Bağış Yap

22.09.2026

Bediüzzaman Hazretleri Ne Zaman ve Nerede Vefat Etti? Son Günleri, Urfa Yolculuğu ve Vasiyeti

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

22.09.2026 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Bediüzzaman Hazretleri, bir müddet Emirdağ’da kaldıktan sonra, son aylarını Isparta’da geçirmeye başladı. Ramazan ayı geldiğinde yanında kalan hizmetkârlarıyla birlikte teravih namazını cemaatle kılıyordu. Hazret-i Üstad’ın son günlerini yakından gören ileri gelen Nur Talebeleri’nden olan Büyük Ruhlu Küçük Ali merhum, o zaman vuku bulan ve Nur Hizmeti’nin geleceğini yakından alâkadar eden mühim bir hâdiseyi ve Hazret-i Üstad’ın pek mühim bir vasiyetini şöyle anlatıyor:

Üstad’ımız Bediüzzaman Hazretleri vefatından önce Urfa’ya giderken bize (Isparta’ya) geldi. Talebeyi topladı. Hüsrev kardeşe hitaben buyurdular ki:

-Hüsrev ben gidiyorum. Benden sonra bu vazifeyi siz deruhte edeceksiniz.

Hüsrev kardeş de buyurdular ki:

-Üstad’ım efendim, ben hem ihtiyarım hem hastalıklıyım. Bu vazifeyi genç kardeşlerimize tevdi buyurun.

Üstad Hazretleri Hüsrev kardeşe cevaben:

-Hüsrev benden sonra 15-16 yaşındaki delikanlı gibi sıhhat bulacaksın. Hem benim daha 8 senelik ömrüm var. Onu da sana veriyorum’ deyip bu şekilde vazifeyi Hüsrev Kardeşe tevdi buyurduktan sonra Üstad Hazretleri gitti. Bir kaç gün sonra radyodan Bediüzzaman Hazretleri’nin Urfa’da vefat haberini aldık.1

Ramazan’ın yarısı geçince Hazret-i Üstad tekrar hastalandı ve Emirdağ’a giderek Emirdağ talebelerinden olan Doktor Tâhir Barçın tarafından muayene edildi. Dr. Tâhir Barçın o günü şöyle anlatmaktadır:

Nur Talebeleri Üstad’ın şiddetli hasta olduğunu haber vermişlerdi. Hemen gittim, muayene ettim. Üstad’ın ateşi 38 dereceydi. Yaşlı insanlarda derece çok yükselmiyor. Çünkü vücut direnci olmuyor. Ateş yükselmesi demek, vücudun mikroba karşı silah kullanması demektir. Üstad’ın hastalığı çok ciddî idi. Ağır bir zatürreye yakalanmıştı. Ben bir iğne yapmak istedim. Zübeyr, ‘yapalım abi’, diye iğne yapmamı istedi. Altı yüzlük veya sekiz yüzlük bir penisilin iğnesi yaptım.

Ertesi sabah Üstad biraz açılmış ve rahatlamıştı. Yine harareti vardı, bu yüzden kar yedi. Hazırlık yaptılar. Isparta’ya gidecekti. Daha önceki seferlerde Isparta’ya, Ankara veya İstanbul’a giderken, vedalaşıp, helâlleşmezdi. Bu sefer Üstad’ın ayrılması acıklı olmuştu. Biz o zaman için Üstad’ın vefat edeceğini hiç hatırımızdan bile geçirmiyorduk, içimizden katiyyen böyle birşey geçmiyordu. Fakat son ayrılışımız çok hazin olmuştu. Helâlleşti, Allah’a ısmarladık diye vedâ etti.

Daha sonraki günlerde Isparta’ya, oradan da Urfa’ya gidip vefat ettiğini öğrendiğimiz zaman, çok çok üzülüp, sarsılmıştık. Son ayrılıştaki vedâlaşmasını ancak o zaman idrak ettim. Meğer Üstad artık ebedî âleme doğru yolculuğa çıkıyormuş, bu sebepten bizlerle, Emirdağ’daki Nur talebeleriyle teker teker vedâlaşmıştı.”2

Bu son ziyaretinde Emirdağ’da iki gün kalan Bediüzzaman Hazretleri 19 Mart’ta Isparta’ya döndü.

Emirdağ’dan Isparta’ya dönüşünde gayet hasta bir halde, ikindi vaktinde, kaldığı eve son kez çıkan Bediüzzaman Hazretleri, gece yarısı ateşler içerisinde uyurken bir ara gözlerini açıp talebelerine, “Arabayı hazırlayın Urfa’ya gideceğiz!” der. Sabah olduğunda hizmetini gören üç talebesiyle birlikte 20 Mart 1960 günü saat dokuzda Isparta’dan ayrılır. Bir rivayete göre, rüyasında kendisini Urfa’ya çağıran İbrahim Aleyhisselam’ın dâvetine icabet etmek için yağmurlu bir havada, son menzili olan Urfa’ya doğru hareket ederler.

Nitekim Urfa İpek Palas Oteli’nin sahibi Mahmut Erbaş, oteline gelen Üstad’ı odasında ziyareti esnasında, “Niçin bu hasta halinizle buralara kadar geldiniz?” diye sorması üzerine Üstad’ın: “Oğlum ben İbrahim (as)’ı rüyamda gördüm. Beni Urfa’ya çağırdı. Belki buraya ölmeye geldim” dediğini bildirmektedir.

21 Mart Pazartesi günü öğleye doğru Urfa’ya, ulaşarak İpek Palas Oteline yerleştiler. Bediüzzaman’ın Urfa’ya geldiğini işiten binlerce Urfalı, büyük bir heyecanla otele akın etti. Üstad çok hasta olmasına rağmen hiç kimseyi geri çevirmedi. Önceleri, hastalandığı zaman ziyaretçi kabul etmediği halde, Urfa’da kim gelmişse hemen içeri aldırdı ve görüştü. Odasının önünde kuyruk oluşturup sıra ile Üstad’ı ziyaret eden yüzlerce Urfalı, Üstad’ın elini öpüp, duasını aldılar.

22 Mart 1960 Salı günü akşamı ortalığı hazin bir sessizlik kapladı. Artık Aziz Üstad’ın hakka vasıl olma zamanı iyice yaklaşmıştı. 23 Mart 1960 Çarşamba günü gecenin ilerleyen saatlerinde, büyük iman müceddidi Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, ateşler içinde yattığı yatağında yavaş yavaş kendinden geçmiş, bu fânî dünyayı bırakıp ebed âlemlerine göç etmiştir. Vefat ettiği vakit Ramazan’ın 25. gecesiydi. Bir ömür boyu Kur’ân’ın yeryüzünde cemaatsiz kalmaması için bütün herşeyini feda eden bu büyük Kur’ân hâdimi, “27” numaralı otel odasından, kimbilir, belki de bir Kadîr Gecesi’nde, bu dünyadaki mânevî ticaret ve memuriyetini bitirip Rabb-i Rahîm’ine ve Mevlâ-yı Kerîm’ine kavuştu.

1911’de yazdığı Münazarat Risalesi’nde “Ölüm bizim Nevruz Günümüzdür” diyen büyük Üstad, elli sene sonra bir Nevruz Günü’nün gecesinde vefat ederek “Bediüzzaman” olduğunu bir kez daha gösterdi.

“Âlimin ölümü, âlemin ölümü gibidir” sözü meşhur bir hakikattir. İslâm Dünyası onun vefatıyla bu hakikatli sözü bir kez daha hatırlıyor, “bir âlemini” daha ebediyete uğurluyordu.3

Vasiyeti için bakınız: BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN VASİYETNAMESİ

Kaynakçalar
  1. Heyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru’l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 3, s. 1143.

  2. Heyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru’l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 3, s. 1144.

  3. Heyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru’l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 3, s. 1145-1147.

Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız