Sorunuzda sorduğunuz hadis-i şerif şu şekilde geçmektedir:
Ebcedi ve tefsirini öğreniniz! Veyl olsun cahil âlime!.. Elif, Allah ve İllallah'tır. Yahud Allah isminden bir harftir. "Ba" Allah'ın halk ve icadıdır. "Cim", Allah'ın behcetidir. "Dal" ise, Allah'ın dinidir.1
Öncelikle bu hadis-i şerifi birçok kaynakta bulmak mümkündür. Örnek olarak Buhârî’nin Târîh’i, İbn İshak’ın tarihi, Taberî Tefsiri, İbnü’l-Münzir, İbn Cüreyc, Süyûtî’nin tefsiri ve İbn Haldun’un Mukaddime’sinde geçtiği ifade edilmektedir. Başta Buhârî ve Süyûtî olmak üzere bu kadar âlimin yer verdiği bir rivayete, Üstad Bediüzzamanın da itibar etmesinde bir sakınca yoktur. Zira bir meselenin birden fazla yoldan nakledilmesi, yalan ihtimalini zayıflatır.
İkinci olarak, “yalancı” olarak bilinen bir râvinin her sözünün mutlaka yalan olacağına dair mutlak bir kaide yoktur. Ayrıca başka rivayetlerin bu nakli desteklemesi, bu hususta doğru söylemiş olabileceğini kuvvetlendirir. Bu meseleye delil olması açısından, hadis ilmiyle ilgili bir kavramı burada zikretmek faydalı olacaktır. Şöyle ki.
İkinci kısım tevâtür-ü ma‘nevî şudur ki: Bir hâdisenin vukūuna, meselâ, “Bir kıyye taâm iki yüz adamı tok etmiş” denilse, fakat onu haber verenler ayrı ayrı sûrette haber veriyor. Biri bir çeşit, biri başka bir sûrette, diğeri başka bir şekilde beyân eder. Fakat umumen aynı hâdisenin vukūuna müttefiktirler. İşte mutlak hâdisenin vukūu, mütevâtir-i bilma‘nâdır, kat‘îdir. İhtilâf-ı sûret ise zarar vermez. Hem bazen olur ki, haber-i vâhid, bazı şerâit dâhilinde tevâtür gibi kat‘iyeti ifade eder. Hem bazen olur ki, haber-i vâhid, hâricî emârelerle kat‘iyeti ifade eder.2
Bu metinde anlatıldığı üzere, aynı hâdisenin gerçekleştiğine dair haberler farklı sûretlerle gelebilir. Meselâ “Bir kıyye taâm iki yüz adamı tok etmiş” hâdisesini nakledenler; birisi yiyeceği peynir, bir başkası et, diğeri çorba diye anlatabilir. Bu farklılıklar hâdisenin aslını (iki yüz kişinin doyduğunu) bozmaz; çünkü haber verenlerin ittifakı, hâdisenin gerçekleşmesine yöneliktir. Farklılıklar ise, olayın ayrıntı ve ifade edilişindedir.
Üçüncü olarak, Hz. Üstad’ın Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiye âzâsı olması, İslâmî ilimlere ve bilhassa hadîs rivayetlerine dair derin ilmi birikime sahib olması önemli bir delildir.. Bu sebeple, Hz. Üstad’ın ebced ve cifirle alâkalı bu rivayeti eserlerinde zikretmesi, rivayetin bütünüyle dayanaksız bir iddia olmadığını gösterir. Ayrıca hadîsler hakkında Bediüzzaman Hazretlerinin şu ölçüsü de esas alınmalıdır:
Aklın hilâf-ı hakikat (hakikate zıt) gördüğü bir hadîsin inkârına kalkışma. “Ya bir tefsiri, ya bir tevili, ya bir tâbiri vardır” de, ilişme.3
Deylemi, Müsnedü’l-Firdevs, 2/62.
Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 231.
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 140.

