1908 yılında dünyaya gelen Büyük Rûhlu Küçük Ali Ağabey, saff-ı evvel Risale-i Nur Talebeleri içinde müstesna bir yere sahip olan Kuleönülü hizmet erlerinden biridir. Onu ve Bediüzzaman Hazretleri ile olan münasebetini doğru anlamak için evvelâ Kuleönü Mübarekler Heyetini tanımak gerekir.
Kuleönü, Isparta Ovası’nda küçük bir belde olmasına rağmen, Risale-i Nur hizmetinde çok büyük bir mevki kazanmıştır. Hz. Üstad’ın bu beldenin Nur Talebeleri’ne “Mübarekler Heyeti” unvânını vermesi, onların hizmetteki ihlâsını, sebatını ve bereketli faaliyetlerini gösterir. Bu heyet, Risale-i Nur’u yalnız okuyup benimseyen değil; yazan, çoğaltan, neşreden ve her türlü tazyik ve baskıya rağmen hizmetten geri durmayan fedakâr talebeler topluluğudur.
Kuleönü’nde bu nurlu hareket, 1928 yılında Sarıbıçak lakabıyla tanınan Sofuoğlu Büyük Mustafa Çelik Ağabey’in Hz. Üstad’ı ziyaretiyle başlamıştır. Bu ziyaretin ardından Kuleönü’nden gençler ve ihtiyarlar birer ikişer Hz. Üstad’a giderek talebe olmuşlar; Risale-i Nur’u yazmaya ve neşretmeye koyulmuşlardır. Bu heyetin içerisinde Risale-i Nur hizmetinin en önde gelen isimlerinden olan İmamoğlu Hâfız Mustafa Efendi’yle beraber Hacı Osman, Demirci Mehmed ve Mübarek İbrahim gibi nice kahraman Nur talebeleri bulunmaktadır. Böyle zatların gayretleriyle birlikte Kuleönü beldesi, kısa zamanda bir hizmet menbaı hâline gelmiş; kalem sahiplerinin sayısı zamanla yüzleri bulmuştur.1
Mübarekler Heyeti’nin en belirgin hususiyeti; kalem hizmetine fevkalâde ehemmiyet vermeleridir. Matbaanın serbestçe kullanılamadığı, baskıların ve takibatın bulunduğu bir devirde, Risale-i Nur’un çoğalması büyük ölçüde elle yazmakla mümkün oluyordu. Kuleönü’ndeki Nur Talebeleri bu noktada âdeta bir yazı ordusu gibi çalışmışlardır. Her biri kendi imkânı ölçüsünde risaleleri çoğaltmış, elden ele ulaştırmış, iman hakikatlerinin yayılmasına vesile olmuştur. Bu sebeple Kuleönü, Risale-i Nur’un neşrinde yalnız sadakatli bir belde değil, aynı zamanda etkili bir hizmet merkezi olarak öne çıkmıştır.
Bu heyetin bir başka dikkat çekici tarafı da baskı, tehdit ve sıkıntılar karşısındaki metanetidir. Risale-i Nur hizmetinin takibata uğradığı, yazıların yasaklandığı, talebelerin sorgulandığı dönemlerde Kuleönü Mübarekleri geri adım atmamışlardır. Onlar, hizmeti dünyalık bir menfaat için değil; iman ve Kur’ân hesabına, sırf rızâ-yı İlâhî için omuzlamışlardır. Bundan dolayı Kuleönü’nde yetişen bu fedakâr talebeler, Nur tarihinin isimsiz ve sessiz kahramanları arasında mümtaz bir yer işgal ederler.
