Soru

Amelin En İyisini Aramaktan Kaynaklanan Vesvese

"Amelin en iyi suretini taharriden neş'et eden bir vesvesedir ki, takva zannıyla teşeddüd ettikçe hal ona şiddetlenir. Hattâ bir dereceye varır ki, o adam amelin daha evlâsını ararken, harama düşer. Bazan bir sünnetin araması, bir vâcibi terkettiriyor. "

Bazen bir sünnetin aranması bir vacibi terk ettirir. Burda geçen kısma yani sünnet-i yapayım derken vacibi terk etmeye 4, 5 örnek verir misiniz? Hususen namazla ilgili örnek verir misiniz?

Tarih: 11.12.2020 10:13:43
Okunma: 760

Cevap

‘’Dördüncü Vecih: Amelin en iyi sûretini taharrîden neş’et eden bir vesvesedir ki, takvâ zannıyla teşeddüd ettikçe, hal ona şiddetlenir. Hatta bir dereceye varır ki, o adam amelin daha evlâsını ararken, harama düşer. Bazen bir sünnetin araması, bir vâcibi terk ettiriyor. “Acaba amelim sahîh oldu mu?” der, iâde eder. Bu hal devam eder, gayet ye’se düşer. Şeytan şu hâlinden istifâde eder. Onu yaralar…’’ (Sözler, 100)

Mesela, bir kimse abdest alırken uzuvlarının tam ıslanıp ıslanmadığı konusunda tereddüde düşerek “Acaba yıkamadığım yer kaldı mı? Âzâlarımı kaç kez yıkadım?  İki defa mı yıkadım, üç defa mı?” Abdestim tam sünnete uygun oldu mu? Kuru yer kaldı mı ki acaba? Diyerek vesvese ile sünnette 3 kez yıkaması gereken uzuvlarını belki de on defa yıkar. “Su ulaşmadı, kuru kaldı” diyerek haddinden fazla su kullanır. Bir iki litre su yetecekken belki de onlarca litre su sarf eder. Böylece suyu ve zamanı israf ederek harama düşer. Tekrar tekrar abdest alırken cemaate yetişemez, namazını  geciktirir belki de daha namazını kılamadan  namaz vaktini kaçırmaya sebep olur. Hem de şeytana maskara olur. Bu hâl ilerleyince kişide psikolojik rahatsızlık meydana gelerek belki de pek çok farz olan kulluk vazifelerinden uzak kalır.

Hz. Peygamber (s.a.v.), bazı insanların bu konuda vesveseye düşebileceklerini haber vermiş ve “Abdest alırken vesvese vermek için ‘Velehân’ denilen bir şeytan vardır. Suyun vesvesesinden sakının.” (1) buyurmuşlardır.

Gusül Abdesti alınırken de benzer bir vesvese ile kişinin harama düşmesi veya farzı terk etmesi mümkün olabilir.

Muteber rivayetler değerlendirilip Hz. Peygamberin (sav)  gusül abdestinde kullandığı su miktarına bakıldığında, günümüz ölçü birimiyle yaklaşık 2,5 litreden 5 litreye kadar varan miktarlarda (bir sâ’) su kullandığı açıkça görülmektedir. (2)

Şunu ifâde edelim ki, Hz. Peygamber’in (sav) boy abdesti alışı iyi bilinir ve günümüz şartlarındaki geniş imkânlar da göz önüne alınırsa, haddinden fazla suyun kullanıldığı ve bunun israf seviyesine ulaştığı söylenebilir. Buna ilâveten bir de vesvese hastalığına kapılmış olanların uzun süre banyoda kalmaları düşünülürse ne kadar su ve zaman israfı olduğunu anlamak zor değildir. Böyle vesveseli bir insan vaktini yani ömür sermayesini de zayi etmiş olduğundan büyük bir zarara düşer.

Bu noktadan vesveseye müptelâ olan çaresiz insan, ‘’Aman kuru yer kalmasın, sünnetteki şekliyle gusül abdestini eksiksiz almış olayım’’ derken hem suyu hem de zamanı israf ederek harama düşer. Belki de namaz vaktini geçirip farz bir ibadeti de terk etmiş olur. Böylelikle yine harama düşmüş olur.

Böyle durumlarda Hz. Peygamberin (sav) beyan ettiği ve kendisinin de tatbik ettiği gusül abdesti alma şekline uyulup aşırılıklardan kaçınılırsa hem vesveseden hem de su ve zaman israfından kurtulmuş olunacaktır.

