İlgili yer, "İhlâs Risalesi"nde şöyle geçmektedir:
İşte ey Risâle-i Nûr şâkirdleri ve Kur’ân’ın hizmetkârları! Sizler ve bizler, öyle bir insan-ı kâmil ismine lâyık bir şahs-ı ma‘nevînin a‘zâlarıyız. Ve hayat-ı ebediye içindeki saadet-i ebediyeyi netice veren bir fabrikanın çarkları hükmündeyiz. Ve sâhil-i selâmet olan dârusselâma ümmet-i Muhammediyeyi (asm) çıkaran bir sefîne-i Rabbâniyede çalışan hademeleriz. Elbette dört ferdden, bin yüz on bir kuvvet-i ma‘neviyeyi te’mîn eden sırr-ı ihlâsı kazanmakla, tesânüd ve ittihâd-ı hakîkîye muhtacız ve mecbûruz. 1
1) “Sizler ve bizler” ifadesi, yalnız o anda muhatap olanlarla konuşanı ayıran bir hitap değildir; hem o günkü Risale-i Nur şakirdlerini ve Kur’ân hizmetkârlarını, hem bu hizmet dairesinde bulunan büyükleri ve talebeleri, hem de zamanla bu daireye dâhil olacak şimdiki ve ileride gelecek bütün Nur talebelerini içine alan kapsamlı bir ifadedir. Böylece hizmet bir şahsa, bir devreye veya belirli bir zümreye mahsus gösterilmemiş; bilakis aynı îman, ihlâs, uhuvvet ve tesânüd bağıyla tüm zamanları içine alan birbirine bağlı bulunan bütün hizmet ehlinin, tek bir şahs-ı mânevînin âzâları olduğu ders verilmiştir.
Bundan önceki kısımda Bediüzzaman Hazretleri, Nur Talebelerinin bir vücudun azaları gibi veya bir fabrikanın çarkları gibi olduğunu ifade eder. Entegre (ortak) çalışıyoruz; bireysel yapılan bir hizmetimiz yoktur. Ancak hep beraber uyum içinde çalışırsak hizmet ortaya çıkar. Yani burada hizmet, tek başına ve ferdî bir başarı olarak görülmez. Her bir fert kendi vazifesini diğer kardeşleriyle yardımlaşarak uyum içinde meydana getirerek ancak ihlası muhafaza edip Allah'ın rızasına sebebiyet verebilir. Hizmetin kuvveti de buradan doğar.
“İnsan-ı kâmil ismine lâyık bir şahs-ı mânevînin âzâlarıyız” cümlesi ise çok büyük bir hakikati ifade eder. Tek tek bakıldığında herkesin eksikleri, kusurları olabilir. Fakat ihlâs, uhuvvet ve tesanüd ile bir araya gelindiğinde ortaya, tek bir fertten daha büyük ve daha kuvvetli bir manevî şahsiyet çıkar. İşte buna şahs-ı mânevî denilir.
“Âzâlarıyız” denilmesi de bu manevî şahsiyetin bir beden gibi düşünülmesi sebebiyledir. Nasıl bir bedende gözün, elin, kalbin ayrı ayrı vazifeleri varsa; hizmet edenlerin de her birinin kendine mahsus bir vazifesi ve yeri vardır. Biri diğerinin yerine geçmez; fakat hepsi birlikte aynı bedenin sıhhati için çalışır. Bu sebeple enaniyet, rekabet ve kıskançlık o manevî bünyeye zarar verir; ihlâs ve tesanüd ise onu kuvvetlendirir.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.166

