Abdullah b. Mesud'dan rivayete göre Rasulullah (sav) şöyle buyurdu:
Allah benden önce hangi ümmete ne kadar nebi gönderdiyse mutlaka o nebinin ümmeti arasindan havarileri ve ashabi olmuştur. Bunlar onun sünnetini uyguluyor, emrine uyuyorlardı. Sonra bunların arkasından kötü halefler gelir, yapmadıklarını söyler, emr olunmadıklarını yaparlar. Bunlara karşi eliyle cihad eden mümindir. Onlara karşı diliyle cihad eden de mümindir, onlarla kalbiyle cihad eden de mümindir. Ama bunun ötesinde hardal tanesi dahi olsa iman
diye bir şey yoktur.1
Kalp ile cihad etmek, günahı günah bilmek, ondan razı olmamak, meşru ve güzel görmemek, imkan bulunca da ondan uzak durmaya çalışmaktır. Bu, her an dil ile tekrar etmekten ziyade kalbin tarafını belli etmesi, hak ve doğru olana tarafdar olmak demektir.
Dolayısıyla esas tehlike, günahı inkâr etmek, helal saymak veya kalben ondan memnun olmaktır. Mü’min bazen nefsine mağlup olur, günah işler; fakat işlediği günahı meşru görmez, ondan vicdanen rahatsız olur, pişmanlık duyar. Bu hal imanın alametidir; küfür değildir. Önemli olan kişinin hata ve günahını farkettiği zaman o günahı terk etmeye çalışması, tevbe ve istiğfar ederek ümitsizliğe düşmemesidir.
Hadisde geçen “hardal tanesi kadar iman yoktur” tehdidi, günah ve haram olan fiili kalben dahi reddetmeyip, ona taraf olan veya onu normalleştiren kişiye bakar. Vesvese yapıp “Her günaha aynı anda tek tek tepki veremiyorum; küfre girdim” diye hükmetmek doğru değildir ve vesvesedir. Zira bundan duyulan rahatsızlık dahi bir iman göstergesidir. Öte yandan Ehl-i Sünnet’in iki ana kelam mezhebi olan Maturidilik ve Eş’arilik, büyük günah işleyen bir Müslümanın durumu hakkında aynı temel hükmü kabul eder: Bir kimse büyük günah işlese bile, eğer o günahı helal saymıyorsa dinden çıkmaz. Yani o kişi kâfir değil, günahkar bir mümin olur Yapılması gereken kısa yol şudur:
Günahı günah bilmeye devam etmek. İşlenince hemen tevbe ve istiğfar etmek. Günaha götüren ortam ve sebepleri azaltmak. Ümitsizlik yerine Alllah'ın sonsuz rahmetine sığınmak.
Sahih-i Müslim, İman, 20/177

