İlgili âyet şöyle geçmektedir:
İyilik, (bâtıl bir âdetinize binaen) evlere arkalarından girmeniz değildir; fakat iyilik, (günahlardan) sakınan kimse(nin iyiliği)dir. Artık evlere kapılarından girin ve Allah’tan sakının, tâ ki kurtuluşa eresiniz.1
Bu tür âyetlerin Kur’ân’da bulunmasının hikmeti, yalnız o günkü bir âdeti kaldırmak değildir. Asıl maksat, o olay üzerinden her zaman geçerli bir ölçü öğretmektir. Yani Kur’ân, belli bir zamanda yaşanmış bir yanlışı düzeltirken bütün insanlara da doğru davranışın ne olduğunu göstermektedir.
Buradaki “evlere kapılarından girin” emri, sadece bir giriş şeklini anlatmaz. Aynı zamanda şu dersi verir: Her iş doğru yoldan yapılmalıdır. Eğri, anlamsız, yanlış ve boş geleneklere göre değil; açık, meşrû ve yerinde usûlle hareket edilmelidir. Bu çeşit âyetlerin başlıca hikmetleri şunlardır:
1) İslâm, toplumda yerleşmiş yanlış âdet ve davranışları düzeltmiştir.
2) Küçük gibi görünen bir olay üzerinden büyük ve genel bir hayat dersi verilir.
3) Kur’ân, insanları yaşadıkları gerçek olaylar üzerinden terbiye etmiştir.
4) Sebep belli bir olay olsa da verilen hüküm ve ders, bütün zamanlar içindir.
5) Kur’ân, sadece inanç esaslarını değil, günlük hayattaki davranışları da düzeltir.
6) Kur’ân, ibadet olarak yapılan davranışların delile dayanmasını ister.
7) Kur’ân, bu tür hatalı uygulamaları düzeltmekle İslâm dininde hurafe ve bâtıl inanışlara yer olmadığını gösterir.
8) İslâm’dan önceki toplumsal hayat ve bazı yanlış uygulamalar hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlar.
Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şöyle söylemektedir:
(Kur'an'daki kıssalar) yalnız bir hisse ve bir hikâye-i târîhiyeden bir ibret değil, belki bir küllî düstûrun efrâdı olarak her asırda, her tabakaya hitâb ederek taze nâzil oluyor. 2
Sonuç olarak; bu tür âyetler sadece geçmişte yaşanmış olayları anlatmak için değil; o olaylar üzerinden her devirde geçerli olacak doğru ölçüleri öğretmek için indirilmiştir.
Bakara, 2/189
Bediüzzaman Said Nursi, Şua’lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 235.

