Bağış Yap

18.09.2026

Nisa Suresi 65. Ayet Ne Anlatıyor? Bir Alimin Görüşüne İtiraz Etmek İmanla Çelişir mi?

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

Nisa suresi 65. Ayette “iman etmiş olmazlar” ifadesi ile ne kastedilmiştir? Örneğin, internette bir hocayı veya başka birini dinliyoruz, bir fikrine karşı başka bir fikir düşünüyoruz; bu gibi durumlar bu ayetin içine giriyor mu? Yani her fikir ayrılığında dini hükümlere bakmak gerekir mi?

18.09.2026 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İlgili âyet-i kerime şöyledir:

Fakat hayır! Rabbine yemîn olsun ki, (onlar) aralarında çıkan karışık işler husûsunda seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükümden dolayı kendi (gönül)lerinde hiçbir sıkıntı duymadan tam bir teslîmiyetle teslîm olmadıkça îmân etmiş olmazlar!1

Âyet-i kerîme, aralarında ihtilaf çıkan kişilerin Resûlullah’ı (sav) hakem tayin edip ardından onun verdiği hükme tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş sayılmayacaklarını beyan etmektedir. Bu âyet-i kerîmenin nüzûl sebebi hakkında müfessirler iki görüş zikretmişlerdir:

1) Bazı müfessirlere göre bu âyet, Zübeyr b. Avvâm ile Ensar’dan bir kişi arasında meydana gelen bir anlaşmazlık üzerine nâzil olmuştur. Rivayete göre, Peygamberimizin (sav) verdiği hükme Ensar’dan olan kişi başlangıçta rıza göstermemiştir. Bu hususta Zübeyr b. Avvâm’dan şu rivayet edilmiştir:

Zübeyr ile Ensar’dan bir kişi, Medine’nin dışında bulunan ve “Harre” adı verilen bir yerdeki su arkı hakkında Resûlullah’ın (sav) huzurunda anlaşmazlığa düştüler. Her ikisi de bu arkın suyuyla hurmalıklarını suluyordu. Ensar’dan olan kişi, “Suyu bırak, gelsin.” dedi. Ancak Zübeyr bunu kabul etmedi. Bunun üzerine aralarındaki anlaşmazlığı çözmesi için Resûlullah’a (sav) başvurdular.

Resûlullah (sav) Zübeyr’e:

“Ey Zübeyr! Hurmalığını sula, sonra suyu komşuna bırak.” buyurdu. Bunun üzerine Ensar’dan olan kişi öfkelendi ve:

“Ey Allah’ın Resûlü! Bu, halanın oğlu olduğu için mi?” dedi. Bunun üzerine Resûlullah’ın (sav) rengi değişti ve Zübeyr’e şöyle buyurdu:

“Ey Zübeyr! Hurmalığını sula; su ağaçlarının köklerine ulaşıncaya kadar bırakma.”2

İşte bu olay üzerine söz konusu âyetin nâzil olduğu rivayet edilmiştir.

Bu olayı açıklayan Buhârî, Peygamberimizin (sav) son emriyle Hz. Zübeyr’e hakkını tam olarak almasını emrettiğini belirtmektedir. Buna göre Peygamberimiz (sav) ilk olarak, “Sula ve bırak.” buyurarak her iki tarafın da yararına ve kolaylığına olacak bir çözüm önermiş; Ensar’dan olan kişinin bu söz üzerine itiraz etmesi üzerine ise Hz. Zübeyr’e hakkını tamamen kullanmasını emretmiştir.3

2) Mücâhid’e göre ise bu âyet-i kerîme, sûrenin 60. âyetinde, aralarındaki anlaşmazlık konusunda Tâğut’un hakemliğine başvurmak istedikleri belirtilen kişiler hakkında nâzil olmuştur.

Taberî, 60. âyetten itibaren Tâğut’un hükmüne başvurmak isteyen kimselerin kıssasının devam ettiğini dikkate alarak, âyet-i kerîmenin nüzûl sebebi konusunda Mücâhid’in görüşünün daha isabetli olduğunu belirtmiştir. Zira bir kıssanın sona erdiğine dair herhangi bir işaret bulunmadığı sürece, âyetleri aynı olayın devamı olarak değerlendirmek ve aralarındaki anlam bütünlüğünü korumak daha uygun bir yaklaşımdır.4

Buna göre âyet, Allah'ın indirdiğine iman ettiğini iddia ettiği hâlde, aralarında meydana gelen anlaşmazlıklarda Allah ve Resûlü'nün hükmü yerine başka mercilerin hükmüne başvurmak isteyen kimselerle ilgilidir. Yahut âyet, Sevgili Peygamberimizin (sav) hakemliğine başvurduktan sonra verdiği hükme gönülden teslimiyet göstermeyen ve bu hükme itiraz eden müslüman kimselerin durumunu açıklamaktadır.

Dolayısıyla iki durumda da âyeti, herhangi bir hocanın, vaizin veya başka bir Müslümanın söylediği her görüşü kabul etme zorunluluğu şeklinde anlamak doğru değildir. Mesela bir hoca, bir fıkhî mesele hakkında “Bu konuda hüküm şöyledir.” dediğinde, kişinin: “Bu görüşün delili nedir?”; “Bu konuda başka âlimlerin farklı görüşleri var mıdır?” ; “Ben diğer görüşün delillerini daha kuvvetli buluyorum.” şeklinde düşünmesi veya meseleyi araştırması, Nisâ sûresi 65. âyette ifade edilen imanla ilgili tehdidin kapsamına girmez.

Çünkü burada söz konusu olan, Allah ve Resûlü'nün kesin olarak bildirdiği bir hükmü reddetmek değil, bir âlimin o hükmü anlama, yorumlama veya içtihat etme biçimini değerlendirmektir. Nitekim İslâm tarihinde birçok fıkhî meselede müctehid âlimler arasında farklı görüşler ortaya çıkmıştır.

Kaynakçalar
  1. Nisâ Sûresi, 4/65.

  2. Müslim, “Fedâilü’s-Sahâbe”, 129, hadis no. 2357.

  3. Buhârî, “Tefsîrü’l-Kur’ân”, Sûretü’n-Nisâ, hadis no. 12.

  4. Taberî, Ebû Ca‘fer Muhammed b. Cerîr. Câmiu’l-Beyân an Te’vîli Âyi’l-Kur’ân. Mekke: Dârü’t-Terbiyye ve’t-Türâs, ts., c.8, s. 518; Râzî, Fahreddin Muhammed b. Ömer. Mefâtîhu’l-Gayb (et-Tefsîrü’l-Kebîr). Beyrut: Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, 3. bs., 1420/2000, 32 cilt. C 10, s. 126.

Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız