İlgili âyet şöyle geçmektedir:
Onlara (Cennete mahsus, sarhoş etmeyen) mühürlü hâlis bir şaraptan içirilir! Ki onun sonu misktir (içtikten sonra misk kokusu gelir)! İşte, (nefis şeyleri zevk edip) yarış(arak rağbet göster)enler, o hâlde ancak bunda yarışsınlar!1
Başka âyetlerde ise bu durum şöyle geçmektedir:
Pınardan (doldurulmuş) kadehlerle, (onların) etraflarında dolaşılır. (O içecekler ki) bembeyazdır; içenler için lezzetlidir. Onda ne bir sersemletme vardır, ne de onlar ondan sarhoş olurlar.2
Korunanlara söz verilen cennetin durumu: Orada bozulmayan bir sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenlere lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzülmüş bir baldan ırmaklar vardır.3
Öncelikle bu dünyada keyif verici maddelerin haram kılınmasının temel sebepleri; aklı örtmeleri, sarhoşluk vermeleri ve insan bedenine ve ruhuna zarar vermeleridir. İslâm’da esas olan, insanın aklını, iradesini ve sağlığını korumasıdır. Dünya hayatındaki içkiler geçici bir haz verse bile, bu haz çoğu zaman pişmanlık, zarar ve bağımlılıkla sonuçlanır. Bu nedenle “keyif vermesi” tek başına meşru bir gerekçe değildir, aksine aklı devre dışı bırakan her şey yasaklanmıştır.
Kur’ân-ı Kerîm’de cennette sunulacağı bildirilen içkiler ise dünya içkileriyle aynı özellikte değildir. Âyetlerde geçen “mühürlü hâlis içki”, “içenlere lezzet veren şarap” gibi ifadeler, cennetteki nimetlerin insan anlayışına yakın bir dille anlatılması içindir. Nitekim başka âyetlerde bu içeceklerin “ne sersemletici olduğu ne de sarhoşluk verdiği” açıkça belirtilmiştir. Yani cennet içkileri aklı örten, insanı dengesiz hâle getiren veya bedene zarar veren bir etki oluşturmaz.4
Tefsirlerde de vurgulandığı gibi, bu içeceklerin verdiği lezzet ve neşe kusursuzdur. İçildiğinde ne baş ağrısı, ne mide rahatsızlığı, ne de ruhî bir sıkıntı bırakır. “Sonu misk olan” ifadesi, içimin sonunda bile hoşluk ve ferahlığın devam ettiğini, dünya içkilerindeki gibi kötü bir bitişin olmadığını anlatır. Bu anlatım, cennetteki nimetin saflığını ve sürekliliğini vurgulamak içindir.5
Bu durum şöyle bir örnekle açıklanabilir: Dünya hayatı, cennete kıyasla oldukça sınırlı ve sıradandır. Bu yüzden dünyadaki şarap veya benzeri maddeler, insana anlık olarak bulunduğu hâlden daha “iyi” bir durumda olduğu hissini verebilir. Yani kişi, normalde sahip olmadığı bir keyif ve neşeyi geçici olarak yaşadığını zanneder. Ancak bu his yapaydır; aklın perdelenmesiyle oluşur ve kısa süre sonra yerini pişmanlık ve rahatsızlığa bırakır.
Cennet hayatı ise zaten neşe, huzur ve mutluluğun zirvesidir. Orada insanın bulunduğu “normal hâl” bile dünya ölçüleriyle en yüksek mutluluk seviyesidir. Böyle bir ortamda dünya tarzı bir sarhoşluk veya aklı örten bir hâl olsaydı, bu durum cennetin mükemmel düzenini bozardı. Yani insanı daha iyi bir hâle taşımak yerine, cennetin zirve olan sıradan hâlinden daha aşağı bir duruma düşürmüş olurdu. Bu ise cennetin özelliğine aykırıdır.
Bu sebeple Kur’ân’da cennet içkilerinin “sarhoş etmeyen, sersemletmeyen” olarak özellikle vurgulanması çok anlamlıdır. Cennetteki içecekler, insanı bulunduğu yüksek mutluluk seviyesinden koparan değil, o mutluluğu eksiksiz, berrak ve sürekli hâle getiren nimetlerdir. Böylece cennetteki keyif, aklın kaybolmasıyla değil, aklın ve düşüncenin en mükemmel şekilde işlemesiyle yaşanır.
Hasılı cennetteki içecekler insana elbette neşe ve lezzet verecektir ancak bu neşe sarhoşluk, akıl kaybı veya zarar şeklinde olmayacaktır. Dünya ile ahiret arasında büyük farklar vardır. Kur’ân, bu farkı insanların anlayabileceği kelimelerle ifade eder fakat benzerlik sadece isim ve anlatım düzeyindedir. Özellik olarak cennet nimetleri, dünya nimetlerinden tamamen farklı, kusursuz ve rahatsızlıktan uzak nimetlerdir.
Mutaffifîn, 83 / 25-26.
Sâffât, 37 / 45-47.
Muhammed, 47 / 15.
Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Ku’ran Dili, Huzur Yayınevi, 2005, s. 374.
Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Ku’ran Dili, Huzur Yayınevi, 2005, s. 334-335.

