Bu cümleyi anlayabilmek için mahiyet ve vücut kavramlarını bilmek gerekmektedir.
Mahiyet: Arapçada bir şeyin ne olduğunu bilmek için “Ma hüve?” (O nedir?) sorusundan türetilmiş bir lafızdır. Mesela “İnsan nedir?” diye sorulduğunda cevap olarak “İnsan, düşünen ve ölümlü olan bir canlıdır.” denilir. Bu sayede insanın ne olduğu meydana çıkmış olur.1
Dolayısıyla bir şeyin mahiyetini bilmek, o şeyin ne olduğunu bilmektir.
Vücut: Bir mahiyetin varlık olarak ortaya çıkmasıdır. Yani var olmasıdır.2
Sormuş olduğunuz cümle, Yirmi Altıncı Söz Kader Risalesi'nin İkinci Mebhası'ndaki suale verilen cevabın ikinci vechinde geçmektedir. Bediüzzaman Hazretleri bu vecihte insanda ihtiyarın, yani iki ya da daha çok şey arasında bir şeyi seçmenin varlığını ispat eder. Her insan kendisine dikkatle baksa bu cüz-i ihtiyariyi hisseder ve vicdanen de varlığını bilir, dedikten sonra şu kuralı söyler:
Mevcudatın mahiyetini bilmek ayrıdır, vücudunu bilmek ayrıdır. Çok şeyler var, vücudu bizce bedihi olduğu halde, mahiyeti bizce meçhuldür.3
Bu kurala göre varlıkların mahiyetlerini, ne olduklarını bilmek başka bir şey; vücutlarını, yani varlıklarını bilmek başka bir şeydir. Bunları birbirine karıştırmamak gerekir. Bugün birçok şeyin vücudunu açık oldukları için delilsiz kabul ettiğimiz halde mahiyetlerini bilemeyiz. Bediüzzaman Hazretleri devamında der ki:
İşte şu cüz’-i ihtiyari de öyleler sırasına girebilir. Her şey, ma‘lumatımıza münhasır değildir. Adem-i ilmimiz, onun ademine delalet etmez.4
İşte insandaki cüz-i ihtiyari yani seçme ve dileme kabiliyeti, varlığını bildiğimiz halde ne olduğunu bilemediğimiz şeyler gibi olabilir. Bizim bir şeyin ne olduğunu bilmememiz, o şeyin olmadığını göstermez. Buna şu örnekler de verilebilir:
Bizler evrendeki düzene bakarak bu düzenin bir yaratıcı tarafından yaratıldığını biliriz. Ama o yaratanın ne olduğunu, zatının nasıl olduğunu bilemeyiz.
Her insan kendisinde bir akıl olduğunu kabul eder, var olduğunu bilir. Ancak aklın ne olduğunu sorsak alacağımız cevap “bilmiyorum”dur.
Her insanda ruh vardır. Bunu aklı başında hiç kimse inkar etmez. Ancak ruhun mahiyetini, yani ne olduğunu bilemeyiz.
Özetle bütün bu örnekler bize gösteriyor ki; bir şeyin var olduğunu kesin olarak bilmek, onun ne olduğunu bilmeye bağlı değildir. Ruh, akıl, hayat ve irade gibi pek çok şeyin varlığını kesin biliriz, ama ne olduklarını kavrayamayız. Üstad Bediüzzaman bunu cüz’î iradeye uyguluyor. İnsan iradesinin varlığını içinden (vicdanen) ve zorunlu olarak (bedîhî) bilir. İradenin ne olduğunu, kaderle nasıl uzlaştığını açıklayamaması onun varlığını ortadan kaldırmaz. Metnin devamındaki ilke de budur: Bilmememiz, o şeyin yokluğunu göstermez.
Muhlis Körpe, Risale-i Nur Istılahları, Süeda Yayınları, Isparta 2023, s. 130
Arapça Ğani Sözlüğü
Bediüzzaman Said Nursi, Tılsımlar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 84.
Bediüzzaman Said Nursi, Tılsımlar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 84.

