Muhtelif Meseleler

04.06.2013

11131

Kandil Gecelerinin İhyası Bidat mıdır?

Kandil kutlamaları peygamberimizin zamanında var mıydı? Bidat diyen ilahiyatcılar var!

05.06.2013 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Bid'a veya bid'at sözlükte: "âdette hiç örneği geçmemiş, yeni türemiş, ilk olarak türedi, sonradan olma" anlamlarında kullanılmaktadır. Bid'at: kitap, sünnet ve sahabenin icmaı gibi bir asla dayanmayan, nefsin arzularıyla, şeriatın esaslarını ve peygamberimizin (sav) sünnetinin düsturlarını beğenmeyerek dinde sonradan ortaya çıkarılan amellere denir. Bir hadiste Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmaktadır:

Kim İslam’da güzel bir çığır açarsa, kendisinden sonra onunla amel edildiği takdirde, o ameli işleyenlerin sevabı kadar, ona sevap yazılır. Onunla amel edenlerin sevabından da eksiltilmez. Kim de İslam’da kötü bir çığır açarsa, kendisinden sonra onunla amel edildiği takdirde, o ameli işleyenlerin günahı kadar, ona günah yazılır. Onunla amel edenlerin günahından da eksiltilmez.1

İslam alimleri, Peygamberimizin (sav) bu ve benzeri hadislerinden yola çıkarak, bid'atı “bid'at-ı hasene” ve “bidat-ı seyyie” olmak üzere iki kısma ayırmışlardır.

Bid'at-ı hasene: Kur’an ve sünnete zıt olmayan, hatta Kur’an ve sünnetten delilleri olan bid'atlerdir. Örneğin, Peygamberimiz (sav) döneminde Kur’an yazılmıştı, fakat bir kitap haline getirilmemişti. Onun bir kitap haline getirilmesi güzel bir bid'at sayılabilir. Yine ilk dönemlerde Kur’an harflerinde noktalar, harekeler ve ayet numaraları yoktu. Sonradan bunlar eklendi. Keza teravih namazının cemaatle kılınması, camilere minareler yapılması da böyledir. Bunlara daha pek çok şeyi ekleyebiliriz.

Bid'at-ı seyyie: Kur’an ve sünnete muhalif olarak ortaya çıkan şeylerdir. Örneğin, türkçe ezanın ve sarığın yasaklanarak yerine başka şeylerin konulması böyledir. Bugün pek çok Avrupaî adetleri bu kısma koymamız mümkündür.

Bediüzzaman Hazretleri, sünnetin kısımlarını ve bid'ayı tarif ettiği bir yerde şu ifadeleri kullanmıştır:

Sünnet-i seniyenin her bir nev‘ine tamâmen bilfiil ittibâ‘ etmek, ehass-ı havâssa dahi ancak müyesser olur. Ona bilfiil olmasa da, binniyye, bilkasd ve tarafdârâne ve iltizâmkârâne tâlib olmak, herkesin elinden gelir. Farz ve vâcib kısımlara, zâten ittibâa mecbûriyet vardır. Ubûdiyetteki müstehab olan sünnet-i seniyenin terkinde günâh olmasa dahi, büyük sevâbın zâyiâtı var. Tağyîrinde ise, büyük hatâ vardır. Âdât ve muâmelâttaki sünnet-i seniye ise, ittibâ‘ ettikçe o âdât, ibâdet olur. İttibâ‘ etmezse, itâb yok. Fakat Habîbullâh’ın âdâb-ı hayatiyesinin nûrundan istifâdesi azalır.

Ahkâm-ı ubûdiyette yeni îcâdlar, bid‘attir. Bid‘atler ise, 〚 اَلْیَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ دٖینَكُمْ〛2 sırrına münâfî olduğu için, merdûddur. Fakat, tarîkatteki evrâd ve ezkâr ve meşrebler nev‘inden olsa; ve asılları Kitap ve Sünnetten ahzedilmek şartıyla, ayrı ayrı tarzda, ayrı ayrı sûrette olmakla beraber, mukarrer olan usûl ve esâsât-ı sünnet-i seniyeye muhâlefet etmemek; ve tağyîr etmemek şartıyla, bid‘a değillerdir. Lâkin bir kısım ehl-i ilim , bunlardan bir kısmını bid‘aya dâhil etmişler, fakat "Bid‘a-i hasene" nâmını vermişler.3

Bu ifadelerden anlaşılacağı üzere:

Peygamberimizin (sav) sünnetinin her kısmına tamamen uymak, ehass-ı havas denilen çok seçkin insanlara nasip olur. Fakat herkes sünnete taraftar olmalı, sünnete uymak niyetinde olmalı ve onu gerekli görerek istemelidir. Peygamberimizin (sav) sünnetinin farz ve vacip kısımlarında zaten uyma mecburiyeti var. Müstehap denilen kısmı ise terk edilmesinde günah olmasa da, büyük bir sevap kaybı vardır. Fakat müstehap denilen bu kısmın dahi değiştirilmesi çok büyük bir hata olur.

Günlük adet ve muamelelerde sünnetlere uydukça o sünnetler adetimiz haline gelir ve her biri ibadet hükmüne geçer. Uyulmadığında ise bir cezası yoktur. Bu edeplere muhalefet etmeye bid'at denmese de Hz. Peygamberin (sav) nurundan, feyzinden, edebinden bir mahrumiyet söz konusudur.

Ahkâm-ı ubudiyette (ibadete dair hükümlerde) yeni icatlar ise bid'attir. Bid'atler ise, “Bugün size dininizi tamamladım”4  ayetinin manasına zıt olduğu için, din dışı sayılarak reddedilmiştir. Fakat, tarikatlardaki zikirler ve onlara has bazı usuller farklı farklı olsa da, Kuran ve Sünnetten alınması, onlara zıt olmaması ve onları bozmaması şartıyla, bid'a değillerdir. Her ne kadar bir kısım alimler bunlardan bir kısmını bid'aya dâhil etmiş olsa da, güzel ve zararsız yenilik anlamında "bid'a-i hasene" tabiri kullanmışlardır.

Yine bid’at hakkında Bediüzzaman Hz. şu tespitlerde bulunur:

Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş: : [كُلُّ بِدْعَةٍ ضَلَالَةٌ وَكُلُّ ضَلَالَةٍ فِی النَّارِ]5 Yani 〚 اَلْیَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ دٖینَكُمْ〛6 âyetinin sırrıyla, kavâid-i şerîat-ı garrâ ; ve desâtîr-i sünnet-i seniye , tamam ve kemâlini bulduktan sonra, yeni îcâdlarla o düstûrları beğenmemek; veyâhûd hâşâ ve kellâ nâkıs görmek hissini veren bid‘aları îcâd etmek, dalâlettir, ateştir.7

Bu parçadan anlaşılacağı üzere:
Resul-i Ekrem (asm): “Bütün bid’alar dalalettir. Bütün dalaletler ise ateştedir.” buyurmuş. Yani bütün bid'alar sapıklıktır, doğru yoldan ayrılmaktır. Bu sapkınlıklar ise cehennemdedir. Kur'an-ı Kerim'deki “Bu gün size dininizi tamamladım” ayetinin sırrıyla: şeriatin esasları ve sünnetin düsturları tamamlandıktan sonra, yeni icatlarla o düsturları beğenmemek veyahut eksik görerek bid'alar icat etmek sapkınlıktır. Sonucunda ise kişiyi cehenneme götürecek derecede büyük bir günahtır.

Mübarek gecelere bir örnek Kadir gecesidir. Kadir gecesi Kuran'da "bin aydan daha hayırlıdır" şeklinde mübarekliği tasdik edilmiş bir gecedir.8 Hem Berat gecesi için çok ciddi hadisler vardır. Hem de bu zamana kadar ümmetin ve mübarek zatların uygulamaları vardır. Bir şeyin varlığını isbat etmek için hepsini göstermeye gerek yoktur. Bir örnek hepsini isbat eder. Mesela dünyada elma olduğunu isbat için bütün elmaları göstermeye gerek yoktur. Bir elmanın varlığı bütün elmaları isbat eder. Aynen öylede Kadir Gecesinin mübarekliğinin bizzat Kur'an'da tasdik edilmesi Allah katında mübarek gün ve gecelerin olduğunun büyük bir delilidir.

Şimdi bazı kendilerini beğenmiş kimseler hadisleri ve ümmetin 1400 senedir yapmış oldukları uygulamaları inkar ederek böyle gecelere karşı çıkıyorlar. Bu zamana kadar bütün ümmet, alimler ve mübarek zatlar yanılmış da bu zatlar 1400 sene sonra İslamiyeti daha iyi anlamışlar gibi konuşuyorlar. Böylelere itibar etmemek gerektir. Ümmetin büyük caddesi, en geniş dairesi olan ehl-i sünnete bakmak ve itibar etmek gerektir.

Burada hem Kur'an ve sünnete dayanarak gösterilen delillerden sonra, hem de ümmetin asırlardır yapmış olduğu bir uygulama olduğunu gördükten sonra, birisinin kendi çıkarımlarıyla bunları dine aykırı sayarak konuşması, Kur'an ve sünnete değil, kendi hevasına göre hareket ettiğini gösterir.

O kimseler şu soruları yöneltmek gerekir:

1. Kandil geceleri denilen bu mübarek gecelerin bir zararı mı vardır?

2. Bu mübarek gecelerde yapılan şeyler kötü şeyler mi? Yoksa iyi şeyler mi?

3. Bazı insanlar böyle geceleri fırsat bilerek iyiliğe yönelmiyorlar mı? Günahları için tevbe etmeye vesile olmuyor mu?

4. Böyle geceler olmazsa yeri nasıl doldurulur?

5. Bu tarz şeylere bid'at diyen kişilerin hayatına ve yaşantısına bakıldığında, sünnet-i seniyeye gerçekten dikkat ederek mi yaşıyorlar? Yoksa kılıcı Müslümanlara çekmiş önüne gelene bid'a, şirk, küfür diyen ve müslümanları da bidatçı, müşrik ve kafir ilan eden kimseler mi?

Kaynakçalar
  1. Müslim, Kitab'üz-Zekat, Bab 20, Hadis no: 69 / 1017

  2. Mâide, 5/3.

  3. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 57-58.

  4. Mâide, 5/3.

  5. Müslim, Kitâbü’l-Cum‘a, c.1 s.592; Ebû Davud, Sünnet, c.5 s.15; Müsned-i Ahmed, c.3 s.310

  6. Mâide, 5/3.

  7. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 54.

  8. Kadir, 97/3.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız