RİSALE-İ NUR

19.10.2025

20

Kâfirin Cevher-i Ruhunun Bozulması ve Sonsuz Cehenneme Müstehak Olması

İşaratül İcaz mecmuasında Bediüzzaman Hazretleri; "Çünkü kafirin cevheri ruhu bozulmuştur. Bu itibarla o bozulmuş olan kalbin gayrı mütenahi bir cinayete istidadı vardır, binaen aleyh ebedi cezası adalete muhalif değildir" diyor.

Peki, bazı sahabi efendilerimiz de kafir iken İslam ile şereflendiler. Kâfirin böyle bir ihtimali hiç olmaz mı? Bu kısmı nasıl anlamamız gerekiyor?

01.11.2025 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Küfür kelime olarak “örtmek, gizlemek; nankörlük etmek” gibi mânalara gelmektedir. Bir ıstılah olarak “Allah’tan alıp din adına tebliğ ettiği hususlarda peygamberi tasdik etmek, ona inanmak” manasına gelen imanın zıddıdır.1 Bu tarife göre küfür, peygamberin Allah'tan getirdiği şeyleri inkar ve yalanlamak demektir. Bu ise ancak kişinin tebliğe muhatap olması ile mümkün olacaktır. Birinin önüne sorular henüz gelmeden "neden bu soruyu yanlış yaptın!" denilmez. Dolayısıyla tebliğe muhatap olmamış bir kişiye kafir değil, ehl-i fetret denilir. (Ehl-i fetretin durumuyla alakalı daha detaylı bir açıklamayı cevabımızın sonuna ekledik. Oradan istifade edebilirsiniz.)

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, küfür üzerine ölen bir kâfirin ebedi olarak cehennemi haketmesiyle alakalı durumunu şu şekilde ifade etmiştir:

Küfür üzerine ölen bir kâfir, ebedî bir ömür ile yaşayacak olursa, o gayr-i mütenâhî ömrünü behemehâl küfür ile geçireceği şübhesizdir. Çünki kâfirin cevher-i rûhu bozulmuştur. Bu i‘tibârla, o bozulmuş olan kalbin gayr-i mütenâhî bir cinâyete isti‘dâdı vardır. Binâenaleyh ebedî cezâsı, adâlete muhâlif değildir.2

Bu parçadan anlaşılacağı üzere Bediüzzaman Hazretleri, kâfirin ebedî bir ömür ile yaşaması halinde dahi ömrünü her halükarda küfür ile geçireceğini, kalbinin bozulması sebebiyle sonsuz cinayet işleme kabiliyeti olduğunu, dolayısıyla ebedî bir cehennem cezasını hak ettiğini söylemiştir.

Bediüzzaman Hazretlerine göre küfür iki çeşittir. Birincisi bilmediği için inkar etmesidir. İkincisi ise kendisine tebliğ ve hakikat ulaştığı halde bilerek ve isteyerek reddetmek demektir. 3 İman hakikatlerinin olmadığını kalp ile iddia etmek ve kalben tasdîk etmektir. Kalbin ve ruhun bozulmasına neden olan küfür budur. Bu bozulma bir meyvenin bozulması gibidir. Bir meyve bozulduğunda ona ne kadar süre verilirse verilsin asla eski haline dönemez. Böyle bir kalbe sahip kafirin de durumu budur.

Sahabe Efendilerimiz gibi cehâlet durumunda iken iman hakikatlerine muhatap olan kişilerin kalpleri böyle bir durumda değildir. Binaenaleyh kalpleri hakikate açıktır. Onlar da hakikati görür görmez ona iman etmişlerdir. Buna karşılık, Mekke müşriklerinin bir kısmı, Yahudiler ve Medine'deki münafıkların kalpleri, imana kabiliyeti kalmadığı için iman etmemişlerdir.

Sonuç olarak kalbi bozulmuş kimseler, kendilerine doğru bir şekilde tebliğ edilen iman esaslarını yalanlayan ve inkar eden kimselerdir. Bu inkardan dolayı onların kalplerine iman nuru girmemiştir. Dolayısıyla kalpleri karanlıklar içinde kalmıştır. Bu şekilde ruhları bozulmuş ve iyi şeyler ortaya koyma kabiliyetini ebediyen kaybetmişlerdir. Böyle ruhlar, sonsuz cinayet işleme potansiyeline sahiptir. Cezası da ancak ebedi cehennem olabilir.

Kaynakçalar
  1. Teftâzânî, Şerhu’l-Akâid, Dâru İhyâi't-Türâsi'l-Arabî, Beyrut 2014, s. 114.

  2. Bediüzzaman Said Nursi, İşarat-ül İ’caz, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 74.

  3. Bediüzzaman Said Nursi, İşarat-ül İ’caz, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 61.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız