Şahs-i Manevi konusunun iki başlıkta işlemek daha uygun olacaktır. Birisi genel manasıyla Şahsı Manevi diğeri ise özel manasıyla Risale-i Nur'un Şahsi Manevisi. Risale-i Nur'un Şahsi Manevisi için bakınız:
Şahs-ı Manevi: Manevi şahıs kelime anlamı olarak manevi şirket ve ortaklık demektir. Tüzel kişilik, kendisine şahıs muamelesi yapılan, kanunen şahıs yerine konan, cemaat, cemiyet, şirket vb. ortaklıklara denir.[1] Şahs-ı Manevi, bir gaye için bir araya gelen topluluğun taşıdığı manevi kuvvet ve meydana getirdikleri ortak kimliğe denir.
Bediüzzaman Hazretlerine göre şahs-ı manevi, fertlerin veya nesnelerin kaynaşarak, uyuşarak ve ittihat ederek bir cemaat/cemiyet şekline girmesine denir. Ona göre şahs-ı manevinin temel esasları imtizaç, ittihad ve cemaat haline girmektir. Şahs-ı manevi, fertler tarafından oluşturulduğu gibi nesneler tarafından da oluşturulabilir.
Müteaddid eşyâ bir cemâat şekline girse, bir şahs-ı manevîsi olacaktır. Eğer o cem‘iyet imtizâc edip ittihâd şeklini alsa, onu temsîl edecek bir şahs-ı manevîsi, bir nevi‘ rûh-u ma‘nevîsi… olacaktır.[2]
Bediüzzaman Hazretlerine göre şahs-ı manevi, cemaatin bir nevi manevi ruhudur. Şöyle ki:
Zaman cemâat zamanıdır. Cemâatin ruhu olan şahs-ı ma‘nevî daha metîndir. Ve tenfîz-i ahkâm-ı şer‘iyeye daha ziyâde muktedirdir. Halîfe-i şahıs, ancak ona istinâd ile vezâifi deruhde edebilir. Cemâatin ruhu olan şahs-ı ma‘nevî eğer müstakîm olsa, ziyâde parlak ve kâmil olur. Eğer fenâ olsa, pek çok fenâ olur. Ferdin iyiliği de, fenâlığı da mahdûddur. Cemâatin ise iyiliği de, fenâlığı da gayr-i mahdûddur.[3]
Bediüzzaman Hazretleri ciddi ve samimi ittihat ile meydana gelen bir cemaatin şahs-ı manevisinin ise kâmil bir veli ve ilahî inayete mazhar olabileceğini ifade etmektedir. İstikamet üzere olan bir şahs-ı manevi, çok parlak ve kâmildir. Keramet gösterebilir.
Velâyetin kerâmeti olduğu gibi, niyet-i hâlisanın dahi kerâmeti vardır. Samîmiyetin dahi kerâmeti vardır. Bâhusus lillâh için olan bir uhuvvet dâiresindeki kardeşlerin içinde, ciddî, samîmî tesânüdün çok kerâmetleri olabilir. Hatta şöyle bir cemâatin şahs-ı ma‘nevîsi bir veliyy-i kâmil hükmüne geçebilir; inâyâta mazhar olur.[4]
Bediüzzaman Hazretlerine göre bir şahıs ne kadar dahi olursa olsun, hatta yüz dahi kadar deha sahibi olsun, velayeti bulunsun yalnız başına olmak şartıyla şahs-ı manevi karşısında mağlup olacaktır. Çünkü şahs-ı manevi hadiseler karşısında şahsa göre daha metindir.
Halbuki şu zaman cemâat zamanıdır. Şahıs zamanı değil. Şahıs ne kadar dâhî ve hatta yüz dâhî derecesinde olsa, bir cemâatin mümessili olmazsa, bir cemâatin şahs-ı ma‘nevîsini temsîl etmezse, muhâlif bir cemâatin şahs-ı ma‘nevîsine karşı mağlûbdur. Şu zamanda kuvvet-i velâyeti ne kadar yüksek olursa olsun, böyle bir cemâat-i beşeriyenin ifsâdât-ı azîmesi içinde nasıl ıslah eder?[6]
Bediüzzaman Hazretleri zayıfların cemaat haline gelmesi durumunda şahs-i manevilerinin güçlü olacağını, kuvvetli olanların ise ayrı kalmaları halinde zayıf hale düşeceklerini düşünmektedir.
Zayıflar, ittifâka muhtaç oldukları için kuvvetli ittifâk ederler. Kavîler ihtiyâcı tam hissetmediklerinden, ittifâkları zayıftır. Arslanlar, tilkiler gibi ki, bu hayvanlar ittifâka muhtaç olmadıkları için ferdî yaşıyorlar. Yabânî keçiler, kurtlardan muhâfaza için, bir sürü teşkîl ederler. Demek zayıfların cem‘iyeti ve şahs-ı ma‘nevîsi kavî olduğu gibi, (Hâşiye) kavîlerin cem‘iyeti ve şahs-ı ma‘nevîsi ise zayıftır.[7]
Bediüzzaman Hazretleri Müslümanların ferdi olarak yaptıkları hizmetlerde, mücadelelerde, şahs-ı manevi halini alan Avrupa'ya karşı mağlup olacaklarını bundan dolayı ittihad etmeleri gerektiği söylemektedir. Hz. Üstad, ehl-i dalaletin de bir şahs-ı manevisi olduğunu ifade etmektedir ki onların meslekleri, düşünceleri, cemaatleri, ortaya koydukları akımlardır.
Hem ehl-i dalâlet ve haksızlık, tesânüd sebebiyle cemâat suretindeki kuvvetli bir şahs-ı ma‘nevînin dehâsıyla hücumu zamanında, o şahs-ı ma‘nevîye karşı en kuvvetli ferdî olan mukāvemetin mağlûb düştüğünü anlayıp, ehl-i hak tarafındaki ittifâkla bir şahs-ı ma‘nevî çıkarıp, o müdhiş şahs-ı ma‘nevî-i dalâlete karşı, hakkāniyeti muhâfaza ettirmek…[8]
Aynen öyle de, ehl-i îmâna hücum eden ehl-i dalâlet, bu asır cemâat zamanı olduğu cihetle, cem‘iyet ve komitecilik mayasıyla bir şahs-ı ma‘nevî ve bir rûh-u habîs olmuş. Müslüman âlemindeki vicdân-ı umûmîyi ve kalb-i küllîyi bozuyor ve avâmın taklîdî olan i‘tikādlarını himâye eden İslâmî perde-i ulviyeyi yırtıyor.[9]
Bediüzzaman Hazretlerine göre şahs-ı manevi, cemaat zamanı olan asrımızda gelişen ve hayatta etkisini oldukça fazla hissettiren bir kavramdır. Eski zamanda ise cemaat ve cemiyetin şahs-ı manevi düşüncesi gelişmemiş ve şahsiyet ön planda tutulmuştur.[10]
Sevgili Peygamberimiz'in (sav) tesis etmiş olduğu İslâm Dini'nin dahi bir şahs-ı manevisi olup Peygamberimizde (sav)) o şahs-ı manevinin en büyük mümessili ve reisidir. Müminlerde o şahs-ı manevinin ortakları, paydaşları, temsilcileri olmak cihetiyle Peygamberimizin (sav) bir âli, ehli hükmündedirler:
Hem sen kat‘iyen bil ki, Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın iki âli var. Biri, nesebî âlidir. Biri de şahs-ı ma‘nevî-i nûrânîsinin risâlet noktasında âli var.[11]
Ve keza Hz. Ali (ra) da Âli Beytin yani Sevgili Peygamberimizin (sav) mübarek soyunun, seyyidlerin ve şeriflerin şahs-ı manevisinin bir temsilcisi, reisi hükmündedir.
Hazret-i Ali’ye (ra) iki cihetle bakılmak gerektir. Birinci ciheti: Şahsî kemâlâtı ve mertebesi noktasından; ikinci ciheti: Âl-i Beyt’in şahs-ı ma‘nevîsini temsîl ettiği noktasından. Âl-i Beyt’in şahs-ı ma‘nevîsi ise, Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın bir nevi‘ mâhiyetini gösteriyor.
Ayrıca Bakınız:
Şahsı Maneviden İstifade Şartları
Şahs-ı Manevî ve Diğer Cemaatler
[1] Muhlis Körpe, Risale-i Nur Istılahları, Süeda Yayınları, Isparta 2023, s.176
[2] Bediüzzaman, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s. 36
[3] Bediüzzaman, Mesnevi, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s. 98
[4] Bediüzzaman, Barla Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015,s. 8
[5] Bediüzzaman, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s. 165
[6] Bediüzzaman, Mektubat 2, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s. 325
[7] Bediüzzaman, Lemalar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015,s. 161
[8] Bediüzzaman, Lemalar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s. 158
[9] Bediüzzaman, Sikke-i Tasdik-i Ğaybi, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s. 29
[10] Muhlis Körpe, Risale-i Nur Istılahları, Süeda Yayınları, Isparta 2023, s.176
[11] Bediüzzaman, Lemalar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s. 33
[12] Bediüzzaman, Lemalar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s. 19

