Bağış Yap

RİSALE-İ NUR

3175

"Evet, Sen Benim Cismimde Alemdeki Tabiata Benzersin. İkiniz Hayrı Kabul Etmek, Şerre Merci‘ Olmak İçin Yaratılmışsınız" Ne Demektir?

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

18. Söz'deki, nefsin alemdeki tabiata benzemesi ve ikisinin de zahiri çirkinliklere perde olarak yaratılmış olduğu hükmünden ne anlamak lazım? İzah eder misiniz?

17.09.2026 tarihinde soru cevabı güncellenmiştir.

Cevap

Bahsi geçen yer Risale-i Nur'da şu şekilde geçmektedir:

Evet, sen benim cismimde alemdeki tabiata benzersin. İkiniz hayrı kabul etmek, şerre merci‘ olmak için yaratılmışsınız. Yani fail ve masdar değilsiniz. Belki münfail ve mahalsiniz. Yalnız bir te’siriniz var. O da hayr-ı mutlaktan gelen hayrı, güzel bir surette kabul etmemenizden şerre sebep olmanızdır.

Hem siz birer perde olarak yaratılmışsınız. Ta güzelliği görülmeyen zahiri çirkinlikler size isnad edilip, Zat-ı Mukaddese-i İlahiye’nin tenzihine vesile olasınız. Halbuki bütün bütün vazife-i fıtratınıza zıd bir suret giymişsiniz; kābiliyetsizliğinizden hayrı şerre kalb ettiğiniz halde, Halıkınızla güya iştirak edersiniz. Demek nefisperest, tabiatperest, gāyet ahmak, gāyet zalimdir.1

Bu parçada, nefis ile tabiatın hakikatte yaratıcı olmadıkları, hayrı kendilerinin yapmadıkları ve şerre merci‘ oldukları anlatılmaktadır. Yani nefis de tabiat da yapan, icad eden, ortaya çıkaran bir güç değildir. Nefis, insandaki arzu, heves ve benlik cihetidir; tabiat ise eşyadaki nizam ve kanunların isminden ibarettir. Bunların hiçbirisi kendi başına bir şey meydana getiremez.

Hayır Allah’tandır; şer ise çoğu zaman kabiliyetsizlikten ve yanlış kullanımdan çıkar. Mesela güneşin ışığı faydalıdır; fakat bir insan gözünü kapatırsa karanlıkta kalır. Bu karanlık güneşten gelmiş olmaz. Aynı şekilde Allah’tan gelen hayır ve nimet, nefis yüzünden güzelce kabul edilmezse şer ortaya çıkar. Bu bakımdan nefis ve tabiat şerrin faili değil, ona mahal ve merci‘ olurlar.

Metindeki “şerre merci‘ olmak” ifadesi de bunu anlatır. Yani şerri onlar yaratmaz; fakat şer, onların yanlış vaziyetinden dolayı onlara nisbet edilir. Nefis, kibir, tembellik ve haset gibi hallerle hayrı bozar. Tabiat ise gaflet nazarında hadiselerin gerçek sebebiymiş gibi görünür. Böylece insan, hakiki müessiri unutup sebeplere takılır.

Nefis ile tabiatın perde olarak yaratılması da çok mühimdir. Alemde zahiren çirkin, acı ve sert görünen bazı hadiseler vardır. Hastalık, ölüm, musibet ve yıkım gibi şeylerin arkasında çok hikmetler bulunur; fakat herkes o hikmetleri hemen göremez. İşte tabiat ve sebepler, bu zahiri yüz için bir perde yapılmıştır. Böylece dar nazarlar doğrudan doğruya Zat-ı Akdes-i İlahiyeye ilişmekten men edilir; kusur ve çirkinlik o perdelere verilir, hakikatte ise her şey hikmet ve rahmetle cereyan eder.

Nefis de insanın iç dünyasında böyle bir perde vazifesi görür. İnsan bir kötülük işlediğinde, bu kötülük Allah’ın emriyle değil, nefsin su-i ihtiyarıyla ortaya çıkar. İnsan nefsine uyduğu için mesul olur. Bu da imtihanın bir sırrıdır. Çünkü nefis, verilen hayrı güzelce kabul etmeyerek onu bozar ve şerre yol açar.

Buradaki asıl hata, nefsi veya tabiatı müstakil bir güç zannetmektir. Metnin sonunda “nefisperest, tabiatperest” denmesi bundandır. Nefsi büyüten veya tabiatı hakiki tesir sahibi gören kimse, Allah’ın rububiyetini göremez. Halbuki nefis de tabiat da Allah’ın yarattığı birer mahluktur. Hayrı yapan onlar değildir; şer ise onların kötü kullanılması, kabiliyetsizliği ve perde olmaları cihetiyle onlara nisbet edilir.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.89

Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız