Mahşerde amellerin mizanda tartılacağını biliyoruz. Ancak kişinin ahiretteki durumu sadece yaptığı amellerin miktarına göre değil, o amellerin arkasındaki imanına göre de şekillenecektir. İmanın etkisini birkaç açıdan değerlendirebiliriz.
Birinci olarak iman, amellerin kabul edilmesinin temel şartıdır. Bir insan çok sayıda iyilik yapmış olsa bile, Allah’a iman etmemişse bu ameller ahirette müminin amelleri gibi değerlendirilmez. Bu sebeple iman, amellerin üzerine bina edildiği temel gibidir. Temel olmadan binanın ayakta kalamayacağı gibi, iman olmadan da ameller ahirette meyve vermezler.
İkinci olarak iman sadece “var” veya “yok” şeklinde değildir. İman kuvvet ve derece bakımından farklılık gösterebilir. Allah’a olan güveni, teslimiyeti, muhabbeti, takvası ve ihlası daha güçlü olan kimsenin yaptığı aynı amel, başka bir kişinin amelinden daha değerli olabilir. Bu yüzden mahşerde sadece amelin dış görünüşü değil, o amelin hangi iman şuuru ile yapıldığı da önem taşır.
Mesela bir nimet karşısında şükretmek, bir günah fırsatı karşısında Allah korkusuyla geri durmak, zor bir durumda Allah’ın yardımına güvenmek gibi kalbi tavırlar da imanın kuvvetini gösteren amellerdir. Yani aslında iman ve amel birbiri ile doğru orantılıdır. İmanı ziyade olanın az bir ameli bile daha yüksek sevaba karşılık gelecektir. Nitekim Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şöyle demektedir:
Şöyle ki: Bir zaman kalbime geldi, ne için Muhyiddîn-i Arabî gibi hârika zâtlar Sahâbelere yetişemiyorlar? Sonra namaz içinde سُبْحَانَ رَبِّيَ الْاَعْلٰي derken, şu kelimenin ma‘nâsı inkişâf etti. Tam ma‘nâsıyla değil, fakat bir parça hakîkati göründü. Kalben dedim: “Keşke bir tek namaza bu kelime gibi muvaffak olsa idim, bir sene ibâdetten daha iyi idi.” Namazdan sonra anladım ki, o hatıra ve o hal, Sahâbelerin ibâdetteki derecelerine yetişilmediğine bir irşâddır.1
Sahabelerin kalplerindeki iman ve ihlas son derece kuvvetliydi. Bundan dolayı bazen onların yaptığı küçük görünen bir amel, daha sonra gelen insanların çok daha fazla amellerinden üstün olabiliyordu. Dolayısıyla mahşerde yalnızca amellerin sayısına değil, o amelleri besleyen iman, ihlas, teslimiyet ve Allah’ı tanıma derecesine de bakılacaktır. Bu yönüyle iman arttıkça amellerin manevi değeri ve sevabı da artmaktadır.
Mahşer de amellerimizin nasıl tartılacağı ne gibi durumlar ile karşılaşacağımız ise kısaca şöyledir:
Mahşer günü bütün insanlar diriltilip bir araya toplanacak, herkes dünyada yaptığı iyilik ve kötülüklerden hesaba çekilecektir. Kişinin amelleri, niyetleri ve kendisine verilen nimetleri nasıl kullandığı sorgulanacaktır. Amel defterleri, iman edip salih amel işleyerek iyilerden olanlara sağından, kötülükleri sebebiyle Cehenneme gidecek olanlara da soldan ve arkadan verilir. Bu hesap neticesinde İlâhî adalet tam olarak tecelli edecek, hiçbir kimseye zerre kadar haksızlık yapılmayacak ve insanlar amellerine göre cennet veya cehenneme sevk edilecektir.
Bu konuda detaylı bilgi için lütfen bakınız:
MAHŞERDE HESAP VE AMELLERİN TARTILMASI NASIL OLACAK?
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 165.

