İnsanı öldürmekle ilgili Kur'an-ı Kerim'de konuyla ilgili şöyle buyrulmuştur:
Bundan dolayıdır ki, İsrâiloğullarına (Tevrât ta) şöyle yazmıştık: “Kim bir kimseyi, bir kimseye veya (o kimsenin) yeryüzünde bir fesad (çıkarmakta olmasın)a karşılık olmaksızın (ölüm cezâsını gerektiren bir suçu olmadığı hâlde) öldürürse, o takdirde bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de onun (bir insanın) hayâtını kurtarırsa, o takdirde bütün insanların hayâtını kurtarmış gibidir.”...1
Bediüzzaman Hazretleri de bu ayeti tefsir ederken şöyle demiştir:
Âyetin ma‘nâ-yı işârîsiyle, bir ma‘sûmun hakkı, bütün halk için dahi ibtâl edilmez. Bir ferd dahi, umûmun selâmeti için fedâ edilmez. Cenâb-ı Hakk’ın nazar-ı merhametinde hak haktır, küçüğüne büyüğüne bakılmaz. Küçük, büyük için ibtâl edilmez. Bir cemâatin selâmeti için, bir ferdin rızâsı bulunmadan hayâtı ve hakkı fedâ edilmez. Hamiyet (fedâkârlık) nâmına, rızâsı ile olsa, o başka mes’eledir.2
Yani Allah'ın merhametinin ve adaletin nazarında hakkın küçüğü büyüğü yoktur; bir kişinin hakkı, çoğunluğun menfaati veya rahatı için çiğnenemez. Toplumun selameti gerekçe gösterilerek bile olsa, tek bir masum insanın rızası olmadan onun hayatı, hakkı veya özgürlüğü feda edilemez. Toplum için fedakarlık yapmak ancak ve ancak o kişinin kendi özgür iradesi ve rızasıyla (hamiyet namına) mümkündür; bunun dışında çoğunluğun iyiliği için azınlığın ya da bir kişinin hakkını yok saymak adaletle bağdaşmaz. İnsanın canı kutsaldır ve hiçkimsenin onun üzerinde öldürme hakkı yoktur. Başkaları ve kendisi onu sonlandırma yetkisine ve iznine sahip değildir. Ebû Hüreyre'den (ra) nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur:
Bir dağdan aşağı atlayarak canına kıyan kimse, cehennem ateşinde ebedî olarak yüksekten aşağıya atlayıp duracaktır. Zehir içerek canına kıyan kimse, elinde zehri olduğu hâlde, cehennem ateşinde ebedî olarak zehir içip duracaktır. (Bıçak, mızrak gibi) bir demiri karnına saplayarak kendisini öldüren kimse de demiri elinde olduğu hâlde cehennemde o demiri karnına ebedî surette saplayıp duracaktır.”3
Bu hadis-i şerifte intihar eden kimse nasıl canına kıymışsa cehennemde o hal üzere ebedi azap göreceği ifade edilmektedir.
Peki Müslüman Biri İntihar Ederse Ebedî Cehennemde Mi Kalır?
Bu soruya bir kısım fıkıh âlimleri yukarıdaki âyet ve hadislere dayanarak, intihar eden her kim olursa olsun ebedi cehenneme gider demişledir. Ancak Peygamber Efendimiz'in (sav) başka bir hadis-i şerifi de şöyledir: Hz. Câbir şöyle rivayet etmiştir:
Hz. Peygamber (sav) Medine’ye hicret ettiğinde, Tufeyl Bin Amr ve beraberinde kavminden bir adam da hicret etti. Medine’ye yerleştiler. Ancak adam Medine’de hastalandı. Hastalığına dayanamayınca da okun ucundaki demiri aldı ve şah damarını kesti. Elinden ölünceye kadar kan aktı ve (kan kaybından) öldü. Tufeyl onu rüyasında güzel bir şekilde gördü. Ancak eli sarılı idi. "Elin neden sarılı?" diye sordu. “Bana, senin bozduğunu düzeltmeyeceğiz” denildi, diye cevap verdi. Tufeyl rüyasını kendisine anlatınca Allah Rasulü (s.a.v.), “Rabbim eline yaptığı şey nedeniyle onu bağışla” diye dua etti.4
Bu hadis-i şerife göre âlimler, intihar eden Müslümanların bir kurtuluşunun olabileceği ümidini taşımışlardır. Çünkü hadiste Tufeyl b. Amr ile hicret eden arkadaşının samimi bir Müslüman olduğu anlaşılmaktadır. Hz. Tufeyl’in rüyasında adamın elinin sargıda olması adamın bir şekilde cezalandırıldığını ancak ebedi azap halinde olmadığını gösteriyor. İntihar etmiş olmasına rağmen, Peygamber Efendimiz'in (sav) adam için dua etmesi ise bağışlanma ümidini diri tutmaktadır. Bu hadis-i şerife binaen fıkıh âlimleri; intihar eden kişinin salih amellerinin kendisinin kurtuluşuna vesile olabileceğini ve intihar eden kişinin kurtuluşuna dua edilebileceğini söylemişlerdir.
Ayrıca şunu da belirtmek isteriz ki; intihara yönelen kişilerin psikolojik yapıları kadar içinde yaşadıkları sosyal ve kültürel ortamın etkileri de bu olayın açıklamasında ayrı ayrı öneme sahiptir. Bazı insanlar, aşamadıkları sorunları intihar etmekle aşmayı uygun görebilmektedir. Fakat gerek İslâmiyet gerekse diğer ilâhî kaynaklı dinler böyle bir çözüm şekline müsamaha ile bakmamaktadır. İslâm tarihinde toplu intihar olayları hiç yaşanmadığı gibi münferit bazı olaylar dışında intiharın toplumsal bir sorun haline geldiği de hiç görülmemiştir. Günümüzde ise özellikle Batı toplumlarında intihar sosyal bir âfet halini almıştır. Dünya Sağlık Teşkilâtı’nın kayıtlarına göre 2000 yılında yaklaşık 1.000.000 kişi intihar sonucu hayatını kaybetmiştir. Son yarım yüzyılda % 60 oranında artan intihar olaylarının erkekler arasında ve özellikle sosyalist ülkelerde daha yaygın olduğu görülmektedir.5
Özetle ifade etmek gerekirse; kişinin, Allah’ın bir emaneti olan kendi canı üzerinde tasarrufta bulunma hakkı yoktur. Büyük acı ve ıstıraplar içerisinde kıvranan insanlar için bile intihar meşru, geçerli bir yol değildir. Hz. Peygamber (sav), gerek geçmiş ümmetlerden gerekse kendi sahâbeleri arasından bazı örneklerle bu hususa dikkat çekmektedir.6 Hayber Gazvesi’nde aldığı yaraların acısına dayanamayarak kılıcı üzerine yatıp intihar eden Kuzmân çarpıcı bir örnek olarak zikredilmektedir.7 Resûl-ü Ekrem, intihara karşı tavrını göstermek için intihar eden bir kimsenin cenaze namazına katılmamıştır.8 Fakat Resûl-ü Ekrem namazı kendisi kılmamışsa da ashabına kılmalarını söylemiştir. Bu durumda halkın cenaze namazını kılması, fakat din büyüklerinin Peygamber Efendimiz'e (sav) uyarak namaza katılmamaları uygun olur.
Daha detaylı malumat için lütfen bakınız; İNTİHAR.
Maide Suresi, 5/32.
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 42.
Buhârî, Tıb, 56.
Beyhaki, Süne-i Kebir ,Tahrim-ul Katl, 16/129.
HAYATİ HÖKELEKLİ, "İNTİHAR", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/intihar (27.06.2026).
Buhârî, “Cenâʾiz”, 84; “Enbiyâʾ”, 50.
Buhârî, “Cihâd”, 77; “Meġāzî”, 38.
Müslim, “Cenâʾiz”, 107.

