İlgili yer şöyle geçmektedir:
هُوَ nin anahtarı ile ve pusulasıyla fikren seyâhat ettiğim hava unsurunda her bir parçası, hatta her bir zerresi içine muhtelif binler noktalar, harfler, kelimeler konulduğu; veya konulabileceği hâlde, karışmadığını ve intizâmını bozmadığını; hem ayrı ayrı pek çok vazîfeler yaptığı hâlde, hiç şaşırmadan yapıldığını; ve o parçaya ve zerreye pek çok ağır yükler yüklendiği hâlde, hiç zaaf göstermeyerek, geri kalmayarak intizâm ile taşıdığını; hem binler ayrı ayrı kelime, ayrı ayrı tarzda, ma‘nâda o küçücük kulak ve lisânlara kemâl-i intizâmla gelip çıkıp, hiç karışmayarak, bozulmayarak o küçücük kulaklara girip o gāyet incecik lisânlardan çıktığı; ve o her zerre ve her parçacık bu acîb vazîfeleri görmekle beraber kemâl-i serbestiyet ile cezbedârâne hâl dili ile ve mezkûr hakîkatin şehâdeti ve lisânıyla لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ ve قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌ deyip gezer.1
Metnin geneline baktığımızda Bediüzzaman Hazretleri, hava unsurundaki zerrelerin ve parçacıkların nasıl son derece düzenli ve çok yönlü vazifeler yaptığını anlatmaktadır. Normalde insanın yaptığı işler çoğaldıkça şaşırması, küçük bir varlığa çok fazla görev yüklenince onun zorlanması veya aynı anda birçok kelimenin bir ağızdan çıkması halinde konuşmanın karışması beklenir. Fakat havaya baktığımızda bunun tam tersini görüyoruz. Havanın her bir zerresi, aynı anda sayısız canlıya ulaşan sesleri, kokuları ve çeşitli ihtiyaçları taşıyor. Buna rağmen bu işler birbirine karışmıyor ve düzen bozulmuyor.
Bir hava zerresi çok küçük olmasına rağmen sayısız farklı vazifeyi yerine getiriyor. Mesela bir insanın sesi havada yayılıyor, başka bir insanın sesi başka bir yere ulaşıyor. Ezan, konuşma, kuşların sesi ve daha birçok ses aynı hava içerisinde hareket ediyor. Bütün bunlar birbirine karışmadan ilgili yerlere ulaşıyor. Bediüzzaman Hazretleri de bu mükemmel düzeni, Allah’ın ilim, kudret ve iradesinin bir eseri ve delili olduğunu nazara vermektedir. Bu yüzden hava zerrelerinin hâli, "لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ" yani “O’ndan başka ilâh yoktur” ve "قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌ" yani “De ki: O Allah birdir” hakikatini gösteriyor.
Buradaki "hakîkatin şehâdeti ve lisânıyla" ifadesi ise, hava zerrelerinin lisanı haliyle yani hal dili ile “لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ” dediği anlamına gelmektedir. Nitekim "şehâdet", bir şeyin kendi haliyle bir gerçeği göstermesi ve ona delil olması demektir. "Lisân" ise mecazi olarak, bir varlığın haliyle verdiği mesaj anlamındadır. Yani hava zerrelerinin düzenli, şaşırmadan ve sayısız vazifeyi birlikte yerine getirmesi, onların arkasında sonsuz ilim ve kudret sahibi bir Yaratıcı bulunduğunu bu halleri ile göstermektedirler. Yani hava adeta kendi haliyle "Ben kendi kendime meydana gelmedim. Beni böyle düzenleyen ve bana bu kadar vazife veren bir Allah vardır" demektedir. İşte Bediüzzaman Hazretleri bu duruma “hakîkatin şehâdeti ve lisânıyla” demektedir. Dolayısıyla burada "lisân" sözlü bir konuşma değil, varlığın haliyle Allah’ın birliğine ve kudretine delil olmasıdır.
Bediüzzaman Said Nursi, Gençlik Rehberi, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 72-73.

