Bağış Yap

RİSALE-İ NUR

12276

Dimağda Meratib-i İlim Muhtelifedir, Mültebise / Lemaat

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

Lemaat Risalesi'nde geçen ilgili cümleyi devamıyla birlikte izah eder misiniz?

05.09.2026 tarihinde soru cevabı güncellenmiştir.

Cevap

İlgili bölümü cümle cümle şu şekilde açıklayalım:

“Dimağda merâtib-i ilim muhtelifedir, mültebise”

Dimağda merâtib var, birbiriyle mültebis, ahkâmları muhtelif. Evvel tahayyül olur, sonra tasavvur gelir. Sonra gelir taakkul, sonra tasdîk ediyor. Sonra iz‘an oluyor. Sonra gelir iltizâm, sonra i‘tikād gelir.

Olay, nesne ve varlıklar hakkında edinilen bilginin insan zihninde farklı mertebeleri / evreleri bulunmaktadır. İnsan hem bu mertebeleri hem de onlar hakkında verdiği hükümleri karıştırabilmektedir. Mesela, vesveseli bir adam tahayyülü, tasdik ile karıştırır. İnsan istemese de namazda aklına kötü manzaralar, kötü sözler gelebilir. Fakat vesveseli adam, "Benim kalbim ne kadar bozuk. Namazda düşündüğüm şeylere bak. Böyle namaz kılacağıma kılmayayım." der. Yani sadece hayaline gelen bu şeyleri, kendisinin onayından geçmiş, hükmünü vermiş, kabul etmiş, kendine ait bir fikirmiş gibi zanneder. Halbuki hayaline gelen o şeylerden rahatsız olmuştur. Ondan rahatsız olması, onun kalbinin sağlamlığına işarettir. Ayrıca hayalde tasdik yoktur. Yani o şeyleri kabul etmiş, hoş görmüş, onaylamış değildir. Hükümsüzdür. Bu vesvesenin en büyük zararı, tahayyül aşamasında kalmış bir şeyi tasdik aşamasındaymış gibi zannederek hareket etmesiyle olmuştur. İnsanların bu damarından şeytan çok faydalanır.

Bediüzzaman Hazretleri, karıştırılan ve karıştırılması sebebiyle insana çokça zararı dokunan bu mertebeleri sırasıyla ele almaktadır:

Bilgi zihnimizde öncelikle hayal edilmektedir. Hayalin ise bir sınırı yoktur. Adeta olay ve nesnelerin bir ön izlemesi gibidir. Bundan dolayıdır ki gerçek dünyada olmayan çok şeyler hayalde mümkün olur. Bu aşamaya hayal etme, yani Tahayyül denmektedir.

Sonra hayal edilen o ilim/bilgi, zihin tarafından tasarlanır ve şekillendirilir. Adeta zihin, hayal edilen bu bilginin bir resmini çizer. Hayal edilen manalara bu aşamada bir şekil verilir. Hayaller belirsizlikten kurtulur. Sınırları bellidir. Diğer şeylerden farklı olduğu açıktır. Buna tasarım, zihinde şekillendirme, yani Tasavvur denmektedir.

Bundan sonra zihin, çizdiği bu şeklin, suretin, resmin ne olduğu ve ne olmadığı hakkında fikir yürütür. Edindiği bilgi hakkında tefekkür etmeye başlar. Anlamaya çalışır. Özelliklerini ortaya çıkarır. Bu mertebeye anlamak, akıl erdirmek, yani Taakkul denmektedir.

Bu aşamalardan sonra zihin, artık şekillendirdiği ve fikir yürüttüğü şey hakkında bir hükme varır. Bir kanaat belirtir. “Böyledir, şöyledir, iyidir, kötüdür, hayırdır, şerdir, yararlıdır veya zararlıdır.” diyerek bir hüküm koyar, alır, kabul eder veya reddeder. Bu aşamada zihin taakkul aşamasındayken doğru olduğunu bildiği şeyi illaki tasdik etmek durumunda değildir. İnsanın iradesi bu aşamada devreye girer. Doğru olduğunu bilse de reddedebilir. Hz. Peygamberin (sav) peygamber olduğunu bilen fakat ona karşı gelen bir kısım Yahudi ve Hristiyan alimleri örneğinde olduğu gibi. Bu aşamaya Tasdik denmektedir. 

Karıştırılmaması gereken bir nokta şöyledir: Tasdik aşaması her ne kadar aklen yapılsa da aynı zamanda kalben yapılan bir faaliyettir. Çünkü akıl ve kalp birbirinden ayrı değildir. Akıl, kalbin bir unsurudur. Bir Yahudi her ne kadar kendi kitaplarından Peygamberimizi (sav) tanımış ve peygamber olduğunu kabul etmiş de olsa, o, bu tasdiği kalben de yapmazsa kendine bir yararı olmaz. Kalbine iman yerleşmemiştir. Aklen tasdik etse de aklın gereğini yerine getirmemiştir. Aklına değil, hevasına uymuştur. Bu bilgiyi kalbine yerleştirmemiştir. Onun bu ilmi, kuru bir bilgi olarak dimağında kalmıştır.

Tahayyül-tasavvur-taakkul aşamalarında zihin herhangi bir hükme varmaz. Hüküm ancak tasdik aşamasında bulunmaktadır. İrade tasdik aşamasında devreye girer. Tasdik aşamasına kadarki aşamalarda zihin yalnız hayal etme, tasarlama ve düşünme faaliyeti yapmaktadır. Bundan dolayı bu aşamalarda insan sorumlu değildir. Örneğin, bir Müslüman, kendisinin kâfir olsa ne olacağını, nasıl giyineceğini, ne surette yaşayacağını, neler yapacağını düşünse, sonra da "Elhamdülillah, iyi ki Müslümanım." dese, onun zihnindeki bu kâfirlik düşüncesi tahayyül, tasavvur ve tefekkür aşamalarından geçmiştir. Lâkin tasdik edilmemiştir. Bir hüküm doğurmamıştır. Dolayısıyla kâfir olmamıştır.

Tasdik aşamasından sonra insan bilgiyi iyice benimser. İçselleştirir. Bu ilmin gereğini yapmak üzere boyun eğer, kabullenir. Bu aşamaya anlamak ve itaat etmek, yani İz’an denir.

Daha sonra zihin, iyice benimsediği bu bilgiyi lüzumlu ve gerekli görür, ona taraftar olur. O ilmi savunur ve sahiplenir. Buna İltizam denir.

Zihin, iltizam aşamasından sonra artık bu ilim hakkındaki farklı tüm delilleri çürütür. En küçük bir tereddüdü kalmaz. Artık zihindeki o ilim/bilgi kişi için kat’i bir hal almıştır. Aykırı hiçbir düşünceye kapılmaz. Sarsılması ve değişmesi çok zordur. Bu aşamaya İtikad denir.

İ‘tikādın başkadır, iltizâmın başkadır. Herbirinden çıkar bir hâlet. Salâbet i‘tikāddan, taassub iltizâmdan, imtisâl iz‘ândan, tasdîkten iltizâm, taakkulde bîtaraf, bî-behre tasavvurda. Tahayyülde safsata hâsıl olur, mezcine eğer olmaz muktedir. Bâtıl şeyleri güzel tasvîr etmek her demde, sâfî olan zihinleri cerhdir, hem idlâli.1 

İlmin/bilginin Tahayyül edilme evresinde zihin, eğer bunun bir hayal aşaması olduğunu bilmezse birçok safsataya (saçmalığa) düşebilir. Zira hayalde sınır yoktur. Birçok saçma şey hayal edilebilir. Hayal edilen şey, eğer bir hakikate veya bir delile dayanmıyorsa bu hayal bir safsata olarak kalır.

İlmin/bilginin Tasavvur aşaması da yargıdan mahrumdur. Bir hükmü yoktur. Bundan dolayı “Neden böyle kötü şeyler düşünüyorum, kötü bir insan mı oldum ben?” gibi kuruntular insanı endişeye düşürmemelidir. Çünkü bu aşamada zihin için tasdik etmek şöyle dursun, fikretmek dahi söz konusu değildir. Mesela, bir kadına annelikten bahsetsek, o kişi "anne" kelimesinin manasına zihninde bir suret giydirir. Bu noktada anne kelimesine herkesin giydirdiği suretler farklı olabilir. Herkesin kendi annesini aklında canlandırması muhtemeldir. Lakin insanın aklına, annelikle alakalı olmayan şeyler de gelebilir. İzlemiş olduğu kötü bir haberdeki çocuğuna zarar veren anneyi hatırlayabilir. Bu aşama henüz tasavvur aşamasıdır. Taakkul ve tasdik yoktur. Çünkü bu cani anneyi aklına getiren kadın, anneliğin merhamet ve şefkatle yapıldığını akletmektedir. Cani anneyi aklına getirdiğinde fikir henüz tasavvur aşamasındadır. Kadın eğer "Evet, annelik budur ve böyle yapılmalıdır." diyerek caniliği kabul etmediği sürece, aklına gelen şeyler ona zarar vermez. Hükmü yoktur.

