Öncelikle kısa cevap verip sonra genişçe izah edeceğiz. Hurûfîlik; Şia'nın İsmailiyye kolunun batıni fikirlerinin ağırlıklı olduğu bir fikirdir. Ebced ise hem asr-ı saadette hem de daha öncesinde Hristiyanlar ve Yahudiler tarafından da kullanılan harflerin rakamsal karşılıklarının işaret ettiği mana veya şifrelerin anlatıldığı bir ilim çeşididir. Ebced ile ilgili örnekler kaynaklarımızda çokça mevcuttur. Örnek verecek olursak: İzz b. Abdusselam'ın bildirdiğine göre Hz. Ali, Şura Suresinin başında yer alan"Hâ-Mim-Ayın-Sin-Kaf" 1 şifreli harflerden, Hz. Muaviye ile kendisi arasında vuku bulan hadiseleri çıkarmıştır.2
Hurûfîliğin Ortaya Çıkışı
Hurûfî” kavramı, harfin çoğulu olan huruftan türetilmiştir. Sözlükteki anlamı harflere tâbi olan, harflerle uğraşan demektir. Hurûfîliğin temeli, eski çağlardan gelen ve harflerle sayıların kutsallığını kabul edip bunlara çeşitli sembolik anlamlar yükleyen anlayışa dayanır. 740/1340’da Esterebad şehrinde doğan Fazlullah-ı Hurûfî, bir düşünce ekolü olarak Hurufîliği kurmuştur. Efsun, tılsım, sihir gibi tekniklerle "hurûf" ilmi adı altında ortaya çıkmıştır.3
Fazlullah’ın hayatı hakkında, devrine en yakın tarih kitaplarında verilen bilgi oldukça sınırlıdır.4 Yazma bir nüshada Fazlullah’ın soyu, İmam Musa Kazım’a kadar götürülmekte ve kendisinin Cafer b. Musa Kazım’ın oğullarından olduğu kabul edilmektedir.5 Fazlullah için rüya, vahiyden sonra önemli bir bilgi kaynağıdır.6 Ona göre, hiçbir peygambere vahiy ve ilham yoluyla aşikâr olmayan hakikat ve sırlar, rüya yoluyla kendisine aşikâr olmuştur.7 Fazlullah, Tebriz’de iken 775/1374 yılı Ramazan ayında gördüğü bir rüya ile Huruf-ı Mukattaa’nın ve günlük yapılan ibadetlerin sırrına ulaştığını iddia etti.8 Sebep olduğu fitneler dolayısıyla Şirvan Emiri Şeyh İbrahim'in fetvası ile, 796 (1394) yılında boynu vurularak idam edildi.9
Hurûfîliğin ana kaynağı Cavidannâme'dir. Gürgan lehçesiyle yazılmıştır. Hurufiliğe dair telif edilen diğer bütün eserler Cavidanname'yi esas almış olup Hurûfîliğin bütün prensipleri bu esere dayanmaktadır. 10 Arşnâme ise, Fazlullah'ın Cavidanname'den sonra en önemli eseridir. Mesnevi tarzında yazılan 1120 beyitlik eser bir bakıma Cavidanname'deki fikirlerin nazma dökülmüş şeklidir. 11
Fazlullâh'a göre, Allah gizli bir hazine olup; her şeyin hakikati, mevcudiyeti ve ruhu ise, seslerdir.12 Varlığın ilk zuhuru sesle olmuştur. Ses, gayb âleminden şehadet âlemine gelen her varlıkta mevcuttur. Ancak canlılarda bil-fiil, cansızlarda ise bil-kuvve mevcuttur. Cansız bir şey, başka bir cansıza vurulursa, onun cevheri olan ses zuhur eder. Canlılarda ses, irade ve ihtiyarla zahir olur. Sesin en mükemmel hali, kelâm yani sözdür. Kelâm ise ancak insanlarda zuhûr eder.13 Söz sesten, ses de harften oluştuğu için sözün ve sesin kaynağı harftir. Sesten ibaret olan varlık gayb âlemindedir. Ses gayb âleminden şehadet âlemine çıkınca harf şeklini alır. Bu halde ses vahdeti, harfler ise çokluğu, varlığın çeşitlenmesini, kesreti bildirir. İnsanda ses söze bürünür ve bu şekilde kemâle erişir. Hz. Muhammed (s.a.v.) 28 harfle konuşmuştur, Arapça’da 28 harf vardır ve Kur’an bu harflerden meydana gelmiştir.14
Fazlullah Cavidanname’yi, 32 harften oluşan Farsça alfabe ile yazmıştır. Böylece ses, söz ve harf üçlüsüne sayı da katılarak, harf ve sayı arasındaki ilişki kurulmuş olur. Bundan sonra Fazlullah, bütün dini hükümleri, 28 ve 32’nin kombinasyonlarıyla kurduğu anlatımlarla açıklama gayretine girişmiştir.15
Fazlullah'a göre Cenâb-ı Hak, insanın yüzünde tezâhür eden bir kelâmdır. Bu kelâmın unsurlarında da bir sayı değeri vardır. Böylece bütün varlıkların asıl unsuru olan 28 ve 32 kelime-i ilahîyi insan yüzünde görmek mümkündür. Fazlullah’ın görüşlerinin belirgin özelliği, Allah’ın tecellisi olarak algılanan insanın ilah derecesine yüceltilmesidir.16
Bu sistemde bütün evren ve varlıklar, insanın yüzünde bulunduğu kabul edilen ve birine “hutût-ı ebiyye”, diğerine “hutût-ı ümmiyye” denilen yedişer hatlı iki görünüşle açıklanır; bütün dinî hükümler 28 ve 32 sayısına uygulanarak bu hükümlerin insanın yüzünde temsil edildiği ileri sürülür. Âyet ve hadisleri de Hurûfîlik sistemi çerçevesinde bâtınî te’villere tâbi tutan Fazlullah ve diğer Hurûfîler, özellikle Hurûf-ı Mukattaa'nın müfessirlerce ileri sürüldüğünün aksine müteşâbih değil muhkem olduğunu savunmuşlar, sayısı on dördü bulan bu harfleri de insanın yüzündeki hatlarla ilişkilendirerek açıklamışlardır.
Kur’ân-ı Kerîm’de geçen bütün “fazl” (fadl) kelimeleriyle Fazlullah’ın kastedildiğine inanan, onu Allah’ın zuhuru şeklinde gören Hurûfîler, Fazlullah’ın baş eseri ve Hurûfîliğin ana kaynağı olan Câvidânnâme’yi ilâhî kitap olarak tanırlar; âyetleri, cennet, cehennem ve âhiret hallerini ve bütün dinî hükümleri 28 veya 32 harfe irca ederek te’vile tâbi tutarlar. Hurûfîliğe dair eserlerden edinilen bilgilere göre bu akımda âhiret ve dinî mükellefiyetlerin çoğu inkâr edilmektedir.17
Fazlullah’ın görüşlerinin içeriğine etki eden üç unsuru kısaca şöyle özetleyebiliriz. İbadetler konusunda Ehl-i Sünnet’in görüşleriyle mutabakat; varlığı anlama ve yorumlamada vahdet-i vücud düşüncesi temeline dayanan zorlama yorumlar; ehl-i beyt ve imamlar hususunda İmamiyye’nin kullandığı 12’li sistem. Fazlullah’ın, ayet ve hadisleri yorumlarken Bâtınîlerin metotlarını da benimsemiş olduğu açıkça görülür. Fazlullah, daha önce hiç kimsenin açıklamadığı veya üzerinde bile durmadığı konuları yorumlayarak ve taraftarlarını bu konuda ikna ederek, kendini sırları açığa çıkaran bir Mehdi/Mesih olarak tanıtmaya çalışmıştır.
Ebced İlmi
İslâm literatüründe "Esrâru ilmi'l-hurûf" olarak geçen ve harflerin sırlarına dair yapılan ilmî çalışmalar çok önceden vardı. İslam düşüncesinde harflerle ilgili yorumlar denildiğinde ilk akla gelen, ebced kavramıdır. Misâl olarak harflerin esrarı konusunda meşhur olmuş Muhyiddin İbn Arabî'nin ölüm tarihi hicrî 638'dir. Hatta ondan daha önce bu konuda oldukça fazla şöhret bulmuş İbn Berrecan'ın ölüm tarihi, hicrî 536'dır.18 Buradan da anlaşıldığı üzere Hurûfîlikten önce bu ilim vardır.
Ebced düzeni "Arap alfabesinin ilk tertibi; harflerin taşıdığı sayı değerlerine dayanan hesap sistemi" olarak ifade edilir. Bu sistemin, İbrânîce ve Ârâmîce'nin de etkisiyle Nabatîce'den Arapçaya geçmiş bulunduğu ve Hz. Peygamber (a.s.m) devrinde de olduğu gibi kullanıldığı bilinmektedir.19
Ebced harf tertibinde harflerin sayısal değerleri şöyledir:
Ebced: Elif: 1, Ba: 2, Cim: 3, Dal: 4 Hevvez: He: 5, Vav: 6, Ze: 7 Hutti: Ha: 8, Tı: 9, Ya: 10 Kelemen: Kef: 20, Lam: 30, Mim: 40, Nun: 50 Se'fes: Sin: 60, Âyn: 70, Fe: 80, Sad: 90 Karaşet: Kaf: 100, Rı: 200, Şın: 300 Te: 400 Sehaz: Se: 500, Hı: 600, Zel: 700, Dazığ: Dad: 800, Zı: 900, Ğayın: 1000.
Keşfu'z-Zünûn'da, cifir ve ebced ilminin, konunun uzmanları olan mânevî ilimlerde derinleşen simalar için bir çok esrarın anahtarı hükmünde bulunduğu ve Hz. Ali (r.a.)) tarikiyle özellikle Ehl-i Beyte tevârüs eden bir ilim olduğu belirtilmiştir. Bu ilmin eski peygamberlerin kitaplarında da yer aldığına dair rivâyetlere işaret eden Katip Çelebi; "Bu ilme, ancak âhirzamanda gelecek olan Hz. Mehdî, hakkıyle vâkıf olur" diyen bazı âlimlerin görüşlerine de yer vermiştir.20
“Her ne kadar ebced hesabı, yabancı kaynaklı olsa da Araplar dahil insanlar arasında, o kadar meşhur bir yere sahip olmuştur ki, âdetâ, yabancı kökenli olan mişkât, siccîl, kıstas kelimeleri gibi artık Arapçalaşmıştır. Onun için onun göstereceği delâletler, diğer Arapça ifadeler gibi makbuldur.”21
İbn Aşûr gibi bazı âlimlerin bildirdiğine göre, ebced hesabı, kadim zamandan beri kullanılagelen bir sistemdir. Hz. Davud (a.s)'ın kitabındaki bazı neşideler bu hesabın simgelerini taşıyor. Yine Romalıların bu sistemle rakamlar kullandıkları bilinmektedir. Bu sistemin Araplara, Romalılar veyahut Yahûdiler tarafından geçtiği tahmin edilmektedir. İbn Aşûr, mukattaat harfleri ve ebcedle ilgili rivâyet edilen hadîsi anlatırken hadîsin sıhhati konusunda bir şey söylemediği gibi, ebced hesabını inkâr ettiğini gösteren bir ifadesi de söz konusu değildir.22
Hz. Ali (r.a.)'ın en meşhur Kaside-i Celcelutiyesi, baştan sona kadar bir nevi ebced hesabı ve cifir ile te'lif edilmiş ve öyle de matbaalarda basılmıştır. Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevî'nin kaleme aldığı meşhur Mecmuatu'l-Ahzab adlı eserde Celcelutiye kasidesine de yer verilmiştir. "Bede’tu bi bismillah" cümlesiyle başlayan kasidenin son beyti, kaside sahibi Hz. Ali'nin ismini gösteren ve "Bunlar, yaratıklar insanlar için bir araya getiriliş ilimlerin sırları olup, Hz. Muhammed (a.s.m)'in amcasının oğlu Ali'nin makalesidir." anlamına gelen beyti kullanmıştır.
