Bu mesele, Risale-i Nur’daki diğer sünnet bahisleriyle birlikte düşünüldüğünde, bir defa bir sünneti yapmakla yüz şehit sevabı kazanılır şeklinde anlaşılmamalıdır. Elbette Allah Teâlâ, kulunun ihlasına ve niyetine binaen herhangi bir amelinden veya sünneti uymasından dolayı dilediği kadar sevap verebilir. Ancak hadisin genel manası onu ifade etmemektedir.
Bediüzzaman Hazretlerinin hadislerden mülhem olarak kullandığı temessük ve ittiba ifadeleri; sünnete sıkıca sarılmayı, onu hayatında esas edinmeyi, mümkün olduğu ölçüde yaşamayı, muhafaza etmeyi ve yaymayı ifade etmektedir. Bu bakımdan, burada geçen sünnet ifadesini bir defalık yapılan tek bir hareket şeklinde anlamak doğru değildir. Asıl mana, kişinin Sünnet-i Seniyyeyi benimsemesi, ona bağlanması, onu kendisine bir dava edinmesi ve hayatında mümkün olduğunca devam ettirmeye çalışmasıdır.
İkinci olarak, bu faziletin özellikle bid’aların istilâ ettiği, sünnetlerin zayıfladığı veya yasaklandığı zamanlarla ilgili olduğu görülmektedir. Üstad Hazretleri, 11. Lem’a’da bu hususu şu ifadelerle açıklamaktadır:
Hususan bid’aların istilası zamanında Sünnet-i Seniyyeye ittiba etmek daha ziyade kıymettardır1
Dolayısıyla, insanların sünnetleri terk etmeye başladığı ve dine sonradan girip sünnetleri ortadan kaldıran bidatlerin arttığı bir ortamda, sünnete sıkı sıkıya sarılmak, Allah katında daha kıymetli ve sevaplı olup yüz şehidin ecir ve sevabına denk geldiği söylenebilir.
Burada özellikle İslam harfleri, sarık ve ezan gibi şeaire taalluk eden yani İslamiyet alametleri olan sünnetlerin ayrı bir ağırlığının bulunduğunu belirtmek gerekir. Çünkü şeair için Bediüzzaman Hazretleri şu değerlendirmeyi yapar:
Sünnet-i seniyenin içinde en mühim olanları İslamiyet alametleri olan şeaire taalluk eden sünnetlerdir. Şeair, adeta hukuk-u umumiye nev‘inden cem‘iyete ait bir ubudiyettir. Birisinin yapmasıyla, o cem‘iyet umumen istifade ettiği gibi, onun terkiyle de, umum cemaat mes’ul olur. Bu nevi‘ şeaire riya giremez ve i‘lan edilir. Nafile nev‘inden de olsa, şahsi farzlardan daha ehemmiyetlidir.2
Bu sebeple, şeair nevinden olan sünnetlerin muhafazası ve ihyası, şahsi bir sünneti uygulamaktan daha faziletlidir ve inşallah kişiye yüz şehit sevabı kazandırır.
Bu noktaları bir araya getirdiğimizde, yüz şehit sevabı meselesini şöyle anlamak daha isabetli olur:
Burada kastedilen, fesadın ve bid’aların yaygınlaştığı bir zamanda Sünnet-i Seniyyeye ciddi şekilde temessük etmek, onu hayatına rehber edinmek, ihlasla yaşamak ve özellikle toplumda unutulmuş veya zayıflamış sünnetleri ihya etmeye çalışmak; bilhassa şeairle alakalı sünnetleri yaşamak, muhafaza etmek ve yayılmasına gayret etmek, inşallah yüz şehit sevabına nail olmaya vesile olur manasına daha uygundur.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.51
Bediüzzaman Said Nursi, Lemalar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s.55

