan Ayverdi, Kubbealtı Lugatı, Kubbealtı Neşriyat, İstanbul 2006, c. 3, s. 3098.

  2. Türk Hukuk Lugatı, Başbakanlık Basımevi, Ankara 1991, s. 332.

  3. Dört Mezhebe Göre İslâm Fıkhı, s. 322.

  4.  Bu ilke, bizâtihi yasak olmayan bir fiilin şer‘an mefsedet olarak nitelenecek bir sonuca veya böyle sonuç içeren gayri meşrû bir fiile vasıta olmasının kesin veya kuvvetle muhtemel bulunması dolayısıyla yasaklanmasını ifade eder. (https://islamansiklopedisi.org.tr/sedd-i-zerai)

  5. https://islamansiklopedisi.org.tr/telfik--fikih

  6. Salim Öğüt, "Taharet", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2010, c.39, s. 382-383.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız