Bu tarz vesveselerin en etkili çözümü, düşüncenin içine dalmamak ve insanları tek tek sorgulayarak akıbetleri hakkında hüküm vermeye çalışmamaktır. Şeytan, insanın zihnini meşgul etmek için cevabı kendisinde olmayan sorular ortaya atar. “Acaba şöyle yaşayan insanların durumu ne olacak, kendilerince bir mazeretleri var mıydı, nasıl hesap verecekler?” gibi düşünceler zihne geldiğinde bunları uzun uzadıya değerlendirmek yerine, Allah’ın mutlak adalet ve hikmet sahibi olduğunu hatırlayıp konuyu kapatmak gerekir. Zira insan, bütün şartları, niyetleri ve hakikatleri kuşatamaz. Ayrıca Rabbimizin şu ayetlerini hatırlamak gerekir:
Şübhesiz ki Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez; fakat insanlar (isyanlarıyla) kendilerine zulmediyorlar.1
Benim katımda söz değiştirilmez. Ve ben kullar(ım)a aslâ zulmedici değilim!2
Allah âdildir. Kullarına yaptığı muamele, hem adalet hem de lütuf ve rahmetle gerçekleşmektedir. Nitekim Allah, insana hakikati gösteren deliller ulaştırır. Doğruyu ve yanlışı ayırt edebileceği imkanlar verir. Fakat imtihanın gereği olarak insanın tercih hakkını elinden almaz.
Her insanın karşılaştığı şartlar, kendisine ulaşan hakikatler ve yaptığı tercihler Allah’ın ilmi dahilindedir. Bu sebeple kulun vazifesi, Allah’ın adaletine güvenmek ve kendi imanını, amelini düzeltmeye çalışmaktır. Başkalarının akıbeti hakkında ise Rabbim kimseye zulüm edici değildir. O Adil'dir, Rahim'dir diyerek vesveseyi bırakmak gerekir.
Yunus, 10/44.
Kaf, 50/29.

