Nazar haktır ve dinimizde varlığı kabul edilmiştir: Ancak nazara lüzumundan fazla odaklanmak, sürekli “Bana nazar değecek” diye endişe etmek ve yaşanan her olumsuzluğu nazara bağlamak doğru değildir. Çünkü bu durum vesveseyi artırır, ruhu yorar ve tevekküle zarar verebilir; zamanla insanı vehme ve gereksiz korkulara sürükleyerek huzurunu ve maneviyatını zedeleyebilir. Bununla birlikte bir şeye fazla dikkat etmek, tek başına nazarın mutlaka isabet etmesine sebep olmaz.
Müminin vazifesi ne nazarı inkar etmek ne de onu büyütüp hayatın merkezine koymaktır. Şunu unutmamak gerekir ki nazar da dahil olmak üzere hiçbir şey, Allah’ın izni ve takdiri dışında tesir edemez. Bu sebeple insan, nazardan korkarak yaşamak yerine Allah’a sığınmalı, meşru korunma yollarına başvurmalı, kalbini korkuya değil itimada sevk etmeli ve neticeyi Allah’a bırakmalıdır.
Bu maksatla Ayetü’l-Kürsi ile Felak ve Nas surelerini okumak, dua, zikir ve evrad ile Allah’tan muhafaza istemek, “maşallah” demek ve hasetten sakınmak güzel birer korunma vesilesidir. Her halükarda muhafazayı Allah’tan bilmek gerekir.