Benzer bir durum namaz için de geçerlidir. Şeytan insana namaz kıldırmak istemez. Bu hususta başarılı olamazsa o vakit vesvese vererek namazdan soğutmaya, namazın sevabını azaltmaya çalışır. ‘’Madem ki namaz kılıyorsun doğru düzgün kıl, namazın olmadı, tekrar kıl, tekrar oku, eksik kıldın, elbisende necaset var, taharetin eksik oldu, abdestin yarım oldu, kolun kuru kaldı!... ‘’ gibi pek çok asılsız düşünce ile vesveseli kişiye tekrar tekrar namaz kıldırır. O kul daha iyisini, en güzelini yapayım derken nihayette yorulur ve namazdan soğur. Belki de namazı layıkıyla kılamıyorum diye bütün bütün namazı terk eder. Sünnete uygun takva ile kılacağım derken namaz vakti çıkar, harama düşer.

Elbette bir Müslüman ibadet ve yaşantısında takva ehli olmaya çalışmalıdır. Bu hal Rabbimizin rızasının vesilesidir. Lâkin ‘’takva ehli olacağım, daha güzelini yapacağım’’ derken vesvese ile haramlara düşmesi belki de farzları terk etmesi büyük bir tehlkikedir. Halbuki dinimiz İslâm, kolaylıklar ve ruhsatlar dinidir. İfrat ve tefrit dediğimiz aşırılıklardan her daim uzak durmak gerekir.

Bir misal daha verelim; bazı kimselerde temizlik hastalığı vardır. Ellerini kirlerin çıkmadığı kaygısıyla derisi soyulmaya varıncaya kadar sabunlayarak tekrar tekrar yıkamaları, bazı kadınların evlerini her gün yıkamaları, hastalık bulaşır diye yakınlarıyla dahi tokalaşmamaları ve aynı ortamda oturmamaları, temizlik niyetiyle bir eşyayı haddinden fazla defalarca yıkamaları, kirlenir hastalanır düşüncesiyle kendi çocuğunu bile kucaklarına almamaları hatta bebeklere dokunmamaları, çorapla yere basınca o çorapla namaz kılmamaları veya misâfir geldiğinde evin kirlendiği vesvesesiyle misâfir gider gitmez misâfirin bulunduğu yerleri tekrar tekrar silmeye başlamaları gibi pek çok normal olmayan davranışları vesveseli kimselerde görebilmekteyiz.

 İslâmın güzel bir adabına veya sünnet-i seniyeye riayet edeceğiz diye hayatı kendilerine ve çevresindekilere zehir edip kıymetdâr ömür dakikalarını zayi ederek büyük yanlışlara düşebilmektedirler.

Son bir misal daha verelim; vesveseli bir kimse başkalarının hatta en yakın akrabalarının elbiselerinin, arabalarının, evlerinin hatta yaptıkları yemeklerinin dahi necis olmasından şüphe ederek vesveseye düşerler. Bu noktadan ihtiyat edeyim, tedbirli olayım derken Müslüman kardeşine karşı su-i zanna kapılır. Dinimizde mü’minin mü’mine  karşı sû-i zan etmesi helal değildir, günahtır. ‘’Ey îmân edenler! Zannın çoğundan sakının! Şübhesiz ki zannın bazısı günahtır.’’ (Hucurât, 49/12) âyeti, sû-i zannı kati şekilde yasaklamaktadır.

Yine evham ve kuruntuları yüzünden en yakın akrabasını bilmeden rencide edip kendine küstürür, sıla- rahme zarar vererek büyük günaha düşer. Nisâ sûresinin ilk âyetinde Allah’a saygısızlığın hemen arkasından akrabalık haklarına riayet etmemekten sakınılması istenmekte olup İslâm âlimleri bu âyete ve daha başka âyetlerle hadislere dayanarak sıla-i rahmi gözetmenin vâcip (farz) ve sıla-i rahme riayetsizliğin haram olduğunu bildirmiştir. (TDV)

Hem de vesveseye düşen insan farkına varmadan kendini tedbirli ve ihtiyatlı sanıp kibre ve gurura da düşebilir. Allah korusun büyük günahlara ve çirkin ahlaka da düşüverir.

Yukarıda bahsedilen ve daha başka bunlara benzer pek çok durumda vesveseli şahıs, bazen bir sünneti tam yapayım, bir âdâba tam riayet edeyim derken pek çok haramlara düşebilir veya nice vâcipleri terk edebilir. Bu şekilde maddi ve manevi büyük zararlara düşebilir.

Rabbimiz insî ve cinnî şeytanların şerlerinden cümlemizi muhafaza buyursun.

  1. Tirmizî, Tahâret, 43; İbn Mâce, Tahâret, 49; Ahmed b. Hanbel, V, 136

        2. Buhârî, Vudû’, 3, 47


Yorum Yap

Yorumlar