İlgili bölümü cümle cümle şu şekilde açıklayalım:
[Bazen zıd zıddını tazammun eder]
Zaman olur zıd zıddını saklarmış.
Bediüzzaman Hazretleri, zaman zaman anlam ve kavram kargaşası yaşandığından bahsetmiş. Zaman oluyor ki bazı kötü anlamlar güzel kavramlarla ve bazı iyi manalar da kötü kavramlarla ifade ediliyor. Bu karmaşa, iyi, güzel ve yararlı olanın terkine; kötü ve zararlı olanın ise rağbet görmesine neden oluyor.
Lisân-ı siyâsette lafız, ma‘nânın zıddıdır.
Mesela siyaset dilinde lafız ve mana birbirine zıt hale gelmiş. Allah'ın koymuş olduğu kuralları içeren, İslam'a uygun yaşantıyı sağlayan, adaletin ve merhametin en güzel bir surette yaşandığı sistem olan "şeriat", kimi zaman "vahşet ve kol kesmek" zannedilmiş, kimi zaman da saltanatla yani idarenin babadan oğula geçmesiyle karıştırılmış.
Adâlet külâhını [Hâşiye] zulüm başına geçirmiş.
[Hâşiye] Bu zamanı tam görmüş gibi bahseder.
Hakkı yenmiş bir adamın, bulunduğu ülkenin yasalarıyla yargılanıp daha da mağdur edilerek susturulmasına "adaletin sağlanması" denildiği çokça görülmüş ve görülmektedir. Hristiyanların Orta Çağ'ında bunun sayısız örneği vardır. Galile'nin, dünyanın yuvarlak olduğunu söylediğinde cezalandırılması gibi. Hiçbir zalim idareci "ben zulmediyorum" diyerek zulmetmemiş. Hepsi de adaleti sağladığını söylemiştir. Haşiyede bahsedildiği üzere Bediüzzaman Hazretleri'nin yaşamış olduğu dönem de bunlardan bir tanesidir.
Hamiyet libâsını hıyânet ucuz giymiş.
Savaş sonrası yenilenler, her ne kadar vatanları için mücadele etmiş de olsalar, idareleri düşmanın eline geçtiği için vatan haini olarak muamele görmüş ve teröristlikle suçlanmıştır. İdarelerini Ruslara kaptıran Kafkas mücahitlerinin sonradan terörist olarak anılması gibi veya günümüzde Gazze'de vatanlarını savunan mücahitlerin bazı kimselerce terörist olarak nitelendirilmesi gibi birçok örneği vardır.
Cihâd ve hem gazâya bağy ismi takılmış.
Cihad ve gazâ, farz-ı kifayedir. Kimi zaman düşmanların şiddetinden farz-ı ayn haline gelmiştir. İslamiyet'in en önemli bir unsurudur. Cihad etmeyenler ırzını, namusunu ve şerefini koruyamaz. Ayaklar altına alınarak rezil olurlar. Yakın tarihte Çanakkale Harbi gibi veya Haçlı Seferleri'ne karşı verilen mücadele gibi birçok örneği vardır. Fakat günümüzde kimi yerlerde meşru otoritelere veya dindar insanlara karşı eşkıyalık yaparken "cihad etmek" tabiri kullanılmış. Kimi yerlerde de zalim hükümdarlara baş kaldırarak cihad yapanlar "aşırılıkçı" kabul edilmiş.
Esâret-i hayvânî, istibdâd-ı şeytânî hürriyet nâm verilmiş.
Nefis ve şeytanın arzularına kapılarak insanın, dünyada yalnızca yemek, içmek gibi cismani lezzetler peşinde koşarak adeta hayvan gibi yaşaması, hürriyet zannedilmiş. Şeytanın oyuncağı olmak, özgürlük olarak addedilmiş. Teşhircilik, cesaret ve çağdaşlık sayılırken; iffetine ve namusuna sahip çıkmak ise kölelik ve gericilik olarak adlandırılmış.
Zıdlarda emsâl olmuş, sûretlerde tebâdül, isimlerde tekābül, makamlarda becâyiş-i mekânî.1
Verdiğimiz örneklerde görüldüğü üzere zıt şeyler birbirine benzer hale gelmiş. Suretleri yer değiştirmiş, isimleri birbirinin yerine geçirilerek kabul edilmiş, en rezil vaziyetler en şerefli hallerden sayılmış.
Bediüzzaman Hazretleri, hayatı boyunca bu ciddi yanlışlardan dönülmesi için mücadele vermiştir. Çünkü bu yanlışlar, kısa zamanda hemencecik bir lugat karıştırmakla değil, toplumsal olarak doğru bir inanca sahip olmak ve doğru kaynaklara dayanmakla düzeltilebilir.
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 332.