Taakkul aşamasında ise zihin tarafsız olarak ilmin/bilginin ne olduğu veya ne olmadığı hakkında fikir yürütmektedir. Leh ve aleyhte olan her şeyi düşünmektedir. Onun için bu aşamada edinilen ilim/bilgi hakkında zihin tarafsızdır. Yine anne örneği üzerinden gidecek olursak, bu aşamada bir kadın anneliği düşünürken, annelikle alakalı iyi veya kötü her şeyi düşünebilir. Her türlü fikir aklına gelebilir. Lakin henüz nasıl annelik yapacağıyla alakalı bir kabulü yoktur. Herhangi bir tasdik/kabul söz konusu değildir. İyi veya kötü fikirler kabul edilme aşamasına gelmediğinden kişi tarafsız kalmıştır. Bu yüzden bu fikirlerden sorumlu tutulmamaktadır.

Tasdik aşamasında zihin, edindiği ilmi/bilgiyi kabul eder. Kabul ettiğinde artık iradesi devreye girmiş ve tarafını belli etmiştir. Dolayısıyla bu kişi tasdik ettiği şeyle alakalı konuları da kabul veya reddeder. Doğrulamak ve yanlışlamak gereği duyar. Mesela bir ateist, İslam'ı tasdik etse ve Müslüman olsa, İslam'la alakalı diğer mevzuları öğrenir. Onları da kabul veya reddetmek gereği hisseder. Mesela namazın ve orucun gerekli olduğunu kabul eder. Faiz gibi İslam'ın hoş görmediği şeyleri reddeder. Artık tasdik etmiş olduğu İslamiyet'in penceresinden bakmaya başlar. Bunu kendisi için lüzumlu görür. İltizam eder.

İz’an aşamasında ise zihin, edindiği ilmi/bilgiyi iyice benimsediğinden ona imtisal etmek, yani gereğiyle amel etmek ve ona uymak ihtiyacı hisseder. Benimsediği şeyi yerine getirme gayreti gösterir. Bu konuda şevkli ve heyecanlı olur.

İltizam aşamasında zihin, edindiği ilmi/bilgiyi kendisi için lüzumlu gördüğünden ona Taassup göstererek sımsıkı sarılır. Onu bırakmak istemez. Mesela az önce verdiğimiz örnekteki yeni Müslüman olmuş kişi, bu aşamada şöyle bir hal sergiler: İslamiyet'in hak din olduğunu kabul etmiştir. O şekilde yaşamak ister. Gereklerini yerine getirir. Bu esnada faizin neden haram olduğunu bilmeden de faizi reddedebilir. Bu aşamada İslamiyet konusunda taassup sahibi olur. "İslam yasaklamıştır. Yasakladıysa ben bilmesem de elbet bu kötü bir iştir." diye üstün körü bir hal ile reddeder. Taassubu devreye girer. Bu taassup bir aşamaya kadar lazımdır. Çünkü herkes her konuya vakıf olamaz. Her konuyu derinlemesine anlayamaz. İslamiyet'ten emin olduktan sonra "Bu konu dinde böyleyse böyle olmalıdır." demelidir.

İ’tikad aşamasında zihin, edindiği ilim/bilgi hakkındaki tüm aykırı fikirleri çürütecek deliller bulduğundan sarsılmaz bir Salabet, yani inanç taşımaktadır. Bu aşamada zihinde hiçbir şek ve şüphe kalmaz. Bu ilim onun için en kat'i ilim haline gelmiştir. Onu destekleyecek her ilmi alır. İtikat ettiği o ilmi bu şekilde güçlendirirken ona zarar verecek her şeyi de reddeder.

Klasik mantık ilminde ve felsefede ilmin mertebeleri yalnız tasavvur ve tasdik olarak iki aşamada değerlendirilirken Bediüzzaman Hazretleri, görüldüğü üzere ilmin yedi aşamasından söz eder. Bu aşamaları hükümleriyle birlikte açıklar.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 331.

Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız