Bediüzzaman Hazretleri kendisiyle görüşen kişileri dost, talebe, kardeş olarak ayırdığını ifade etmeketedir.1 Risale-i Nur dairesinde nasıl ki hepsinin fazileti ve dereceleri farklıdır. Aynen onun gibi daire dışında olanların da dereceleri farklıdır.
Hz Üstad bidalara taraftar olmamak şartıyla dost kategorisine giren kişileri duasına dahi eder. Fakat diğer bir grupta olan talebeleri ile dostları kıyas ederken bir Nur Talebesinin yüz dosttan daha değerli olduğunu şöyle ifade eder:
Bir talebe, yüz dosta müreccahtır.2
Bugün bir şirkete ortak olabilmek ve şirketten ticari olarak kâr elde edebilmek için yatırım yapmak gerekiyor, niyet beyan etmek gerekiyor. Maddi şirketlerde böyle olduğu gibi manevi şirketler de böyle düşünülebilir. Mesela; 30 kişi bir araya gelerek ortak bir Kur'an-ı Kerim hatmi yapar. Dünyanın farklı yerlerinde bir şekilde cüz okuyan pek çok başka insanlar da var. Bu kişilerin okuyacağı 30 cüzün bir hatim olması için hepsinin aynı niyetle bu noktada ittifak edip birleşmeleri ve ortak hareket etmeleri gerekir. Bunlara niyet ve irtibat noktasında katılmayan kişinin okuyacağı cüz bu hatmin içinde sayılmaz. Tabiri caizse burada manevi şirketten feyiz alabilmek için irtibat ve birliktelik gerekiyor. Hz Üstad şahsı manevi'den istifade etmenin bir şartını sadakat tabiriyle şöyle ifade eder:
Risâle-i Nûr’un hakîkî ve sâdık şâkirdlerinin mâbeynlerindeki düstûr-u esâsî olan iştirâk-i a‘mâl-i uhreviye kanunuyla ve samîmî ve hâlis tesânüd sırrıyla her bir hâlis, hakîkî şâkird, bir dil ile değil, belki kardeşleri adedince diller ile ibâdet edip istiğfâr ederek, bin taraftan hücûm eden günâhlara, binler dil ile mukābele eder. Bazı melâikenin kırk bin dil ile zikrettikleri gibi; hâlis, hakîkî, müttakî bir şâkird dahi, kırk bin kardeşinin dilleriyle ibâdet eder, necâta müstehak ve inşâallâh ehl-i saâdet olur. Risâle-i Nûr dâiresinde sadâkat ve hizmet ve takvâ ve ictinâb-ı kebâir derecesiyle o ulvî ve küllî ubûdiyete sâhib olur. 3
Buradaki ifadeden de anlaşılacağı üzere sadakat, hizmet derecesi, takva ve büyük günahlardan uzak durmak çabası ile o ulvi ve küllî kazanca sahip olunur. Risale-i Nur talebelerini bir ağaca benzetirsek o ağaçta meyve olunduğu zaman o ağaçtan istifade edilir. Dolayısıyla bu mübarek ağaçtan istifade etmek için de irtibat ve intisap şarttır.
Hüsrev Efendi Üstadımız yanındaki bir kısım talebelerle hizmet ederken, biraz yaşı ileri olan bazı kişiler yazı yazdıklarını ama feyiz alamadıklarını söylediklerinde, Hüsrev Efendi onlara cevaben şöyle dediği rivayet edilir: "Siz yazı da yazıyorsunuz ama benim etrafımdakileri sevmiyorsunuz. Onun için size füyuzat gelmiyor."
