Risale-i Nur yalnız “nizam ve gaye delili”ni anlatmakla kalmaz; hakimiyet, rububiyet, emir, nehiy, şeriat, ubudiyet ve itaat hakikatleriyle Allah’ın kanun koyucu olduğunu da çok kuvvetli şekilde ders verir. Ancak bunu, tevhidi parçalara ayırıp yalnız bir ciheti öne çıkararak değil; kâinattaki tasarruf, insan üzerindeki rububiyet ve dini hükümler üzerindeki hakimiyetin aynı Zat’a ait olduğunu göstererek yapar.
Allah Teala hem Halıktır hem Maliktir, hem Müdebbirdir, hem de Amir ve Hakimdir. Kâinatı yaratan kim ise, insan için hayat düsturunu vaz‘ eden de O’dur. Çünkü yaratmak O’na ait olduğu gibi, emretmek ve hükmetmek de O’na aittir.
Risale-i Nur’da tevhid yalnız “bir yaratıcı vardır” şeklinde bırakılmaz. Bilakis, her şeyin doğrudan doğruya Allah’ın mülkü, fiili, tedbiri ve hükmü altında bulunduğu izah edilir. Böyle olunca kulun vazifesi de yalnız O’na kulluk etmek, yalnız O’nun emrine tabi olmak olur. Bu da “kanun koyucu Allah” manasının bizzat kendisidir.
Risale-i Nur’da bahis edilen “Hakimiyet-i amme-i İlahiye” ve “rububiyet-i mutlaka’ya karşı ubudiyet” hakikatleri, kulun kendi başına hüküm vaz‘ edemeyeceğini; emrin de hükmün de Allah’a ait olduğunu gösterir.
Risale-i Nur’un takip ettiği usul şudur: Evvela Allah’ın varlığını ve birliğini kâinat kitabı üzerinden gösterir. Sonra bu kâinatın sahipsiz olmadığını, her şeyin bir rububiyet ve hakimiyet altında bulunduğunu bildirir. Ardından insanın başıboş olmadığını, vahiy ve nübüvvet ile emir ve nehye muhatap olduğunu ders verir. Bu sebeple, “Risale-i Nur kanun koyucu Allah’tan bahsetmiyor.” sözü doğru değildir, kasıtlı bir ifadedir. Risale-i Nur, Allah’ın hem tek yaratıcı, hem tek mabud, hem de tek hakim ve şari‘ olduğunu; yani hayat için bağlayıcı hüküm koyma salahiyetinin yalnız O’na ait bulunduğunu esaslı bir şekilde anlatır. Fakat bunu slogan halinde değil, tevhidin bütün mertebelerini birbirine bağlayarak yapar.
Kısacası: Rububiyeti kabul edip hakimiyeti dışarıda bırakmak nasıl eksikse, hakimiyeti söyleyip rububiyet ve yaratmayı ikinci plana itmek de eksiktir. Risale-i Nur bu eksikliği kabul etmez; Allah Teala’yı isimleri, sıfatları, fiilleri, icraatleri, terbiye ediciliği, hakimiyeti ve ilahlığıyla birlikte tanıtır.
Ayrıca Risale-i Nur’da gaye ve nizam delillerinin çokça işlenmesinin sebebi, yaşanılan devirde en çok, imanın temellerinin sarsılmış olmasındandır. Önce Allah’ın varlığına ve birliğine dair şüpheler giderilir; ardından nübüvvet, haşir, ibadet, helal-haram ve diğer imani hakikatler o sağlam temel üzerine bina edilir. Çünkü Allah’ı inkâr eden veya varlığında tereddüde düşen bir zihne, doğrudan emir ve nehiyden bahsetmek kafi gelmez. Evvela bu kâinatın sahipsiz olmadığını, her şeyin ilim, irade, hikmet ve kudretle idare edildiğini göstermek gerekir. Bu sebeple Risale-i Nur, kâinattaki intizam, mizan, hikmet, gaye ve inayeti nazara vererek tahkiki imanı kuvvetlendirir. Bu, Allah’ın emir ve hükümlerini ihmal etmek için değil; o hükümlerin de ancak hakiki imanla yerli yerine oturacağını göstermek içindir.

