İlgili ayet Kur'an'da şöyle geçmektedir:
Hem bize yollarımızı dosdoğru göstermişken, neden Allah'a tevekkül etmeyelim? Bize yaptığınız eziyetlere de mutlaka sabredeceğiz. Tevekkül edenler ise, artık ancak Allah'a tevekkül etsin.1
Ayet hakkında Vehbe Zuhayli şöyle demektedir: İnananlar sadece Allah'a güvensin." Müminler, inatla karşı çıkmanıza ve düşmanlık etmenize sabır gösterirken sadece Allah'a güvensinler. Peygamberler, tevekkül konusunu ihsas etmek için emri genelleştirmişler ve önce kendilerini kastetmişlerdir. "Bize", kendisini tanıdığımız ve bütün işlerin elinde olduğunu bildiğimiz "yollarımızı gösteren Allah'a niçin güvenmeyelim." Allah'a güvenmemize hiçbir şey engel olamaz ve O'na tevekkül etmemek için de bir mazeretimiz yoktur. "Bize ettiğiniz eziyetlere elbette katlanacağız." Bu kavil, mah-zuf bir kasemin cevabıdır. Onlar, tevekküllerini ve kâfirlerden gördükleri eziyetlere aldırış etmediklerini pekiştirmişlerdir. "Güvenenler ancak Allah'a güvensinler." Tevekkül edenler, yeni ortaya koydukları imanlarından kaynaklanan tevekküllerine devam etsinler.2
Taberi şöyle demektedir: Peygamberler, ümmetlerinin inkarcılarına cevap vermeye devam ederek şöyle dediler: "Bizler neden Allaha güvenmeyelim ki Çünkü o bizi, üzerinde bulunduğumuz doğru yola iletti. Bizler, sizin bize vermiş olduğunuz eziyetlere karşı mutlaka sabredeceğiz. Ve sizi, tevhid inancına davet etmeye devam edeceğiz. Güvenenler, Allaha güvensinler, başka şeylere değil.3
Fahreddin Razi ise şöyle izah edilmiştir:
Daha sonra Allah o peygamberlerinin bütün bunların peşi sıra, "Mü'minler ancak Allah'a güvenip dayanmalıdır" dediklerini haber vermiştir. Görünen odur ki, o peygamberler kâfirlerin şüphelerine karşı bu cevapları verince, kavimleri onları akılsızlıkla itham edip onları korkutmak istemişlerdir. İşte bu anda peygamberler: "Biz sizin korkutmanızdan çekinmeyiz ve tehditlerinize aldırmayız, Çünkü biz, Allah'a tevekkül etmişiz ve O'nun lütfuna sırtımızı dayamışız" demişlerdir. Belki de Hak Subhânehû ve Teâlâ o peygamberlere, kâfirlerin, kendilerine hiçbir kötülük ve belâ getiremeyeceklerini vahyetmiştir. Böylece bir vahiy olmasa bile, peygamberlerin, kavimlerinin sefihliklerine iltifat etmemiş olmaları da uzak bir ihtimal değildir. Çünkü peygamberlerin ruhları İlahî bilgilerle ve gayb âleminin ışıklarıyla aydınlanmıştır. Ruh, ne zaman böyle sıfatlara (özelliklere) sahib olursa, maddi hallere pek az aldırır, sıkıntılı veya sevinçli, bolluk veya darlık hallerinde, bu şeylere pek değer vermezler, işte bu sebepten ötürü, Allah'a tevekkül etmiş. Allah'ın lütfuna sarılmış, arzu ve isteklerini Allah'ın dışında kalan her şeyden kesip, sadece Allah'a bağlamışlardır.
Ayetteki "Hem biz niçin Allah'a güvenip dayanmayalım ki? Bize dosdoğru yolları O göstermiştir" ifadesi de, geçen ifade de" kastedilen mananın, söylediğimiz mana olduğuna delâlet eder, yani, "Allah Teâlâ bu ruhî dereceleri, Rabbanî, İlâhî bilgileri bize nasip edince, Allah'a güvenmememiz bize nasıl yakışır? Aksine bize yakışan O'na tevekkül edip, işlerimizin olması içip ancak O'na güvenmemizdir. Çünkü kulluk şerefini elde edip, ihlas ve mükaşefe makamına ulaşan kimsenin, ister mülkü, ister milki, ister ruhu, ister cismi olsun. herhangi bir iş hususunda Hak'dan başkasına güvenip dayanması çirkin bir iş olur" demektir. Bu ayet Allah'ın, kendisine kulluk etmede ihlaslı olan dostlarını düşmanlarının hile ve tuzaklarından koruduğuna delâlet etmektedir.
Daha sonra o peygamberler "Bize yaptığınız eziyetlere elbette sabredeceğiz" çünkü sabır, ferahlığın anahtarı ve hayırların doğuşunun vesilesidir. Hakk mutlaka gâlib ve kahir, batıl da mutlaka mağlup ve makhûr olur" demişlerdir.
Daha sonra da, tekrar 'Tevekkül edenler, yalnız Allah'a tevekkül etsinler" demişlerdir. Bu tevekkülün tekrar zikredilmesinin hikmeti şudur: Peygamberler, "Hem biz niçin Allah'a (tevekkül etmeyelim), güvenip dayanmayalım ki..." ifadeleri ile, kendileri için Allah'a tevekkülün gerekli olduğunu belirtmişlerdir.
Daha sonra, kendileri ile ilgili şeyleri tamamlayınca, kendilerine uyan kimselere de bunu emrederek, "Tevekkül edenler, yalnız Allah'a tevekkül etsinler" demişlerdir ki, bu ifade iyiyi ve güzeli emreden kimsenin, ancak o şeyi önce kendisi yaparsa tesirli olacağını gösterir.4
Sonuç olarak: Bu ayet, hak yolda bulunan müminlerin ve peygamberlerin karşılaştıkları baskı, tehdit ve eziyetler karşısında nasıl bir duruş sergilemeleri gerektiğini öğretmektedir. Peygamberler, kendilerini doğru yola ulaştıran ve bütün işlerin sahibi olan Allah’a güvenmenin bir tercih değil, imanın tabii bir sonucu olduğunu ifade etmişlerdir. Bu sebeple insanların tehditleri, düşmanlıkları ve engellemeleri onları davalarından vazgeçiremez. Çünkü onlar güç ve desteği insanlarda değil, Allah’ta görmektedirler. Ayet aynı zamanda tevekkülün, Allah’a dayanırken sıkıntılara sabretmeyi ve hak yolda sebat etmeyi de gerektirdiğini göstermektedir. Bu nedenle mümin, şartlar ne kadar zorlaşırsa zorlaşsın Allah’ın hidayetine, yardımına ve hikmetine güvenmelidir. Korku, baskı ve belalar karşısında sabırla yoluna devam etmelidir.
İbrahim, 14/12.
Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 7/181-182.
Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 5/105.
Fahruddîn er-Râzî, "Tefsir-i Kebir Mefatihu'l-Gayb", Huzur Yayınevi, 2002, c. 13, s. 518-519.

