Kur’ân-ı Kerîm’de sarhoşluk veren içeceklerle ilgili hüküm dört farklı âyette ele alınmıştır.1 Mekke döneminde nazil olan ilk âyette, içkinin helâl veya haram olduğuna dair doğrudan bir hüküm verilmemiş; hurma ve üzümden insanların hem içecek hem de çeşitli gıdalar elde ettiklerine şöyle dikkat çekilmiştir:
Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden de (istifâde ediyorsunuz); ondan hem sarhoş edici bir içki, hem de güzel bir rızık elde ediyorsunuz. Şübhe yok ki bunda (aynı şeyde, güzel ve çirkin birer yol bulunmasında) akıl erdiren bir kavim için kat'î bir delil vardır.2
Böylece söz konusu nimetleri insanlara bahşeden Allah’ın kudret ve lütfunun fark edilmesine işaret edilmiştir.
Medine dönemine gelindiğinde ise içkinin yasaklanması tedricî bir yöntemle gerçekleştirilmiştir. Öncelikle sarhoşluk hâlinde namaza yaklaşılması şu âyetlerle yasaklanmıştır:
Ey îmân edenler! Siz sarhoş iken ne söylemekte olduğunuzu bilinceye kadar, cünüb iken de yolcu olan(larınız) müstesnâ, gusledinceye kadar namaza yaklaşmayın! Fakat hasta(olur) veya bir yolculukta bulunur iseniz veya biriniz def'-i hâcetten gelir (abdesti bozulur)sa veya kadınlara dokunursanız, artık (abdest veya gusül almanızı gerektiren bu hâllerde) su bulamazsanız, o vakit temiz bir toprağa teyemmüm edin; sonra yüzlerinizi ve (dirseklere kadar) ellerinizi meshedin! Şübhesiz ki Allah, Afüvv (çok affedici olan)dır, Gafûr (çok bağışlayan)dır.3
Daha sonra ise içki ve kumarın birtakım faydaları bulunmakla birlikte zararlarının ve günahlarının daha ağır olduğu şöylece bildirilmiştir. bildirilmiştir:
Sana, şarab ve kumardan soruyorlar. De ki: “Onlarda büyük bir günah ve insanlar için birtakım faydalar vardır. Fakat günahları, faydalarından daha büyüktür.” Sana, (Allah yolunda) neyi (kime) sarf edeceklerini soruyorlar. De ki: “(İhtiyaçtan) fazla olanı!” Allah, size âyetleri böyle iyice açıklar; tâ ki düşünesiniz.4
Bu aşamalarla birlikte müminler kesin yasağa hazırlanmış, nihayet Mâide sûresinin 90. âyetinde içki ve kumarın şeytanın işi olan pislikler olduğu belirtilerek bunlardan kesin biçimde uzak durulması emredilmiştir. İçkinin haram kılınması bu sıralamaya göre gerçekleşmiştir. Çünkü Allah Teâlâ, insanların içki içmeye ve ondan yararlanmaya çok alışmış olduklarını biliyordu. Bu sebeple haram kılma, Allah’ın kullarına yönelik bir lütuf ve kolaylık olarak tedricî bir yöntemle gerçekleşmiştir.5
Ancak unutulmamalıdır ki içkide dünyaya yönelik geçici ve acil bazı faydaların bulunması, bunların haram olmasına engel değildir. Dolayısıyla bir şeyde fayda bulunması, onun haram olamayacağı anlamına gelmez. Çünkü özel bir durumda faydanın bulunmasının mümkün olduğu sabit olduğunda, genel olarak “fayda bulunan her şey mubahtır” şeklindeki iddia geçersiz olur. Nitekim burada önemli olan, faydanın bulunup bulunmaması değil, zararın ve günahın faydadan üstün olmasıdır.6
İçkinin tarih boyunca gözlemlenen ve günümüzde yapılan araştırmalarla daha ayrıntılı şekilde ortaya konulan zararları, çeşitli başlıklar altında şöyle ele alınabilir:
Bağımlılık ve alışkanlık oluşturması
Akıl ve iradenin sağlıklı kullanılmasını engellemesi
Tartışma ve kavgalara yol açması
Kin ve düşmanlığın ortaya çıkmasına sebep olması
Kişinin küçük düşmesine ve toplum içinde alay konusu olmasına yol açması
Allah’ı hatırlamaktan ve O’nu anmaktan uzaklaştırması
Allah’ın huzurunda bulunma şuurunu ve mânevî sükûneti zedelemesi
İnsanın güzel ahlâk ve edep üzere yaşamasını olumsuz etkilemesi
Mal ve paranın israf edilmesine sebep olması
İnsan sağlığı üzerinde olumsuz etkiler meydana getirmesi
Sağlıklı nesillerin yetişmesine zarar verebilmesi
Müfessirler âyette bahsedilen "insanlar için birtakım faydalar vardır." ifadesinde bahsedilen faydaları şöyle ifade etmişlerdir:
Zira bunlarda beden için birtakım faydalar, yiyeceklerin sindirilmesine yardımcı olma, vücuttaki atıkların dışarı atılmasını kolaylaştırma, bazı zihinleri keskinleştirme ve içkide bulunan neşelendirici coşkunluğun verdiği haz gibi faydalar vardır. Nitekim Hassân b. Sâbit, câhiliye döneminde şöyle demiştir:
‘Onu içeriz; bizi hükümdarlar ve karşılaşmadan çekinmeyen aslanlar hâline getirir.’
