Şapka, Peygamber Efendimiz (sav) döneminde yaygın bir kıyafet değildir. Kur’ân-ı Kerim'de kıyafet için tesettür, israftan ve gösterişten kaçınma gibi genel ölçüler yer alır; şapkaya dair özel bir emir veya yasak yoktur. Hadislerde takke ve sarıkla ilgili rivayetler çokça vardır.
Şapka ile ilgili müteşabih hadislerden şapkaya bakan kısımlar vardır. Şapka kullanmanın neden caiz olmadığına dair hadis-i şerif ve rivayetleri aşağıya alıyoruz.
Öncelikle müteşabih bir hadis-i şerifi ve tevilini alıyoruz:
Rivâyette vardır ki: “Âhirzamanın dehşetli bir şahsı, sabah kalkar, alnında هٰذَا كَافِرٌ yazılmış bulunur.” اَللّٰهُ اَعْلَمُ بِالصَّوَابِ bunun te’vîli şudur ki: O süfyân, kendi başına frenklerin serpûşunu kor. Herkese de giydirir. Fakat cebir ve kanun ile ta‘mîm ettiğinden, o serpûş dahi secdeye gittiği için inşâallâh ihtidâ eder. Daha herkes, yalnız onu istemeyerek giymek ile kâfir olmaz.1
Bu paragrafta, âhirzamanda İslâm’a zıt bir kıyafetin yani şapkanın umumîleştirileceğine; fakat insanların bunu mecburiyet sebebiyle giymelerinin tek başına küfür sayılmayacağına işaret edilmektedir. Küfür, kalbin tasdiki ve ihtiyârî benimseyişle alâkalıdır. Zâhirî bir mecburiyet, kişinin imanını ortadan kaldırmaz.
Metindeki “alnında هٰذَا كَافِرٌ (Bu kâfirdir) yazılmış bulunur” ifadesi de hakikî bir yazıdan ziyade mânevî bir alâmete işaret eden bir te’vildir. Yani o şahsın ve temsil ettiği davanın küfür ve dinsizlik hesabına çalışacağı anlatılmaktadır. Dolayısıyla, bu ifadeyi “gözle görülür şekilde alnında yazı bulunması” şeklinde anlamamak gerekir. Metindeki “herkese de giydirir” cümlesi ise bunun zorla yaygınlaştırılmasına işaret eder.
Şapka meselesinde asıl dikkat çekilen nokta, şapkanın kendisinden ziyade, onun dinî ve toplumsal bir sembol hâline getirilmesidir. Özetle bu paragraf; mecburiyetle giyilen bir şapkanın tek başına kişiyi kâfir yapmayacağını, asıl tehlikenin ise küfrü temsil eden bir alâmeti benimsemek, ona taraftar olmak ve din aleyhindeki mânâyı isteyerek kabul etmek olduğunu ifade etmektedir. Bediüzzaman Hazretleri bu hususta diğer bir ifadesinde şöyle söylemiştir:
Gizli olan umûra, şeriat emarelere (belirtilere) göre hükmeder. Hattâ illet olmayan esbab-ı zahirîyi, illet yerine kabul eder. Binaenaleyh itmam-ı rükûa mani olan bir kısım zünnarların bağlanması ve secdenin ikmaline mani olan bazı şapkaların giyilmesi, ubudiyetten istiğna ve küfre teşebbüh etmeye emarelerdir. Gizli olan o sıfat-ı küfriyenin yok olduğuna kat'iyyetle hükmedilemediğinden, bu gibi emarelere göre hükmedilir.2
Bu ifadeye göre başa takılan bazı şapkalar secdeye, bele bağlanan zünnar ise rükûa engel olan bir alâmet sayılmıştır. Bu sebeple, bu tür eşyaların kulluktan uzak durmayı ve Cenâb-ı Hakk’a yönelişe engel olmayı temsil ettiği kabul edilmiştir. Geçmişte yaşayan büyük zatlar ve selef-i sâlihîn, insanların kalbini bilemeyecekleri için zâhirde görünen fiile göre hükmetmiş; bu gibi alâmetleri küfür ve gayr-i İslâmî yaşayışın bir işareti olarak değerlendirmişlerdir.