Tarikatta fenafiş-şeyh ve fenafir-rasul kavramları var. Yani şeyhe ve Hz. Peygambere (sav) tam ve samimi bir bağlılıkla o feyizler geliyor. Aynen öyle de Risale-i Nur'un da şahsı maneviyesi bu zamanda bir hakiki mürşit hükmündedir. Onun temsilcisi olan vazifeli şahsa irtibatla o feyizler kişiye gelebilir. Erbilli Esad Efendi'den şöyle bir nakil yapılmaktadır: Kendisi bir zikir halkasında bir kişiyi görmüş, onlara demiş ki: Aramızda gönül yabancısı var, füyuzat (manevi feyizler) gelmiyor. Gönül yabancısı olmamak için de irtibat gerekir. Nasıl ki bir yerdeki internetten istifade edebilmek için wi-fi şifresiyle bağlantı kurmak gerekir, aynen öyle de Risale-i Nur Talebelerinin şahs-ı manevisinden istifade edebilmek için o şahs-ı manevi ve onun temsilcisi ile gönül ve kalp irtibatı da sağlam olması gerekiyor. Hz Üstad 21. Lema'da daire haricine çıkmamak gerektiğini şöyle ifade eder:
Yol iki görünüyor. Cadde-i kübrâ-yı Kur’âniye olan şu mesleğimizden şimdi ayrılanlar, bize düşman olan dinsizlik kuvvetine bilmeyerek yardım etmek ihtimâli var.4
Keza 10. Lema Şefkat Tokatları bahsinde Risale-i Nur'un şahs-ı manevisine aykırı hareket eden bir kısım zatların tokat yediğinden bahisler vardır.5
Üstad Bediüzzaman, kendine talebelik vazifesi bilerek düzenli olarak kalemini kullanan yani Kur'an yazısını yazanların dualara dahil olduğunu, kalemi bırakıp yazıyı terk edenlerin ise dualardan çıkarıldıklarını şöyle ifade eder:
Bundan yirmi gün evvel, eyyâm-ı mübârekeden sonra hâtırıma geldi ki, vazîfedârâne kalemi her gün isti‘mâl etmeyenler, Risâle-i Nûr talebeleri ünvân-ı icmâlîsinde her yirmi dört saatte yüz def‘a hissedarlık yeter diye, husûsî isimler ile hâs şâkirdler dâiresinde bir kısmın isimleri muvakkaten tayyedildi. Kardeşimiz Hakkı Efendi de onların içinde idi. Birkaç gün öyle devam etti. Sonra birden hiç sebeb hissetmeden yine Hakkı, Hulûsî’ye arkadaş oldu. İsmiyle, resmiyle hâs dâiresine girdi. Hakkı’nın beni duâdan unutmasın diye, mektûbunuzdaki fıkranın yazıldığı aynı zamanda, husûsî duâyı kazanmış hesabıyla tahmîn ettik. 6
Aynı zamanda şahs-ı manevi ile birlikte hareket edip, tesanüd etmenin, her daim dayanışma içerisinde olmanın önemini Hz. Üstad şöyle zikreder:
Sizin tesânüdünüze benim ziyâde ehemmiyet verdiğimin sebebi, yalnız bize ve Risâle-i Nûr’a menfaati için değildir. Belki tahkîkî îmânın dâiresinde olmayanlar için; ve nokta-i istinâda ve sarsılmayan bir cemâatin kat‘î buldukları bir hakîkate dayanmaya pek çok muhtaç bulunan avâm-ı ehl-i îmân için dalâlet cereyânlarına karşı yılmaz, yıkılmaz, çekilmez, bozulmaz, aldanmaz ve aldatmaz bir merci‘, bir mürşid, bir hüccet olmak içindir. Sizin kuvvetli tesânüdünüzü gören kanâat eder ki, bir hakîkat var. Hiçbir şeye fedâ edilmez, ehl-i dalâlete başını eğmez, mağlûb olmaz diye, kuvve-i ma‘neviyesi ve îmânı kuvvet bulur. Ehl-i dünyâya ve ehl-i sefâhete iltihâktan kurtulur.7
Netice itibarıyla Risale-i Nur'un şahs-ı manevisine gönül verip vazifedarane bağlananların büyük kazançları vardır. İrtibat derecesine ve hizmetteki ihlasına göre kişinin hissesi de değişir. Dost, talebe veya kardeş olmasının derecesine göre şahs-ı maneviden hissesini alır. Cenab-ı Hak şeytanın aldatmasından bizleri ve kardeşlerimizi muhafaza eylesin. Şirket-i maneviyeden hissemizi ziyade eylesin.
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 170
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s. 336
Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 121
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 170
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 42
Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 68
Bediüzzaman Said Nursi, Şua’lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 386

