RİSALE-İ NUR

21.02.2026

3

Risale-i Nur’da Haslar ve Erkânların Şahs-ı Maneviyi Temsil Etmeleri

Risale-i Nur'un Has şakirdlerinin şahs-ı ma'nevisinin, Risale-i Nur'un şahs-ı ma'nevisini temsil etmesi ne cihetlerle olmaktadır?

07.03.2026 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Bediüzzaman Hazretleri Risale-i Nur'larla tanışan, seven, bağlanan herkesi bir bütün olarak değerlendirmiş ve bir mektubunda bu durumu şu şekilde ifade etmiştir.

Risâle-i Nûr bir dâire değil, mütedâhil dâireler gibi tabakātı var. Erkânlar ve sâhibler ve hâslar ve nâşirler ve talebeler ve tarafdârlar gibi tabakātları var. Erkân dâiresine liyâkati olmayan, Risâle-i Nûr’a muhâlif cereyâna tarafdâr olmamak şartıyla, dâire hâricine atılmaz. Hâsların hâsiyeti bulunmayan, zıd bir mesleğe girmemek şartıyla talebe olabilir. Bid‘a ile amel eden, kalben tarafdâr olmamak şartıyla dost olabilir. Onun için az bir kusur ile düşman sınıfına iltihâk etmemek için, dışarıya atmayınız.1

Bu izahlardan anlaşılacağı üzere Bediüzzaman Hazretleri Risale-i Nur'lar ile doğrudan veya dolaylı olarak irtibat kurmuş ve haberdar olmuş kimseleri davaya zıt bir vaziyeti bulunmadığı müddetçe daire içerisinde kabul etmiştir. Lâkin daire içerisinde hangi makamda bulunacağını, kişinin kendi ihlas ve sadakatı belirlemektedir. Misalen Bediüzzaman Hazretleri şu üç maddeyi talebeliğin şartları olarak ortaya koymuştur:

  1. Risale-i Nur'u kendi telif etmiş gibi sahip çıkmak ve Kur'an hattıyla yazarak neşretmek/yaymak

  2. İman ve Kur'ân hizmeti olan Risale-i Nur davasına karşı tam bir sadakat ve sarsılmaz bir sebat sahibi olmak

  3. Risale-i Nur’daki iman ve Kur'an hakikatlerini yaymayı, hayatının en büyük ve mühim vazifesi bilmek

Bu üç şartı yerine getiremeyen kişiler dinsizliğe yahut onların saçtığı kötülüğe kalben taraftar olmamak şartı ile taraftar yani dost olabilirler. Öte yandan daima sadakat ve sebat ile çalışan, bu mukaddes iman hizmetini hayatının ana gayesi olarak gören kişiler de kendi ihlas ve sadakatleri nisbetinde Talebe-Nâşirler- Haslar- Sahibler, Vârisler ve Erkanlar zümresine dahil olabilirler. Nitekim başka bir mektupta şu şekilde ifade edilmektedir:

Risâle-i Nûr talebelerinin hâsları olan sâhib ve vârisleri ve hâslarının hâsları olan erkân ve esasları olan kardeşlerime bugünlerde vukū‘ bulan bir hâdise münâsebetiyle beyân ediyorum ki...2

Buradan da anlaşıldığı üzere Bediüzzaman Hazretleri talebelerin arasında ihlas, sadak ve sebatta zirve olan talebelerini Haslar ve Sahibler sınıfına, bunların arasında hasların da hası olanları ise Erkanlar olarak nitelendirmektedir. Hususen Erkanlar, tıpkı bir beyin takımı gibi davanın ete kemiğe bürünmüş halleri gibi şahs-ı manevinin maddi birer temsilcileri konumundadırlar. Bediüzzaman Hazretlerinin Erkanlara verdiği kıymet ve ehemmiyet şu ifadelerde daha fazla göze çarpmaktadır:

Başta Husrev olarak o erkânların hiç bir hareketini tenkîd etmemek ve kemâl-i ihlâs ve samîmiyet ile onlara tesânüd ve tâm kardeş olmak lâzımdır.3

Ve Risâle-i Nûr’un erkânları gibi her şeyini, enâniyetini bıraksın.4

Medresetü’z-Zehrâ erkânlarını -her cihetle benim vârislerim olduklarından- benim bedelime umûm nûr kardeşlerime, bana gelen tebrîklerine bedel bayramlarını tebrîk etmeleri için tevkîl ediyorum.5

Bu ve benzeri ifadelerden de anlaşılacağı üzere Haslar ve Erkanlar, gösterdikleri ihlas, sadakat ve sebat ile âdeta davanın cisimleşmiş hali gibi sahipleri konumunda diğer talebelere birer örnek haline gelmiştir. Âdeta şahs-ı manevi, onlar üzerinde görünür bir hal almıştır. Elbette bu vaziyet, bu ihlas ve sadakat ile birlikte her şeyi ile benlikten geçip zirve bir fedakârlığı da gerekli kılmaktadır. Öyle ki Bediüzzaman Hazretleri bir mektubunda şöyle demektedir:

Salâhaddîn, husûsî kendine âit bir mes’eleyi soruyor. Dünya hayât-ı ictimâiyesine bağlanmak istiyor. Mâdem o hâslar içindedir, kat‘iyen Risâle-i Nûr’un hizmetine zararı varsa, girmeyecek. Eğer bilse ki, o refîka-i hayatını bazı hâs kardeşlerimiz gibi Risâle-i Nûr’un hizmetinde yardımcı olarak çalıştırsa, o hayâta girebilir. Çünkü hâsların hayatı, Risâle-i Nûr’a âittir ve şahs-ı ma‘nevîsini temsîl eden şâkirdlerinin tensîbiyle kayıd altına girebilir. 6

Metinden de anlaşılacağı üzere Haslar ve Hasların hası olan Erkanlar'ın hayatı, tamamıyla Risale-i Nur davasına aittir. Hayatlarının her aşamasında her planlamasında davayı merkeze alarak hareket etmeleri gerekmektedir. Burada kendi izdivacı için Üstadına danışan Selahaddin Ağabey'e Hz. Üstad kendisinin Hasların içerisinde olması sebebiyle evliliğinin dahi davaya hizmet etmesi gerektiğini aksi halde geri durması gerektiğini söylemektedir.

İşte şahs-ı manevinin birer temsilcisi olan Haslar ve Erkanlar, hizmetin temel prensip ve düsturlarında zirve olmalarının yanında Kur'ân ve sünnet çizgisinde bulunan şahsi ibadet ve yaşantılarında dahi kendi varlıklarından vazgeçip şahs-ı manevinin müsaade ve menfaatini esas tutmaları gerekmektedir.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 253.

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2019, c. 1 s. 123.

  3. Bediüzzaman Said Nursi, Şualar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2019, c.2 s. 553.

  4. Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2019, c. 1 s. 462.

  5. Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2019, c. 1 s. 380.

  6. Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2019, c. 1 s. 173.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız