Soru

Vesvese ve Akıldan geçenler

Aklıma hiç istemediğim kötü ve çirkin düşünceler geliyor. Bu kişiye mi ait başka birine mi aittir? Nasıl ayırt edebilirim? Ve kötü ve çirkin düşüncelerden nasıl kurtulurum?

Tarih: 19.11.2020 10:59:24
Okunma: 1927

Cevap

Şeytan “insanların önlerinden ve arkalarından, sağlarından ve sollarından sokularak” [1] haktan ve hidayetten uzaklaştırmak için pek çok hileler yaparak insanları aldatmaya çalışır.

 Şeytanın bu hilelerinden birtanesi de vesvesedir. Şeytan vesvese vasıtasıyla “evvelâ şübheyi kalbe atar. Eğer kalb kabul etmezse, şübheden şetme (argo, galiz, küfür ifadeleri ) döner. Hayâle karşı şetme benzer bazı pis hatıraları ve münâfî-i edeb (edebe aykırı) çirkin hâlleri tasvîr (canlandırır) eder. Kalbe, “Eyvâh!” dedirtir. Ye’se (ümitsizlik) düşürtür. Vesveseli adam zanneder ki, kalbi Rabbine karşı sû’-i edebde (edepsizlik) bulunuyor. Müdhiş bir halecan ve heyecan hisseder.”[2] Halbuki o çirkin düşünceler ve sözler kalbimizin malı değildir. Kalbimizin malı olmadığına en büyük delil o fikirler aklımıza geldiğinde rahatsızlık duymamızdır. Eğer kalbimizin kabul ettiği fikirler olsaydı onları düşünmekten dolayı rahatsızlık duymayacak belki o fikirleri düşünmekten hoşlanacak ve o fikirleri savunacaktık. Belki o fikirler  “kalbe yakın olan lümme-i şeytâniyeden geliyor.” 

Ebu Hüreyre (ra) bu konuda şöyle bir hadis-i şerif rivayet etmektedir:

Bir gün Sahabe-i kiram Allah Resulüne(sav);

"Bazılarımızın aklından bir kısım vesveseler geçiyor, normalde bunu söylemenin günah olacağına kaniyiz." Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm):

"Gerçekten böyle bir korku duyuyor musunuz?" diye sordu. Oradakiler,

"Evet!" deyince:

"İşte bu (korku) imandan gelir (vesvese zarar vermez)" buyurmuştur. [Müslim, İman 209 (132); Ebu Dâvud, Edeb 118 (5110)]

Aşağıda sayacağımız bazı maddeler vesvesenin giderilmesine vesile olacaktır:

1-Vesvese kalbizin malı değildir. Belki kalbe yakın lümme-i şeytaniye denen yerden şeytanın bizi aldatmak için üflediği manalardır.

2- Vesvese ehemmiyet verilirse artar ehemmiyet verilmezse söner. Gece vakti yatmaya çalışan adamın, saatin tıkırtılarına dikkat kesildiği taktirde büyük bir gürültü gibi hissetmesi ve uykusunu kaçırması gibi.

3- Korksan ağırlaşır korkmazsan söner. Hastalıkta olduğu gibi. Hastalıktan korkup moral bozulduğunda hastalığın iyice artması gibi.

4- Mahiyyeti bilinirse gider (Şeytandan olduğu ve ibadette dikkate vesile olması için verildiği), Mahiyyeti bilinmezse devam eder.

5- Vesvese ibadete zarar vermez. Bilakis zarar vereceğini düşünmek zarar görmemize sebep olur. Çünkü zarar verdiği düşünüldükçe o düşüncelerden uzaklaşmak için düşünceyle daha çok meşgul olmamıza ve  ibadetten uzaklaşmamıza sebep olur.

6- Vesvese kişinin imanının varlığını ve kuvvetini gösterir. Çünkü meyveli ağaç taşlanır. Şeytanda imanı olmayan bir kalbe vesvese vermekle uğraşmaz.

Bu konuda Bediüzzaman Hazretleri de şöyle buyurur.

“Ey maraz-ı vesvese ile mübtelâ! Biliyor musun, vesvesen neye benzer? Musibete benzer. Ehemmiyet verdikçe şişer. Ehemmiyet vermezsen söner. Ona büyük nazarıyla baksan büyür, küçük görsen küçülür. Korksan ağırlaşır, hasta eder. Havf etmezsen hafif olur, mahfî kalır. Mâhiyetini bilmezsen, devam eder, yerleşir. Mâhiyetini bilsen, onu tanısan, gider. Öyle ise, şu musibetli vesvesenin aksâm-ı kesîresinden kesîrü’l-vukū‘ olan yalnız “Beş Vechini” beyân edeceğim. Belki sana ve bana şifâ olur. Zîrâ şu vesvese öyle bir şeydir ki, cehil onu da‘vet eder, ilim onu tard eder. Tanımazsan gelir, tanısan gider.

Birinci Vecih, Birinci Yara: Şeytan evvelâ şübheyi kalbe atar. Eğer kalb kabul etmezse, şübheden şetme döner. Hayâle karşı şetme benzer bazı pis hatıraları ve münâfî-i edeb çirkin hâlleri tasvîr eder. Kalbe, “Eyvâh!” dedirtir. Ye’se düşürtür. Vesveseli adam zanneder ki, kalbi Rabbine karşı sû’-i edebde bulunuyor. Müdhiş bir halecan ve heyecan hisseder. Bundan kurtulmak için huzurdan kaçar. Gaflete dalmak ister. Bu yaranın merhemi budur: Bak, ey bîçâre vesveseli adam! Telâş etme. Çünki senin hatırına gelen, şetim değil, belki tahayyüldür. Tahayyül-ü küfür, küfür olmadığı gibi; tahayyül-ü şetim dahi, şetim değildir. Zîrâ mantıkça tahayyül, hüküm değildir. Şetim ise, hükümdür. Hem bununla beraber o çirkin sözler, senin kalbin sözleri değil. Çünki senin kalbin ondan müteessir ve mütees­siftir. Belki kalbe yakın olan lümme-i şeytâniyeden geliyor. Vesvesenin zararı, tevehhüm-ü zarardır. Yani onu zararlı tevehhüm etmek­le, kalben mutazarrır olmaktır. Çünki hükümsüz bir tahayyülü hakîkat tevehhüm eder. Hem şeytanın işini kendi kalbine mal eder. Onun sözünü ondan zanneder. Zarar anlar, zarara düşer. Zaten şeytanın da istediği odur.”[3]

 


[1] Araf, 7/17.

[2] Sözler, 98.

[3] Sözler, 98.


Yorum Yap

Yorumlar