Varlıkların yaratılmasında şeytanların hiçbir müdahalesi yoktur. Yani şeytanlar da diğer varlıklar gibi hiçbir şeyi yaratamazlar. Hem Allah, rahmet ve yardımıyla her daim hak yolunda olan Müslümanlara taraftardır. Hem îmân ve İslâm hakikatlerinin insanı kendine çeken cazip güzellikleri vardır. Bu güzellikler, inananları manen destekler ve şevke getirir. Aynı zamanda haktan ve istikametten sapmanın tiksindirici çirkinlikleri, İman ve İslâm’dan ayrılanları nefret ettirdiği hâlde, çoğu zaman inkârcıların îmân edenlere üstün gelmesinin hikmeti nedir? Ehl-i Hak olan mü’minlerin her vakit şeytanların şerrinden Allah’a sığınmasının sebebi nedir? Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu soruyu şu şekilde açıklar:
Elcevab: Hikmeti ve sırrı şudur ki: Ekseriyet-i mutlaka ile dalâlet ve şer, menfîdir, tahrîbdir, ademîdir, bozmaktır. 1
Çoğunlukla dalalet, yani hak ve hakikatten sapma ve şerler; bir şeyi inkâr etmek, bozmak, yıkmak ve bazen de eylemsizlik hâlidir. Evet, dalalet ve şerler; bazen teklif edilen îmân ve ibadet gibi esasları kabul etmemek, yapması gereken vazifeleri yapmamak, bazen de az bir işle çok büyük yıkım ve zararlara sebep olmaktır.
Ademîlik ise yoklukla ilgilidir. Yani bazı şerler, herhangi bir fiil ve icraat yapmayarak meydana gelir. Mesela kişinin namaz kılmayarak büyük günah işlemesi için herhangi bir şey yapmasına gerek yoktur. Veya bir geminin dümeninin çevrilmesi gereken yerde çevrilmemesi, büyük zararlara sebep olur.
Ekseriyet-i mutlaka ile hidayet ve hayır, müsbettir ve vücudîdir ve imar ve tamirdir. 2
Hidayet (hak, doğru ve istikamet üzere olma) ve hayır; genellikle olumludur, bir şeyi varlık sahasına çıkarma, imar ve tamir etmedir. Aynı zamanda hidayet ve hayır vücudîdir, yani varlıkla ilgilidir; bir şeyler yapmakla olabilir. Mesela îmân etmek, namaz kılmak, bir binayı yapmak; bir fiil ve icraatın ortaya konmasıyla mümkündür.
Bu cümlede “ekseriyet yani çoğunlukla” ifadesi kullanılarak, bu durumun istisnalarının olabileceği ifade edilmiştir. Bazen hidayet ve hayırlar tahrip, bozmak, bir şeyi yok etmek gibi görünebilir. Fakat hakikatte, tahrip ve bozmak gibi görünen o şeyde imar ve tamir vardır. Mesela cihad esnasında bir düşmanı öldürmek veya düşmanla savaşırken bir askerin şehit olması, görünüşte olumsuz ve bir şeyi ortadan kaldırmak olduğu hâlde, hakikatte ise hayırdır, tamirdir. Bu şekilde fitnenin önü alınmış, din, namus ve vatan korunmuş olur.
Herkesçe ma‘lûmdur ki: Yirmi adamın yirmi günde yaptığı bir binayı, bir adam bir günde tahrîb eder. Evet bütün a‘zâ-yı esâsiyesinin ve şerâit-i hayatiyesinin vücûduyla vücûdu devam eden insanın hayatı, Hâlik-ı Zülcelâl’in kudretine mahsûs olduğu halde, bir zâlim bir uzvunu kesmesiyle, hayata nisbeten ademî olan mevte, o insanı mazhar eder. 3
Herkes tarafından bilinir ki; yüzlerce adamın aylarca çalışarak ancak yapabildiği bir binayı, bir adam bir günde, hatta birkaç dakika içinde tahrip edip yıkabilir. Veya insanın hayatının devam etmesi; kalp, beyin, ciğer, böbrek gibi hayat için gerekli olan bütün uzuvların varlığıyla ve hayatın devamı için gerekli olan güneş, hava, su, yiyecek ve içecek gibi binlerce gerekli şartın bir arada eksiksiz bulunmasıyla mümkündür.
Bütün bu şartların yaratılması ve bir araya getirilmesi, ancak nihayetsiz büyüklük sahibi olan Allah’ın kudretiyle mümkündür. Hâlbuki zalim bir insan, birinin hayatî bir uzvunu keserek o insanın hayatına son verip, hayata nispeten yokluk hükmünde olan ölümüne sebep olabilir.
Onun içindir ki اَلتَّخْر۪يبُ اَسْهَلُ durûb-u emsâl hükmüne geçmiştir. İşte bu sırdandır ki, ehl-i dalâlet, hakîkaten zayıf bir kuvvetle pek kuvvetli ehl-i hakka bazen gālib oluyor.4
Ehl-i dalaletin mesleği tahrip ve bozmak olduğundan, “Tahrip (bozmak, yıkmak) çok kolaydır” atasözü hükmüne geçmiştir. Bu sırdan dolayı dalalet ehli yani kâfirler, münafıklar ve bozguncular gibi hak yoldan sapmış olanlar; gerçekte çok az bir kuvvetle veya bazen hiçbir kuvvet kullanmayarak ehl-i hak olan mü’minlere galip oluyorlar.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 71.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 71.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 71.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 71.

