Risale-i Nur Külliyatı'nda "bir mümini kırmak" tarzında bir ifade bulunmasa da bir Müslümana kin ve düşmanlık beslemek, tenkit etmek, tarafgirlik yapmak ve haset etmek konuları birçok yerde ele alınır. Bediüzzaman Hazretleri, bir mümine bu tarz yaklaşmayı, kul hakkı ve uhuvvet açısından çok büyük bir tehlike olarak görmektedir. Konuyla ilgili olarak özellikle İhlas ve Uhuvvet Risalelerinde bu konular işlenmektedir. Öne çıkan yerler ise şunlardır:
Mü’minlerde nifâk ve şikāk, kîn ve adâvete sebebiyet veren tarafgîrlik ve inâd ve hased, hakîkatçe ve hikmetçe ve insâniyet-i kübrâ olan İslâmiyetçe ve hayat-ı şahsiyece ve hayât-ı ictimâiyece ve hayat-ı ma‘neviyece çirkin ve merdûddur. Muzır ve zulümdür. Ve hayat-ı beşeriye için zehirdir.1
Bu hizmet-i Kur’âniyede bulunan kardeşlerinizi tenkîd etmemek ve onların üstünde fazîletfurûşluk nev‘inden gıbta damarını tahrîk etmemektir.2
Kardeşlerinizin meziyetlerini şahıslarınızda ve fazîletlerini kendinizde tasavvur edip, onların şerefleriyle şâkirâne iftihâr etmektir.3
Evet, mü’min, kardeşini sever ve sevmeli. Fakat fenâlığı için yalnız acır. Tahakkümle değil, belki lütufla ıslâhına çalışır. Onun için nass-ı hadîs ile Üç günden fazla mü’min mü’mine küsüp, kat‘-ı mükâleme etmeyecek. Eğer esbâb-ı adâvet galebe çalıp adâvet hakîkatiyle bir kalbde bulunsa, o vakit muhabbet mecâzî olur.4
Üçüncü Vecih: Adâlet-i mahzayı ifade eden وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰی sırrına göre, bir mü’minde bulunan cânî bir sıfat yüzünden, sâir ma‘sûm sıfatlarını mahkûm etmek hükmünde olan adâvet ve kîn bağlamak, ne derece hadsiz bir zulüm olduğunu; ve bâhusûs bir mü’minin fenâ bir sıfatından darılıp küsüp, o mü’minin akrabasına adâvetini teşmîl etmek اِنَّ الْاِنْسَانَ لَظَلُومٌ sîga-i mübâlağa ile, gāyet azîm bir zulüm ettiğini, hakîkat ve şerîat ve hikmet-i İslâmiye sana ihtâr ettiği hâlde, nasıl kendini haklı bulursun, Benim hakkım var dersin?5
Bediüzzaman Hazretleri, Uhuvvet Risalesi'nde müminler arasında kin, adavet, tarafgirlik ve hasedin İslam kardeşliğini zedeleyen en büyük manevi hastalıklar olduğunu nazara vermektedir. Bu sebeple, bir mümini incitecek söz ve davranışların uhuvvet ruhuna aykırı olduğunu ortaya koymaktadır. Nitekim "Mü’minlerde nifâk ve şikāk, kîn ve adâvete sebebiyet veren tarafgîrlik ve inâd ve hased..." ifadeleriyle bu kötü hasletlerin hem ferdi hem de içtimai (toplumsal) hayata zarar verdiğini belirtirken, "Mü’min, kardeşini sever ve sevmeli..." cümlesiyle de müminin kardeşinin kusurlarına düşmanlıkla değil, şefkat ve ıslah niyetiyle yaklaşması gerektiğini açıklamaktadır. Ayrıca, bir müminin tek bir kusuru sebebiyle ona kin beslemenin ve bu düşmanlığı yakınlarına kadar yaymanın Kur'an'ın adalet anlayışına aykırı büyük bir zulüm olduğunu nazara vererek, müminin gönlünü incitecek davranışlardan kaçınılması gerektiğini dile getirmektedir.
Benzer şekilde İhlas Risalesi'nde de müminlerin birbirlerini tenkit ederek incitmemeleri, fazilet yarışı içerisine girmemeleri ve kardeşlerinin üstün vasıflarıyla iftihar etmeleri gerektiği üzerinde durulmaktadır. "Bu hizmet-i Kur'âniyede bulunan kardeşlerinizi tenkit etmemek..." ve "Kardeşlerinizin meziyetlerini şahıslarınızda tasavvur edip..." ifadeleriyle, müminler arasındaki ilişkilerin tenkit, kıskançlık ve rekabet yerine sevgi, takdir ve tesanüt üzerine kurulması gerektiği nazara vermektedir.
Dolayısıyla Risale-i Nur'da doğrudan "bir mümini kırmak" ifadesi yer almasa da, Uhuvvet ve İhlas Risalelerinde yer alan bu ölçüler birlikte değerlendirildiğinde, bir mümini üzecek, incitecek veya kalbini kıracak her türlü söz ve davranıştan sakınmanın İslam kardeşliğinin ve ihlasın temel gereklerinden biri olduğu açıkça anlaşılmaktadır.
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 107.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 167.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 169.
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 109.
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 110.

