Bağış Yap

RİSALE-İ NUR

03.11.2026

Fıtratın Şehadeti Sadıkadır / Lemaat

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

Lemaat Risalesi'nde geçen ilgili cümleyi devamıyla birlikte izah eder misiniz?

03.11.2026 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İlgili bölümü cümle cümle şu şekilde açıklayalım:

[Fıtratın şehâdeti sâdıkadır]
Fıtratta yalan yoktur. Ne dediyse doğrudur.

Fıtrat kelimesi, “yarmak, ikiye ayırmak; yaratmak, icat etmek” manalarına gelen fatr kökünden isim olup “yaratılış, belli yetenek ve yatkınlığa sahip oluş” anlamında kullanılır. İlk yaratılış, bir bakıma mutlak yokluğun yarılarak içinden varlığın çıkması şeklinde telakki edildiğinden fıtrat kelimesiyle ifade edilmiştir. Buna göre fıtrat, ilk yaratılış anında varlık türlerinin temel yapısını, karakterini ve henüz dış tesirlerden etkilenmemiş olan ilk durumlarını belirtir. 1
İnsan, etrafına baksa her varlığın fıtratı itibarıyla kendisiyle konuştuğunu anlar. Bu varlıklar insanı yanıltmazlar. Çünkü fıtratlarının gereği olarak hep doğru söylerler. Söyledikleri yalan çıkmaz. Çünkü bu varlıklar Allah'a dayanır. Kendilerine güvenerek iş yapmazlar. Allah'ın kendilerini yalancı çıkarmayacağını bilirler. Kendi acizliklerine bakmaz, Allah'ın kudretine bakarlar.

Allah, yarattığı her şeyin içine ona uygun bir kabiliyet, bir istikamet ve bir program koymuştur. Bu yüzden bir şeyin fıtratında ne varsa, uygun şartlar oluştuğunda o şey onu göstermeye başlar. Bu şekilde başıboş olmadıklarını; belli bir hikmet, ölçü ve emir altında hareket ettiklerini gösterirler.

Çekirdeğin lisânı, meyl-i nümüv der: Ben sünbüllenip meyvedâr. Doğru çıkar beyânı.

Mesela her bir çekirdek, Cenab-ı Hakk'ın içine yerleştirmiş olduğu büyüme kabiliyetiyle “Ben büyüyüp koca meyvedar bir ağaç olacağım.” der. Dediği gibi olur. Sünbüllenir ve meyvedar bir ağaç olur. Halbuki bir çekirdeğin içerisinden böyle bir ağaç çıkarması kendi gücüyle olacak iş değildir. Çünkü bir çekirdeğin toprağa girip girmediğini anlayabilecek durumu yoktur. Nerede sünbül vereceğini, sünbülün aşağıya mı yukarıya mı çıkacağını bilmez. Başını topraktan çıkarınca güneşi ilk defa görür. Güneşten enerji elde edebileceğini ilk görüşte nasıl anlar? Ama Allah'a dayanır. Allah'ın kudretinin her şeye yeteceğini bilir. Allah da onu yalancı çıkarmaz. Büyür ve meyvedar bir ağaç olur. Sözünü ispat eder.

Yumurtanın içinde derin derin söyler hayâtın meyelânı ki: Ben piliç olurum. İzn-i İlâhî ola, sâdık olur lisânı.

Yine bir yumurtaya baktığımızda, yumurtanın fıtraten sahip olduğu kabiliyet, “Ben piliç olacağım.” der. Cenab-ı Hak onun bu duasını kabul eder. Jel kıvamında bir sıvı, ete ve kemiğe dönüşür, civciv olur. Kendisinin tamamen aciz kalacağı bir işe Allah'ın izniyle muktedir olur. Cansızdan canlı çıkar. Sözü doğrulanır.

Bir avuç su bir demir gülle içinde eğer niyet etse incimâd, burûdetin zamanı. İçindeki inbisât meyli der: Genişlen! Bana lâzım fazla yer. Bir emr-i bî-emânı, metîn demir çalışır, onu yalan çıkarmaz. Belki onda doğruluk, hem de sıdk-ı cenânî. O demiri parçalar.

Bir avuç suyu, her tarafı kapanacak şekilde (gülle gibi demir) bir kaba koysak ve dondursak, o su, içindeki genişleme meyliyle demire daha fazla yere ihtiyaç duyduğunu söyler. O sapasağlam demir, buz haline gelen suyun doğruluğuna bakar, onun sözünü yalanlamaz. Çatlayıp parçalanır.

Şu meyelânlar bütün birer emr-i tekvînî, birer hükm-ü Yezdânî, birer fıtrî şerîat, birer cilve-i irâde. İrâde-i İlâhî, idâre-i ekvânî, emirleri şunlardır: Birer birer meyelân, birer birer imtisâl, evâmir-i rabbânî.

Her bir meyil, Allah’ın iradesinden gelen yaratılışa ait bir emir ve bir hükümdür. Bir şeyin büyümeye, akmaya, inkişaf etmeye, çekilmeye, birleşmeye veya ayrılmaya olan temayülü; tesadüfün değil, doğrudan doğruya İlahi idarenin bir cilvesidir. Varlıklardaki bu yönelişler, kâinatın kendi kendine işlediğini değil; her şeyin Allah’ın iradesiyle sevk ve idare edildiğini gösterir.

Vicdandaki tecellî aynen böyle cilvedir. Ki incizâb ve cezbe iki musaffâ canı, iki mücellâ camdır. Akseder içinde cemâl-i lâyezâlî, hem de nûr-u îmânî.2

İnsanda bulunan vicdan da İlahi hakikatleri yansıtan bir ayna gibidir. Yalan söylemez. Üzerinde tecelli eden isim ve sıfatların tesiriyle Hakk'a meyleder. İlahi bir yönelişle hakikatleri haykırır. İnsana doğru yolu gösterir.

Kalp ve ruh temizlenip parladığında birer saf ayna gibi olurlar. Bu saf aynada Cenab-ı Hakk'ın cemalinin tecellisiyle beraber imandaki nur da akseder. Bu hale gelen vicdan, daima insana doğruyu gösteren, asla yalan söylemeyen bir araç haline gelir.

Kaynakçalar
  1. İbn Abdülber, XVIII, 57 vd.; Lisânü’l-ʿArab, “fṭr” md.; Tâcü’l-ʿarûs, “fṭr” md.

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 327.

Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız