İslam inancına göre Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’an Allah tarafından gönderilmiş İlâhî kitaplardır. Ancak günümüze eksiksiz ve tahrif edilmeden ulaşan tek İlâhî kitap Kur’an-ı Kerim’dir. Nitekim Kur’an, kendisinin Allah tarafından korunduğunu şöyle bildirir:
Şüphesiz zikri (Kur’an’ı) biz indirdik; onun koruyucusu da elbette biziz.1
Bu sebeple Kur’an’ın Allah kelamı olduğuna dair ortaya konulan edebi (belağat) mucizesi, insanı usandırmaması, çelişki içermemesi, gaybi haberleri, ilmi işaretleri ve benzeri birçok delilin bugün aynı şekilde Tevrat ve İncil nüshaları için gösterilmesi mümkün değildir. Çünkü İslam’a göre bu kitaplar zaman içinde tahrife uğramış, İlâhî vahyin içerisine insanların sözleri ve yorumları karışmıştır.
Bununla birlikte Kur’an’a göre Allah, Hz. Musa’ya (as) Tevrat’ı, Hz. Davud’a (as) Zebur’u ve Hz. İsa’ya (as) İncil’i indirmiştir. Özellikle Hz. Musa’ya verilen On Emir’in bizzat Allah tarafından levhalara yazdırıldığı Kur’an’da da şöyle ifade edilir:
Hem (biz,) bir nasîhat ve herşey için bir açıklama olmak üzere, ona (Tevrât'a âid) levhalarda herşeyi yazdık da (dedik ki): “Bunları kuvvetle tut, kavmine de emret, bunların (takvâ cihetiyle) en güzelini tutsunlar! Size, yakında (görüp ibret almanız için) fâsıkların (harâb olmuş) yurdunu göstereceğim.2
Nihâyet Mûsâ'nın öfkesi yatışınca, levhaları aldı. Onların (bir) nüshasında ise, o kimseler için bir hidâyet ve bir rahmet vardır ki, onlar Rablerinden korkarlar.3
Ancak bugün Yahudilerin ve Hristiyanların elindeki kutsal metinler, yalnızca bu ilk vahiylerden ibaret değildir. Nitekim mevcut Tevrat metni, Hz. Musa’dan (as) sonra uzun bir süreçte derlenmiştir. İncil metinleri ise Hz. İsa’nın (as) göğe yükseltilmesinden sonra havariler ve ilk Hristiyan toplulukları tarafından kaleme alınmıştır. Bu sebeple İslam âlimleri, mevcut metinlerde İlâhî vahiyden izler bulunabileceğini kabul etmekle birlikte, onların tamamen korunmuş İlâhî metinler olduğunu söylemezler.
Diğer İlâhî kitapların gerçekten Allah tarafından indirildiğine dair en büyük delil ise Kur’an-ı Kerim’in haber vermesidir. Çünkü Kur’an, kendisinden önce indirilen Tevrat, Zebur ve İncil’in Allah katından geldiğini açıkça bildirir. Nitekim Allah şöyle buyurur:
(O,) sana Kitâb'ı (Kur'ân'ı), kendinden öncekileri (diğer kitabları) tasdîk edici olarak hak ile indirdi; daha önce de, insanlara bir hidâyet olarak Tevrât ile İncîl'i indirdi, böylece Furkan'ı (hak ile bâtılı ayıran bütün kitabları) indirdi. Şübhesiz Allah'ın âyetlerini inkâr edenler yok mu, onlar için pek şiddetli bir azab vardır. Hâlbuki Allah, Azîz (kudreti dâimâ galib gelen)dir, intikam sâhibi (yapılan haksızlıkları cezâsız bırakmayan)dır.4
(Habîbim, yâ Muhammed!) Sana da Kitâb'ı (Kur'ân'ı), kendinden önceki kitab(lar)ı tasdîk edici ve on(lar)a bir şâhid olarak hak ile indirdik; öyleyse onların (ehl-i kitâbın) arasında Allah'ın indirdiğiyle hüküm ver ve sana gelmiş olan haktan (dönerek) onların arzularına uyma! (Ey insanlar!) Sizden her biri(niz) için (her peygamberin devrine âid) bir şeriat ve bir yol kıldık. Hâlbuki Allah dileseydi, elbette sizi (baştan beri bir din üzere) tek bir ümmet yapardı; fakat size verdiği şeylerle (muhtelif zamanlarda, muhtelif şeriatlarla) sizi imtihan etmek için (böyle yaptı); öyleyse hayırlı işlerde yarışın! Hep berâber dönüşünüz ancak Allah'adır; artık hakkında ihtilâfa düşmekte olduğunuz şeyleri size (O) bildirecektir.5
Dolayısıyla bir Müslüman, önceki İlâhî kitapların aslının Allah’tan geldiğine, bunu öncelikle Kur’an’ın haber vermesi sebebiyle iman etmektedir.
Sonuç olarak, Kur’an için geçerli olan İlâhî kaynaklı oluş delilleri, aslında bu kitapların indirildiği ilk halleri için de geçerlidir. Çünkü hepsi aynı İlâhî kaynaktan gelmiş, aynı hakikati insanlığa bildirmiştir. Ancak önceki kitaplar İlâhî koruma altında bırakılmadığından zamanla değişikliğe uğramıştır. Kur’an ise Allah’ın vaadi gereği kıyamete kadar korunacak son İlâhî kitap olarak muhafaza edilmiştir. Bu nedenle bugün Allah kelamı olduğuna dair mucizeler ve deliller en açık ve en kapsamlı şekilde sadece Kur’an'da görülmektedir.
Hicr, 15/9.
A‘râf, 7/145.
A‘râf, 7/154.
Âl-i İmrân, 3/3-4.
Mâide, 5/48.

