RİSALE-İ NUR

16.06.2009

19153

Cennetten Gelen Nehirler

Cennetten gelen nehirler hangileridir? Risale-i Nur'da nasıl bahsediliyor?

23.06.2009 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Ebû Hüreyre (ra)'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Seyhan, Ceyhan, Fırat ve Nil, bunların hepsi Cennet nehirlerindendir.1

Ayrıca en muteber hadis kaynaklarımızdan Kütüb-i Sitte'de, Nebiyy-i Muhterem Efendimiz, Mi’rac gecesinde dört nehir gördüğünü, bunların kaynaklarından iki görünen (zâhir), iki de görünmeyen (bâtın) nehir çıktığını söylemekte, görünmeyen nehirlerin cennette bulunduğunu, görünen nehirlerin ise Nil ve Fırat olup bunların sidretü’l-müntehâ denilen ağacın dibinden kaynadığını haber verilmektedir.2

Risâle-i Nur'da bahsi geçen yerlerden bazıları ise şu şekildedir:

Hattâ o kadar fevkalâde iddihar ve sarfediliyorlar ki, "Dört nehir Cennet'ten geliyorlar." diye rivayet edilmiş. Yani; zahirî esbabın pek fevkinde olduklarından, manevî bir cennetin hazinesinden ve yalnız gaybî ve tükenmez bir menbaın feyzinden akıyorlar demektir. Meselâ: Mısır'ın kumistanını bir cennete çeviren Nil-i Mübarek; cenub tarafından, "Cebel-i Kamer" denilen bir dağdan mütemadiyen küçük bir deniz gibi tükenmeden akıyor. Altı aydaki sarfiyatı dağ şeklinde toplansa ve buzlansa, o dağdan daha büyük olur. Halbuki o dağdan ona ayrılan yer ve mahzen, altı kısmından bir kısım olmaz. Vâridatı ise; o mıntıka-i harrede pek az gelen ve susamış toprak çabuk yuttuğu için mahzene az giden yağmur, elbette o müvazene-i vasiayı muhafaza edemediğinden, o Nil-i Mübarek âdet-i arziye fevkinde bir gaybî cennetten çıkıyor diye rivayeti, gayet manidar ve güzel bir hakikatı ifade ediyor.3

Hem birinci fıkrada diyor: وَاِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الْاَنْهَارُ bu fıkra ile dağlardan nebeân eden Nîl-i Mübârek, Dicle ve Fırat gibi ırmakları hatırlatmakla taşların evâmir-i tekvîniyeye karşı ne kadar hârikanümâ ve mu‘cizevârî bir sûrette mazhar ve musahhar olduğunu ifhâm eder. Ve onunla böyle bir ma‘nâyı müteyakkız kalblere veriyor ki, şöyle azîm ırmakların, elbette mümkün değil, şu dağlar hakîkî menba‘ları olsun. Çünkü farazâ o dağlar tamamen su kesilse ve mahrûtî birer havuz olsalar, o büyük nehirlerin şöyle sür‘atli ve kesretli cereyânlarına, muvâzeneyi kaybetmeden birkaç ay ancak dayanabilirler. Ve o kesretli masârıfa karşı gāliben bir metre kadar toprakta nüfûz eden yağmur, kâfî vâridât olamaz. Demek ki, şu enhârın nebeânları, âdî ve tabîî ve tesâdüfî bir iş değildir. Belki pek hârika bir sûrette, Fâtır-ı Zülcelâl onları sırf hazîne-i gaybdan akıttırıyor. İşte bu sırra işareten, bu ma‘nâyı ifade için hadîsde rivâyet ediliyor ki: “O üç nehrin her birine cennetten birer katre her vakit damlıyor. Ve ondan bereketlidirler.” Hem bir rivâyette denilmiş ki: “Şu üç nehrin menba‘ları cennettendir.” Şu rivâyetin hakîkati şudur ki: Madem esbâb-ı maddiye, şunların bu derece kesretli nebeânına kābil değildir. Elbette menba‘ları bir âlem-i gaybdadır. Ve gizli bir hazîne-i rahmetten gelir ki, masârıf ile vâridâtın muvâzenesi devam eder.4

Yukarıda geçen metinlerin izahı kısaca şu şekildedir:

Rivayetlerde zikredilen bu mübarek nehirlere dikkat edilecek olursa, kaynaklarından çıkan su miktarı ile, bu nehirlere beşiklik eden dağlar ve kaynaklar, ayrıca bereketlendirdikleri ovalar, havzalar, tarım alanları kıyas edilemeyecek ölçüdedir.

Meselâ, Tanzanya, Uganda, Ruanda bölgesinde, "Cebel-i Kamer" denilen bir dağdan çıkan Nil Nehri hiç kesintisiz yıllardır akmaktadır. Altı ay boyunca, akıttığı sular biriktirilse ve buz şeklinde büyütülse, Kamer Dağı'ndan daha büyük olacaktır. Halbuki o dağda Nil için ayrılan yer, aynı dağın altıda biri kadar bile değildir. Diğer ismi geçen nehirlerde de durum böyledir. Onun için bu nehirler için gaybî, gizli bir rahmet hazinesinden, mânevî bir kaynaktan çıkıyorlar manasında; Cennet Nehirleri ve Cennet'ten geliyorlar, denilmiştir.

Ayrıca Bakınız
Kaynakçalar
  1. Müslim, Cennet 26. Ayrıca bak. Ahmed İbni Hanbel, Müsned, II, 261, 289, 440

  2. Buhârî, Bed'ü'l-halk 6; Menâkıbü'l-ensâr 42, Eşribe 12, Tevhîd 37; Müslim, Îmân 264

  3. Bediüzzaman Said Nursi, Şua’lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 105, 106

  4. Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 157, 158


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız