Öncelikle sorunuzda bahsettiğiniz halin neden kaynaklandığı ve kimlerde görüldüğü ile alakalı başka bir cevabımızı okumanızı tavsiye ederiz. (Neden Bildiğimiz Hakikatlerle Her Zaman Amel Edemiyoruz?)
Bu yaşadığınız duygu durumu, belki de her samimi müminin içten içe hissettiği bir durumdur. Dünyaya geliş sebebimiz de esasında bu yaşadığımız ruhsal mücadele ile alakalıdır. Çünkü kendisine mühlet verilmiş şeytan, insanın içindeki kötülük taraftarı olan nefis mekanizmasını da kullanarak insanı istikametten saptırmaya, doğru yoldan alıkoymaya çalışır. İnsanın hidayet üzere yaşamaya çalışması, Allah'ın emir ve yasaklarını yerine getirmesi, kulluğunun bir gereğidir. Yani kulluk aslında bir mücadeledir. İnsanın güzel hallerini muhafaza etmeye çalışırken bahsettiğiniz manevi mücadeleye girişmesi ise İslamiyet'te şeytan ve nefisle mücadele noktasında en mühim bir cihat olarak kabul edilmiştir.
Dolayısıyla yaşadığınız sıkıntının size mahsus olmadığını bilmelisiniz. Hatta Allah'ın kendilerini günahtan muhafaza ettiği peygamberler dahi ibadetlerini yeterli görmeyip, kendilerini ibadetten alıkoyan hallerini Allah'a şikayet etmişlerdir. Günümüzde maalesef İslamiyet'in özünden uzaklaşan insanlar, çoğu zaman istikametten saptıklarının farkında olmuyorlar. Farkında olsalar dahi bundan rahatsız olmuyorlar. Siz bunun farkındasınız ve sizi kulluktan alıkoyan hallerden rahatsızsınız. Bu iyi bir başlangıç. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
(Günahtan) pişmanlık duymak, tevbedir.1
Rabbimiz, günaha meyilli olan biz insanların hatalarımızdan dönüp, kendisinden bağışlanma dilememizden razı olmaktadır. Zaten insanı değerli kılan da mahcubiyetle Rabbine yönelme halidir. Çünkü insan hatadan uzak değildir. Bu konuda Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şunu söylemiştir:
Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah başkalarını yaratır, onlar günah işler (ve tevbe eder), Allah da onları affederdi.2
Bu sebeple insan, hata yapabileceğini bilmeli; hata yaptığında ise bunun farkına varıp ümitsizliğe düşmeden Rabbine yönelmeli ve rahmetine sığınmalıdır. Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:
O hâlde âyetlerimize îmân edenler sana geldikleri zaman artık de ki: “Selâm size! Rabbiniz, (size) rahmet (etmey)i kendi üzerine yazmıştır. Şübhesiz o (rahmet) ki, içinizden kim câhillikle bir kötülük yapar, sonra ardından tevbe edip (hâlini) ıslâh ederse, artık şübhesiz ki O, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir.”3
Bediüzzaman Hazretleri de bu konuya şöyle değinmiştir:
Nefsini ithâm eden, kusûrunu görür. Kusûrunu i‘tirâf eden, istiğfâr eder. İstiğfâr eden, istiâze eder. İstiâze eden, şeytanın şerrinden kurtulur. Kusûrunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusûrunu i‘tirâf etmemek, büyük bir noksânlıktır. Kusûrunu görse, o kusur kusurluktan çıkar. i‘tirâf etse, affa müstehak olur.4
Yani insan kusurunu görürse düzeltme yoluna girer. İtiraf ederse tevbe eder, tevbe ederse Allah’ın affına layık hale gelir. Bir mümin Rabbine yöneldikçe imanını kuvvetlendirir ve ibadetin özü olan ihlasını artırır. İbadetlerdeki ihlasımızı artırmanın ve istikametimizi muhafaza etmenin bir yolu da nefis terbiyesinden geçmektedir. Bu mesele burada uzun gideceğinden, bu konu ile alakalı başka bir yazımızı okumanızı tavsiye ediyoruz. Nefis Terbiyesi Nedir? Nefis Nasıl Terbiye Edilir?
İbn Hanbel, I, 423 (HM4012)
Müslim, Tevbe, 9 (M6963)
En'âm, 6/54
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.90