"Mekalu Aliyyin ve’bnu ammi Muhammedin ve sirru ulûmin lil-halaiki cümmiat." beytiyle sona ermiştir.23
Ebced ilmi ve Hurûfilik ikisi de harflerin rakam değerlerini kullanmışlardır. Fakat Hurûfilik'te bunlara başka manalar ve batıni fikirler eklenmiştir. Ebced konuları için sitemizde bulunan diğer yazıları okuyarak istifade edilebilirsiniz.
Şura, 1-2/42
es-Suyutî, el-İtkan, II/14.; el-Âlûsî, I/102.
Hüsamettin Aksu, “Hurûfîlik”, DİA., c. XXIII, s. 408.
Şemsuddin Ebu'l-Hayr Muhammed b. Abdirrahman Sehavi, ed-Davu'lLami’ li-Ehli'l-Karni't-Tasi’, Beyrut, trs., c. VI, s. 173-174.
İşkurt Dede, Salâtnâme (yazma), İstanbul Millet Kütüphanesi, Ali Emirî, Farsça, no: 1043, vr. 51a.
Derviş Murtaza Bektâşî, Terceme-i Cavidanname-i Sağir/Dürrul-Yetîm (yazma), Mevlana Müzesi-Konya, kitap no: 203, 156a.
Ali Alparslan, Câvidân-name’nin Nesîmî’ye Tesiri (basılmamış doçentlik tezi), 1967, s. 4
Abdülmecid Firişteoğlu, Terceme-i Hâbnâme (yazma), Mevlana Müzesi, dem. no: 2916, 5a-5b
Abdülbâkî Gölpınarlı, “Bektaşîlik- Hurûfîlik ve Fadl Allah’ın Öldürülmesine Düşülen Üç Tarih”, Şarkiyat Mecmuası-V, İstanbul, 1963, s. 22
Usluer,Fatih "Hurûfî Metinleri ile İlgili Bazı Notlar", Ege Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Araştırmaları Dergisi, s. 13, Ocak/Jan 2007, s.214-215.
Hüsamettin Aksu, Amir Gıyas al-Din Muhammed Al-Astarâbâdî ve İstivanamesi (basılmamış doktora tezi), İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fars Dili ve Edebiyatı Kürsüsü, 1981,
Hurûfîlîk”, İA, c. V/ l, s. 598.
Abdülbâkî Gölpınarlı, “Fadlallah-i Hurûfî’nin Wasiyyat-nama’si veya Wâsâyâ’sı”, Şarkiyat Mecmuası,II, İstanbul, 1957, s. 18
Derviş Murtaza, Dürr-i Yetim, vr. 33a.
Fazlullah-ı Hurûfî, Cavidannâme(yazma), İstanbul Millet Kütüphanesi, Ali Emirî, Farsça, no: 1000, vr. 26b, 27a ; Derviş Murtaza, a.g.e., vr. 19a,
Fuzuli Bayat, “Hurufilik Merkezleri ve Anadolu’da Hurufilik”, Uluslar arası Türk Dünyası İnanç Merkezleri Kongresi Bildirileri, Ankara, 2004, s.269
Aksu, Amīr Ġıyās̱ al-Dīn, s. 72-75, 80-81, 83-85, 86, 88
ed-Dâvûdî, Şemsuddin Muhammed b. Ali, Tabakâtu'l-Müfessirin, I/306.
İslâm Ansiklopedisi, X/68.
Kâtib Çelebi, Keşfuz-Zünûn, I/592.
el- Beydâvî, I/37.
İbn Âşûr, Muhammed Tahir el-Cezairî, et-Tahrir ve’t-Tenvîr, I/208.
Gümüşhânevî, Ahmed Ziyaeddin, Mecmûatu'l-Ahzâb (Şâzelî kısmı), 499-531.