Hatta bazı âlimler, şaka yoluyla bile olsa, şapkanın ön kısmındaki çıkıntının “Ben secde etmem”, zünnarın kalınlığının ise “Ben rükû etmem” mânâsını çağrıştırdığını ifade etmişlerdir. Bu sebeple bu çeşit alâmetler, o dönemin şartlarında Müslüman kimliğiyle bağdaşmayan semboller olarak görülmüş ve haklarında ağır hükümler zikredilmiştir. Bediüzzaman Hazretlerinin şapka meselesiyle ilgili diğer bir ifadesi şöyledir:
Şapka başa gelecek, secdeye gitme diyecek. Fakat baştaki iman o şapkayı da secdeye getirecek, inşallah Müslüman edecek.3
Bu ifade, milletin iman kuvvetinin dıştan gelen engelleri ve bazı sembolleri aşabilecek derecede kuvvetli olduğunu gösterir. Yani baştaki iman sağlam ise, dışarıdan dayatılan bir kisve ibadete engel olamaz. Hattâ o başlık da, mü’minin secdesine tâbi olmuş gibi değerlendirilir. Burada üstün gelen şey şekil değil, imandır.
Yine şapkanın bir küfür alâmeti sayılmasına dair, büyük bir İslâm âlimi olan Ebussuud Efendi’nin fetvaları arasında da dikkat çekici şöyle bir ifade yer almaktadır:
Kanunî Sultan Süleyman Han’ın şeyhülislâmı olan Ebussuud Efendi’ye şu sual sorulmuştur:
Soru: “Zeyd, bi-gayri zaruretin başına Yahudi şapkasın giyse, şer’an Zeyd’e ne lâzım olur?”
Cevap: “Küfür lâzımdır.” 4
Bu ifade sadeleştirildiğinde, “Bir kimse zaruret olmaksızın başına Yahudi şapkası taksa, hakkında ne hüküm gerekir?” mânâsına gelir. Cevap ise açık şekilde, “Küfür lâzım gelir” şeklindedir.
Diğer taraftan, şapkanın moda maksadıyla takılması, doğrudan imansızlık alâmeti sayılmasa bile, gayr-i Müslimlere benzeme çağrışımı taşıdığı için son derece dikkat edilmesi gereken hassas bir meseledir. Bu hususta Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmaktadır:
Kim bir kavme benzemeye çalışırsa, o da onlardandır.5
Bu hadîse göre Peygamber Efendimiz (asm), başka kavimlerin dinî veya onlara mahsus hususiyetlerini bilinçli şekilde taklit etmeyi tehlikeli göstermiş ve yasaklamıştır. Çünkü gayr-i müslimlerin yaşayışına özenerek onlara benzeme hâli, zamanla insana sıradan ve tabiî görünebilir. Bu alışkanlık ise, ilerleyen süreçte iman ve itikad üzerinde menfî tesir bırakabilecek bir zemine dönüşebilir.
Sonuç olarak şapka; toplum, kültür ve inanç hususlarında hiçbir şekilde İslâm milletine ait değildir. Geçmiş ecdadımız sarık, takke ve fes kullanmıştır.
Bundan dolayı bir Müslüman, her ne sebeple olursa olsun, başına şapka takmamalıdır. Bu husustaki dinî hassasiyeti yakın çevresine de uygun bir üslûpla hatırlatmalıdır.
Unutulmamalıdır ki Müslümana düşen vazife, dinin hakikatlerine uygun bir hayat yaşamaya çalışmak, şüpheli hâllerden uzak durmak ve gayr-i müslimlerin bâtıl yaşayışlarına özenmekten kaçınmaktır. Mü’min için asıl güzellik, İslâm’ın izzet ve vakarını muhafaza ederek yaşamak, imanî duruşunu her hâl ü kârda korumaktır.
Bediüzzaman Said Nursi, Şua’lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 76.
Bediüzzaman Said Nursi, İşarat-ül İ’caz, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 61.
Bediüzzaman Said Nursi, Siracü’n-Nur, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 188.
M. Ertuğrul Düzdağ, Şeyhülislam Ebussuud Efendi Fetvaları İşığında 16. Asır Türk Hayatı, Enderun Kitabevi, İstanbul 1972, c. 1, s. 260.
Ebû Dâvûd, Libâs, 4.