İşte Büyük Rûhlu Küçük Ali Ağabey, böyle bir muhitte bu heyetin önde gelen bir ismi olma şerefine erişmiştir. Kendisi, Risale-i Nur’un birinci talebesi olarak bilinen Sarıbıçak Hafız Mustafa Ağabey’in kardeşidir. Fakat onun kıymeti yalnız bu yakınlıktan ibaret değildir. Hz. Üstad, Küçük Ali Ağabey’in şahsında ihlâsı, sadakati, kalem hizmetindeki sebatı ve hizmete adanmışlığı görmüş; bu sebeple ona “Büyük Rûhlu” unvânını vermiştir.2
Küçük Ali Ağabey’in Bediüzzaman Hazretleri ile münasebetinin başlangıcında bir rüya dikkat çeker. Daha Bediüzzaman Hazretlerini hiç görmemiş ve tanımamış olduğu hâlde, rüyasında Hz. Üstad’ı bizzat isminin söylendiği şekilde görmüş ve elini öpmüş; kendisine verilen kalem ve küçük kâğıt parçası, onun istikbaldeki kalem hizmetine bir işaret olmuştur. Ehl-i kalp olan anne ve babası, rüyadan hareketle kendisini teşvik edince gencecik yaşında Hz. Üstad’ı ziyaret etmiş, talebeliğe kabul edilmiş ve bu kabul onun hayatında bir dönüm noktası hâline gelmiştir. Askerlik dönüşü gördüğü mânevî ihtarlarla Risale-i Nur’a daha kuvvetli sarılmış; bilhassa okuyup yazmakla manevî yaralarına şifâ bulduğunu hissederek bütün kuvvetiyle hizmete yönelmiştir.3
Bu noktadan sonra Büyük Ruhlu Küçük Ali Ağabey, Mübarekler Heyeti’nin içinde en faal kalemlerden biri hâline gelmiştir. Risale-i Nur’dan güzel ve sıhhatli hattıyla yedi yüzden fazla risale yazmıştır. Hz. Üstad’ın onun hakkında kullandığı şu ifadeler, bu hizmetin derecesini açıkça göstermektedir:
Mustafa’nın küçük kardeşi olan Küçük Ali, kendi güzel, sıhhatli kalemiyle yedi yüzden ziyade Nur Risalelerini yazmakla tamamıyla bilfiil bir Abdurrahman olduğu gibi, müteaddit Abdurrahman’ları da yetiştirdi.4
Bu ifadeler, onun hizmette yalnız şahsî bir gayret sahibi olmadığını; aynı zamanda etrafına da hizmet şevki aşıladığını göstermektedir. Yani Büyük Ruhlu Küçük Ali Ağabey, yazan bir talebe olmanın ötesinde, yazı hizmetini çoğaltan ve başkalarına da kazandıran bir rehber vazifesi görmüştür. Hz. Üstad’ın onun için kullandığı bir başka dikkat çekici ifade de şudur:
Mübâreklerin pehlivânı, hem Abdurrahmân, hem Lütfü, hem Büyük Hâfız Ali ma‘nâlarını taşıyan büyük rûhlu Küçük Ali kardeşimiz.5
Buradaki “Mübâreklerin pehlivânı” tâbiri, Küçük Ali Ağabey’in Kuleönü Mübarekleri içindeki kuvvetli mevkiini anlatır. Bu ifade, onun sadece çok yazan bir kalem sahibi değil; hizmette yük çeken, öne çıkan, dayanıklılık gösteren ve bulunduğu heyete kuvvet veren bir şahsiyet olduğunu bildirir.
Büyük Rûhlu Küçük Ali Ağabey’in Hz. Üstad ile münasebeti, sıradan bir talebe-hoca münasebeti değildir. Bu münasebet, ihlâs ile kabul edilen bir talebelik, sadakat ile devam ettirilen bir hizmet ve kalemle ispat edilen bir bağlılık münasebetidir. Hz. Üstad, onun hizmetini takdir etmiş; o da bu takdire layık olacak şekilde ömrünü Risale-i Nur’a vakfetmiştir. Özellikle Üstad’ının emriyle evine kapanıp devamlı risale yazdığını ve hayatının merkezine bu hizmeti koyduğunu Bediüzzaman Hazretlerinin aşağıdaki ifadeleri en güzel şekilde göstermektedir:
Büyük Ruhlu Küçük Ali, Risale-i Nur hizmetini dünyada her şeye tercihen hayatının en büyük maksadı yapması ve sebeb-i ihtilafa karşı kuvvetli mukavemeti...6
Netice olarak, Kuleönü Mübarekler Heyeti, Risale-i Nur tarihinin en bereketli ve fedakâr hizmet halkalarından biridir. Büyük Rûhlu Küçük Ali Ağabey de bu heyetin en mühim simalarındandır. Onun Üstad Bediüzzaman Hazretleri ile münasebeti, manevi bir rüya ile işaret edilen; talebelikle başlayan; kalem, ihlâs, sadakat ve sebat ile ömür boyu devam eden bir hizmet münasebetidir. Bu sebeple Küçük Ali Ağabey, hem Kuleönü Mübarekleri içinde hem de umum Risale-i Nur talebeleri arasında seçkin bir mevkiye sahiptir. Ömrü boyunca ihlâs ve sadakatle Risale-i Nur'lara hizmet eden Büyük Ruhlu Küçük Ali Ağabey, 1974 yılında ruhunu Rahman’a teslim etmiş ve Kuleönü kabristanına defnedilmiştir. Rahmetullahi Aleyh!
Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru’l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 1, s. 307
Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru’l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 1, s. 334
Bediüzzaman Said Nursi, Barla Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 250
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 255
Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2019, c. 1, s. 202
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 258