Aynı şekilde içkinin satılması ve satışından elde edilen paradan faydalanılması da bir menfaat olarak görülmüştür... Ancak bütün bu faydalar, içki ve kumarın daha ağır basan zararlarına ve meydana getirdiği bozulmaya denk değildir.7
İçkide bulunan faydaya gelince, âlimlerin çoğunluğu bunun içkiden elde edilen kazanç ve ticari gelirler olduğunu belirtmiştir. Bu, Mücâhid’in sözünün de anlamıdır. Bir başka görüşe göre ise içkinin faydaları, doktorların onun hakkında zikrettikleri birtakım faydalardır. Bunlar arasında üzüntünün giderilmesi, neşe ve mutluluk vermesi, yiyeceklerin sindirilmesine yardımcı olması, zayıf kişiyi güçlendirmesi, cinsel ilişkiye yardımcı olması, cimri kişiyi cömertleştirmesi, ten rengini güzelleştirmesi, korkak kişiyi cesaretlendirmesi ve bunlara benzer faydalar zikredilmiştir.8
İçkide bulunan günah; aklın gitmesi, sövüp sayma, iftira, başkalarına eziyet etme, insanların namus ve şereflerine saldırma gibi kötülüklerdir. Buradaki “faydalar” ise maddî kazanç, ticari menfaat ve benzeri dünyevî yararlardır. Allah Teâlâ, içki ve kumarda bulunan günahın, bunlardan elde edilen fayda veya zevkten daha büyük olduğunu bildirmiştir.9
Fahreddin er-Râzî, Ebû Abdullah Muhammed b. Ömer b. Hüseyin, Mefâtîhu’l-Gayb = et-Tefsîrü’l-Kebîr, Beyrut: Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, 3. bs., 1420/1999, c.6, s.395
Nahl 16/67
Nisâ 4/43
Bakara 2/219
Ebû Hayyân el-Endelüsî, Muhammed b. Yûsuf, el-Bahrü’l-Muhît fi’t-Tefsîr, Beyrut: Dâru’l-Fikr, 1420/2000, c. 2, s. 404.
Fahreddin er-Râzî, Ebû Abdullah Muhammed b. Ömer b. Hüseyin, Mefâtîhu’l-Gayb = et-Tefsîrü’l-Kebîr, Beyrut: Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, 3. bs., 1420/1999, c.6, s.399.
İbn Kesîr, Ebü’l-Fidâ İsmâil b. Ömer ed-Dımaşkî, Tefsîrü’l-Kur’âni’l-Azîm, thk. Sâmî b. Muhammed Selâme, Riyad: Dâru Tayyibe li’n-Neşr ve’t-Tevzî‘, 2. bs., 1420/1999, c. 1, s. 579.
Ebû Hayyân el-Endelüsî, Muhammed b. Yûsuf, el-Bahrü’l-Muhît fi’t-Tefsîr, Beyrut: Dâru’l-Fikr, 1420/2000, c. 2, s. 404.
Vehbe ez-Zühaylî, et-Tefsîrü’l-Vasît, Dımaşk: Dârü’l-Fikr, 1. bs., 1422/2001, c. 1, s. 115.

