Bağış Yap

27.07.2026

Kuva-yı İnsaniye Tahdid Edilmediğinden Cinayeti Büyük Olur / Lemaat

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

Lemaat Risalesi'nde geçen ilgili cümleyi devamıyla birlikte izah eder misiniz?

04.08.2026 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İlgili bölümü cümle cümle şu şekilde açıklayalım:

[Kuvâ-yı insaniye tahdîd edilmediğinden cinâyeti büyük olur]

İnsana verilen istidat ve kabiliyetler kötüye kullanıldığında, ortaya çıkabilecek kötülüklerin, zulümlerin, cinayetlerin ve hataların ne denli büyük olabileceğine insanlık tarihi şahittir. Evet, insan cisim itibarıyla küçüktür. Fakat bu küçük cisimde ona verilen kabiliyetlere sınır konmamıştır. İnsanın cisminin küçük olması, yapacağı kötülüklerin de küçük olması anlamına gelmemektedir. Evet, insan cisim itibarıyla küçük bir varlık olabilir. Lakin fiilleri bütün âlem­le ilgili olabilmektedir. Yeryüzünde insan eliyle yapılan zulümleri, kötülükleri gördükçe çoğu zaman kendimize sorarız: İnsan nasıl bu hale gelebilir? Nasıl bu kadar kötü olabilir? Nasıl bir canavar olabilir? İşte Üstad Bediüzzaman, çözümünü bulamadığımız ve can sıkan bu sorulara bu bölümde cevap vermektedir.

Hayvanın hilâfına insandaki kuvveler fıtrî tahdîd olmamış.

Yüce Allah tarafından hayvanların kabiliyetlerine yaratılıştan bir sınır çizilmiştir. Hayvanlar, yüce Allah tarafından verilen bu sınırlı yeteneklere uygun işler görürler. Onun dışına çıkmazlar. Bundan dolayıdır ki hayvanların yapabilecekleri işler sınırlıdır. Halbuki insanın yeteneklerine, istidatlarına ve duygularına yaratılıştan böyle bir sınır konulmamıştır. İnsan çok iyi ve faydalı olabileceği gibi, çok zararlı bir canavara dahi dönüşebilmektedir. Adeta insan, melek gibi, hatta meleklerden öteye geçebilirken, diğer taraftan da adeta zehirlemekten lezzet alan bir şeytan haline gelebilmektedir.

Onda çıkan hayır ve şer, lâyetenâhî gider.

İnsanın kabiliyetlerinin sınırsız bir gelişme potansiyeline sahip olması, Cenâb-ı Hakk’ın bütün isimlerinin nihayetsiz tecellilerine ayna olabilecek şekilde yaratılmasının bir neticesidir. Mesela insan, bütün dünya kendisine verilse dahi doymak bilmeyen bir hırsa sahip olabilir. Sevdiği bir şeyi, ona tapacak ve onu ilah edinecek kadar ileri götürebilir. Kendi menfaatini binlerce insanın veya bir milletin zararına tercih edebileceği gibi, tek bir fert olarak bütün insanlığa faydalı olacak işler de yapabilir.

İnsan, Cenâb-ı Hakk’ın isimlerinin sonsuz tecellilerini anlamak için kendisine verilen bu kabiliyet ve duyguları, veriliş amacına uygun kullanmadığı takdirde Firavun ve Nemrut kadar zalimleşebilir. Fakat sınır konulmayan bu kabiliyet ve duygularını veriliş amacına uygun kullandığında, insanlara rehberlik eden peygamberler ve evliyalar gibi birer yıldız olabilir. Öyleyse insana sınır konulmayan bu duygu ve kabiliyetlerden, sonsuz bir hayır da sonsuz bir şer de çıkabilir.

Onda olan hodgâmlık, bundan çıkan hodbînlik, gurur, inâd birleşse, öyle günâh oluyor [Hâşiye] ki beşer şimdiye kadar ona isim bulmamış. Cehennemin lüzûmuna delîl olduğu gibi, cezâsı da yalnız cehennem olabilir.

[Hâşiye] Bunda da bir işâret-i gaybiye var.1

Eğer insanda gurur, inat, bencillik ve olumsuz düşünceler bir araya gelirse, insan öyle günahlar, zulümler, kötülükler ve cinayetler işleyebilir ki, sözlüklerde bunları karşılayacak bir kelime bulmak dahi mümkün olmayabilir. İşte insanın bu hâli, sonsuz bir Cehennem azabının varlığına da bir delil teşkil etmektedir. Çünkü böyle bir insanın işlediği büyük suçların cezası bu dünyada tam anlamıyla verilemez. Zira bu dünya geçici, kısa ve fânidir; burada ancak sınırlı bir süre içerisinde cezalandırma mümkündür.

Halbuki kabiliyet ve duygularını kötülükte kullanan insan, mahiyetinde bulunan bu kabiliyetleri sonsuz kötülüklere yöneltebilecek bir istidada sahiptir. Eğer önünde sonsuz bir imkân bulunsaydı, kötülüklerini de sonsuza kadar sürdürmek isteyebilir ve sürdürebilirdi. Öyleyse böyle bir insanın işlediği suçların tam karşılığı, ancak sonsuz bir âlemde verilecek sonsuz bir ceza ile mümkün olabilir.

Hem meselâ bir adam, tek yalancı sözünü doğru göstermek için, İslâm’ın felâketini kalben arzu eder. Şu zaman da gösterdi: Cehennem lüzûmsuz olmaz. Cennet ucuz değildir.2

Mesela bencil bir adam, etrafındakilere, “Düşman ordusu kuvvetli, karşı koyamayız.” dese, sırf bu sözü doğru çıksın ve insanlara, “Bak, ben ne demiştim! Dediğim nasıl da çıktı!” diyebilsin diye düşmanın kendilerine karşı galip gelmesini isteyebilir. Hatta İslâmiyet’in felakete uğramasını arzu edebilir. Ta ki kendi sözü yanlış çıkmasın. Kendisine bir anlık “Haklıymışsın.” denilmesi için adeta kalben Müslümanların safını terk eder ve düşmanla beraber olur. Kalben onların tarafına geçer. Düşmanın İslâm’a zarar vermesine razı olur. Böylece kalbi İslâm düşmanlarıyla beraber olan bir kimseye Cehennem azabının dokunması hak ve gerekli olur; bu ceza lüzumsuz değildir.

İnsandaki bu şiddetli his ve kabiliyetler, Cennet’in kolay kazanılmadığını ve Cehennem’in de gereksiz olmadığını bizlere böylece göstermektedir.

Kaynakçalar
  1. Eserin yazılma tarihi (1921) göz önüne alındığında işâret-i gaybiyenin ikinci dünya savaşı olduğu anlaşılacaktır.

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 332

Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız