Fâsık, Kâmusta “Tarîk-i haktan (hak yoldan) hariç olan adam” şeklinde ifade edilir. Fasık-ı Mütecahir ise açıktan açığa kimseden sıkılmadan günah işleyen, işlediği günah ile övünen günahkâr kimseye denir. Bu sıfatlara kim müstahaksa o kimse fasık-ı mütecahirdir. Mesela içki içen fâsıktır, günahkârdır. Ancak bunu bir maharetmiş gibi övüne övüne anlatan kimse fâsık-ı mütecahirdir. İşte böyle kimseler hakkında yapılan konuşmalar gıybete girmez. Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şöyle demektedir:
Birisi de, o gıybet edilen adam fâsık-ı mütecâhirdir. Yani fenâlıktan sıkılmıyor. Belki işlediği seyyiâtla iftihâr ediyor. Zulmü ile telezzüz ediyor. Sıkılmayarak âşikâre bir sûrette işliyor.1
Bir ruhsat mahiyetinde olan bu tür konuşmalar şu düsturlara riayet edilerek yapılabilir: Başta Allah’ın rızası gözetilmeli. Hak ve hakikatin ortaya çıkması amaçlanmalı. Bütün bu düsturlara riayet ettikten sonra, fâsık-ı mütecahirlerin zararlarından başkalarını korumak amacıyla bu kişilerin kötü davranışlarını açıklamak gıybet sayılmaz. O kimsenin zararsız başka hallerini konuşmak ise manasızdır.
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s.120

