Fıkıhta yemin, bir şeyi yapmaya veya yapmamaya azmederek, bunu Allah Teâlâ’nın ismiyle kuvvetli bir şekilde bağlamaya denir. Boşama veya köle azat etme gibi bir hükmün gerçekleşmesini bir şarta bağlamak suretiyle yapılan yeminlere de yemin adı verilmiştir.
Mukaddes kabul edilen varlık, kişi, ibadet veya mekânlarla yapılan mesela baba ve dedeler, peygamberler ve melekler; namaz ve oruç gibi ibadetler üzerine bu kapsamdadır. Kâbe, Zemzem, Mescid-i Harâm ve benzeri kutsal mekânlar üzerine yemin etmek de aynı hükme tâbidir. Bu tür yeminler caiz değildir.1
Bu konuda Vehbe Zuhaylî de şöyle demektedir:
Kişi Allah'tan başkası adına mesela, İslam, Allah'ın peygamberleri, melekleri, Kabe, namaz, oruç, hac gibi şeylere yemin ederse veya ataları veya çocuklar adına yemin ederse veya ashap, gök, yer, güneş, ay, yıldız ve benzeri şeyler adına yemin ederse veya mesela: "Senin ömrün hakkı için, hayatın hakkı için, senin hakkın için..." gibi sözler söyleyecek olursa, ilim adamlarının icmasıyla bu, yemin olmaz ve mekruh olur.2
Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslâm Fıkhı: İbâdât-Muâmelât-Ferâiz. Uysal Kitabevi, Konya t.y., c.3, s. 153.
Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Risale Yay., İstanbul 1990, c.4, s. 223

