Saff-ı Evvel Talebeler

29.06.2026

Hafız Ali Ağabey Kimdir? Hayatı ve Bediüzzaman Hazretleri İle Münasebeti

Saff-ı evvel Risale-i Nur Talebelerinden Hafız Ali Ağabey'in hayatı ve Bediüzzaman Hazretleri ile münasebeti hakkında bilgi verir misiniz?

10.07.2026 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Risale-i Nur hizmetinin Saff-ı Evvel talebelerinden olan İslamköylü Hafız Ali (Ergün) Ağabey, sadakati, ihlâsı ve hizmetteki fevkalâde gayretiyle Nur Talebeleri arasında çok müstesna bir mevkie sahiptir.

Hâfız Ali Efendi, 1898 yılında Isparta’nın İslâmköy beldesinde dünyaya gelmiştir. Nur hizmetiyle tanışmadan evvel hafızlık yapmış, köylerde imamlık vazifesinde bulunmuş ve Kur’ân-ı Kerîm eğitimi vermiştir. Hayatını bütünüyle iman hizmetine vakfettikten sonra, baskı ve tarassutların en şiddetli olduğu dönemlerde dahi evinden neredeyse hiç çıkmaksızın Risale-i Nur eserlerini yazarak çoğaltmak için çalışmıştır.

Hafız Ali Ağabey’in Bediüzzaman Hazretleri İle İlk Tanışması
O yıllarda geçimini temin edebilmek için çalışmak zaruriydi. Kuleönü’nden sonra bölgenin en geniş arazilerine sahip köy İslamköy idi. Ekinlerin biçildiği mevsimde köylüler, hayvanlarını otlatması için bir çoban tutarlardı. Fakat o sene bir çoban bulunamayınca, Hafız Ali Ağabey kendi hayvanlarının çobanlığını bizzat yapmak mecburiyetinde kaldı.
Hafız Ali Ağabey, Karahacılı Köyü’nde imamlık yaptığı yıllarda sık sık: “Yâ Rabbi! Bize bir sahip, bir mürşid, bir mübarek zat ihsan eyle.” diye niyaz ederdi.
Bir gün hayvanları akşam vakti eve dönmeyince onları aramaya çıktı. Diğer köylerin çobanları, hayvanları Çam Dağı tarafına doğru giderken gördüklerini söylediler. Hafız Ali Ağabey de o tarafa yöneldi. İşte o arayış sırasında, Cenâb-ı Hakk’ın o samimi duasına bir lütfu olarak, Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri ile karşılaşıp tanışma şerefine nail oldu. Böylece yıllardır yaptığı duanın bereketi tecelli etmiş oldu. İlk karşılaşmada Bediüzzaman Hazretleri ona:
“Niçin ikinci evliliği yaptın?” diye sordu.
Hafız Ali Ağabey kendi kendine hayret ederek:
“Allah Allah! Bu mübarek zat benim ikinci evliliğimi nereden biliyor?” diye düşündü.
Ardından edeple:
“Efendim, ilk evliliğimden çocuğum olmadı. Onun için ikinci kez evlendim.” diye cevap verdi.
Bunun üzerine Bediüzzaman Hazretleri:
“Deccâl’e asker mi yetiştireceksin?” buyurdu.
Bu söz, ahirzamanda gelecek fitnelerin büyüklüğüne ve evlat yetiştirmenin yalnız nesli çoğaltmak değil, imanlı ve salih nesiller yetiştirmek gibi büyük bir mesuliyet taşıdığına dikkat çeken hikmetli bir ikaz mahiyetindeydi.

Hâfız Ali Efendi, Erkân-ı Sitte namındaki en öndeki altı talebeden biriydi. 1935 Eskişehir ve 1944 Denizli Hapislerinde hapis yatmıştır. Denizli Hapsi’nin altıncı ayında, Bediüzzaman Hazretleri ve Hüsrev Efendi ile birlikte kendisine de zehir verildi. İkisi bu zehirden kurtulmasına rağmen Hâfız Ali Efendi zehrin tesirinden kurtulamayarak kaldırıldığı hastahanede 17 Mart 1944 tarihinde, henüz 46 yaşındayken vefat edip, hakka hizmet uğruna ruhunu feda eden şehitler kervanına katılmış ve Denizli Kabristanı’na defnedilmiştir. Vefatı üzerine Bediüzzaman Hazretleri şöyle bir taziye mektubu yazmıştır:

Ben hem kendimi, hem sizi, hem Risale-i Nur’u tâziye ve merhum Hâfız Ali’yi ve Denizli Mezaristanı’nı tebrik ediyorum. Meyve Risalesi’nin hakikatini ilmelyakîn ile bilen bu kahraman kardeşimiz, aynelyakîn ve hakkalyakîn makamına çıkmak için, kabre cesedini bırakıp melekler gibi yıldızlarda, âlem-i ervahta seyahata gitti ve tam vazifesini yapıp terhisle istirahata çekildi. Cenab-ı Erhamürrâhimîn, Risale-i Nur’un bütün yazılan ve okunan harfleri adedince defter-i a’maline hasenat yazdırsın. Âmîn! Ve onların sayısınca onun ruhuna rahmetler yağdırsın. Âmîn! Ve kabrinde Kur’ân’ı, Risale-i Nur’u ona şirin ve enîs arkadaş eylesin. Âmîn! Ve Nur Fabrikası’na onun yerine on kahramanı ihsan edip çalıştırsın. Âmîn! Âmîn! Âmîn 1

Yine aynı şekilde Hz. Üstad “Hâfız Ali benim bedelime berzah âlemine seyahat eyledi, benim bedelime şehid oldu.” diyerek bu kayıptan duyduğu teessür ve üzüntüsünü dile getirmiştir. Arkasından yazdığı mektuplarda, “Hâfız Ali’yi unutamıyorum, onun acısı beni çok sarsıyor.” mânâsında ifadelerle vefasını göstermiştir:

Sonra gizli düşmanlar beni zehirlediler ve Nur’un şehid kahramanı merhum Hâfız Ali benim bedelime hastahaneye gitti ve benim yerimde berzah âlemine seyahat eyledi, bizi me’yusâne ağlattırdı.2

Aziz, sıddık kardeşlerim! Ben merhum Hâfız Ali’yi unutamıyorum. Onun acısı beni çok sarsıyor. Eski zamanlarda bazen böyle fedakâr zatlar, kendi dostu yerine ölüyorlardı. Zannederim, o merhum benim yerimde gitti. Onun fevkalâde hizmetini eğer sizler gibi o sistemde zatlar yapmasa idi; Kur’ân’a, İslâmiyet’e büyük bir zayiat olurdu...3

Üstad Bediüzzaman, vefat eden talebesinin arkasından bıraktığı bir notta onun makamına ve hizmetine şu sözlerle işaret etmiştir:

Mahkeme-i Kübrâ-yı Haşrîde, Risale-i Nur Talebelerinin Bayraktarı, Şehid Merhum Hâfız Ali.

Hakikaten Hâfız Ali, Hâfız Mehmed ve Mehmed Zühdü’nün vefatları; değil yalnız bize ve Isparta’ya, belki bu memlekete ve Âlem-i İslâm’a büyük bir zayiattır...4

Hâfız Ali Efendi ile Hz. Üstad arasındaki münasebet, tam bir ihlâs, samimiyet ve fena fi’l-ihvan düsturu üzerine kuruludur. Hz. Üstad’ın eserlerinde ve mektuplarında Hâfız Ali Efendi’ye dair pek yüksek sena ve iltifatlar yer alır. Onlardan bir kısmı şöyledir:

Kardeşlerim! Erkân-ı sitteden iki Ali ile Tâhirî ve Hâfız Mustafa, bu iki-üç senede ve bilhassa bu havalide bana yardımları ve fütuhatları, ya fevkalâde ihlaslarından veya yüksek iktidar ve faaliyetlerinden o derecededir ki; bu vilayette Risale-i Nur Şâkirdleri’ni ebeden minnetdar edip, Risale-i Nur’u dahi buralarda ebeden yerleştirdiler. Cenab-ı Hak, onlardan ve sizlerden ebeden razı olsun. Âmîn.5

Aziz, sıddık, mübarek kardeşlerim!
Cenab-ı Hakk’a hadsiz şükür ediyorum ki, bu acib zamanda sizin gibi hâlis, muhlis, mahviyetli, fedakâr kardeşleri bize ihsan eylemiş. Bu defa Hüsrev’in, Hâfız Ali’nin, Hâfız Mustafa’nın, Küçük Ali’nin birbirine hitaben yazdıkları dört mektublarını okudum. En derin kalbimde bir sürur, bir hiss-i şükran, bir memnuniyet hissettim. Bu çok kıymetdâr kardeşlerimin ne derece âlî himmet ve yüksek ruhlu, Risale-i Nur Hizmeti’nde ne derece fedakâr olduklarını anladım. Ve Risale-i Nur böyle kuvvetli ve hâlis ellere tevdi’ edildiğinden, bize kat’î kanaat verdi ki; Risale-i Nur mağlub olmayacak. Bu kuvvetli tesanüd, onu daima yaşattırıp parlattıracak.

Evet, kardeşlerim! Sizler, ihlas sırrını tam muhafaza ediyorsunuz. Bu kadar esbab-ı tefrika içinde vahdetinizi muhafaza, hakikaten bir hârikadır. Hâfız Ali’nin hakikaten müstesna bir mahviyet ve tevazuu içinde ihlâsı ve fenâ fi'l-ihvân düsturunu muhafaza etmesi; ve Hüsrev’in hakikaten tedbirce bana ihtiyaç bırakmayacak bir derecede tedbir ve dirâyeti ve Hâfız Ali gibi yüksek ihlâsı ve mahviyeti... 6

Bediüzzaman Hazretleri'nin Kastamonu yıllarında, Risale-i Nur’un Isparta’daki kahraman, çok faal şâkirdlerinden Hâfız Ali Efendi, İslâmköy’de ve civarındaki Atabey ve Kuleönü talebeleri içinde mühim bir merkeziyet teşkil ediyordu. Hazret-i Üstad, Atabeyli Küçük Lütfi, Hâfız Zühdü ve Tâhirî gibi çok çalışkan talebelerin içinde bulunduğu bu heyete “Nur Fabrikası” ve başlarındaki Hâfız Ali ağabeye de “Nur Fabrikasının Sahibi” namlarını vermiş, kendi doğduğu köy olan Nurs ile İslâmköy’ü bir tutmuş ve buradaki hizmetlerden daima takdirle bahsetmiştir.

Nur Fabrikası’nın sahibi Hâfız Ali’nin ve (Kuleönü) mübareklerin(in) köyleri ortasında, duada Sav köyü mevki almış. Tam bir senedir ahya (hayatta olanlar) yüzünden emvat (ölüler) dahi hisse alıyorlar.7


Atabey de, İslâmköyü, Sava Köyü, Kuleönü Karyeleri gibi Nurs Karyesine arkadaş olup umum mânevî kazancımıza hissedar oldu.8

Hz. Üstad, diğer Nur Talebelerine hitap ederken Hâfız Ali Ağabey’in ihlâsını, rekabetsizliğini ve mahviyetini örnek göstermiş ve onun metodu ve ahlâkı üzere hizmet edilmesini tavsiye etmiştir. Bir mektupta Hz. Üstad, Hâfız Ali Efendi’nin, kendisine rakip olabilecek bir kardeşinin (Hüsrev Efendi’nin) daha güzel yazdığını ve daha ziyade hizmet edeceğini duyduğunda bundan memnuniyet duyduğunu nakleder; onun bu hâlini, ihlâs, uhuvvet ve mahviyetin parlak bir misâli olarak şöyle takdir eder:

Kardeşlerimizden İslâmköy’lü Hâfız Ali Efendi, kendine rakib olacak diğer bir kardeşimiz hakkında gösterdiği hiss-i uhuvveti çok kıymetdâr gördüğüm için size beyan ediyorum. O zat yanıma geldi. Ötekinin hattı (yazısı), kendisinin hattından iyi olduğunu söyledim. ‘O daha çok hizmet eder’ dedim. Baktım ki Hâfız Ali, kemal-i samimiyet ve ihlasla, onun tefevvuku (geçmesi) ile iftihar etti, telezzüz eyledi. Hem üstadının nazar-ı muhabbetini celbettiği için memnun oldu. Onun kalbine dikkat ettim; gösteriş değil, samimi olduğunu hissettim. Cenab-ı Allah’a şükrettim ki kardeşlerim içinde bu âlî hissi taşıyanlar var. İnşâallah bu his büyük hizmet görecek. Elhamdülillah yavaş yavaş o his bu civarımızdaki kardeşlere sirayet ediyor.9

Isparta ve havalisi, gül ve nur Fabrikasının kahraman şâkirdleri gibi, çelik ve demir gibi bir sebat ve sadakat ve metanet lâzım ki dayanabilsin.10

Nur Fabrikası sahibi Hâfız Ali Ağabey ile diğer risale-i nur talebeleri arasında, Risale-i Nur’daki kardeşlik mesleğinin gerektirdiği tam bir sevgi, dayanışma ve kardeşlik hâkimdi. Özellikle Isparta’da Gül Fabrikası sahibi Hüsrev Efendi ile aralarındaki samîmi dostluk, sevgili Üstadlarından en büyük bir müjdeyi almalarına sebep oldu. O da, İhlâs Risalesi’nin gösterdiği en yüksek hedef olan, bu hizmet-i Kur’âniye’deki kardeşleriyle tam fani olmak derecesinde ihlâsın en yüksek mertebesini elde edip yaşamaktı. Hazret-i Üstad onları şu cümlelerle tebrik etmişti:

Hâfız Ali ile Hüsrev’in birbirleriyle ciddî bir mahviyet içinde kardeşlik irtibatları, Risale-i İhlâs’ın tam sırrına mazhar olduğunuzu bana ihsas etti, ümidlerimi fevkalâde kuvvetlendirdi.11

Hüsrev Efendi’nin ifadesiyle “Eğer yaşasa idi, ağabey dedirtmez, Üstad dedirtirdim.” denilen Hâfız Ali Ağabey, gerek hayatı boyunca gayretli kalemi ve hizmetleriyle, gerekse o zamanın zor şartlarında hayatını bu yolda feda etmesiyle, Risale-i Nur tarihinin fedakâr ve öncü talebelerinden biri olmuştur. Rahmetullahi Aleyh!

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Şua’lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 497

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.278

  3. Bediüzzaman Said Nursi, Şua’lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 401

  4. Bediüzzaman Said Nursi, Şua’lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 410

  5. Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.314

  6. Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.310

  7. Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.23

  8. Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.125

  9. Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2019, c.125

  10. Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.3


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız