İnsan, geleceğini düşünür ve planlar yapar. Bu son derece tabiidir, normaldir. Ancak geleceği kontrol edebileceğini düşünmek doğru değildir. Çünkü insanın elinde olan şey sebeplere sarılmak, çalışmak ve gayret göstermektir. Sonuç ise Allah'ın takdiridir. Bu sebeple İslam, insanın hem tedbir almasını hem de tevekkül etmesini emreder. Tevekkül, çalışmayı bırakmak değildir. Gerekli bütün gayreti gösterdikten sonra neticeyi Allah'a bırakmaktır. Nitekim Rabbimiz bir ayette şöyle buyurmaktadır:
... Artık onları affet, onlar için mağfiret dile ve (hakkında vahiy gelmeyen bir) iş husûsunda onlarla istişâre et! Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.1
Bu ayet, önce karar vermeyi, istişare etmeyi ve gerekeni yapmayı ardından sonucu Allah'a bırakmayı öğretmektedir. Peygamber (sav) bir hadisinde tevekkül öncesi tedbirin önemine şöyle dikkat çekmektedir:
... Önce deveni bağla, sonra Allah’a tevekkül et!2
Yani Müslüman, üzerine düşeni yapmadan "tevekkül ettim" diyemez. Bununla birlikte insan, her istediğinin gerçekleşeceğini de düşünmemelidir. Çünkü gelecekte neler olacağını yalnızca Allah bilir. Sağlığımız bozulabilir, bir afet yaşanabilir, ekonomik şartlar değişebilir veya hiç hesap etmediğimiz yeni imkânlarla karşılaşabiliriz. Hayatta kontrol edemediğimiz çok fazla değişken vardır. Bu yüzden insanın bütün mutluluğunu belirli bir sonuca bağlaması doğru değildir. Asıl önemli olan, bulunduğu anda elinden gelenin en iyisini yapması ve sonucu Allah'ın hikmetine teslim etmesidir. Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şöyle demektedir:
Evet, insan nihâyetsiz şeylere muhtâç olduğu hâlde, sermayesi hiç hükmünde; hem nihâyetsiz musîbetlere ma‘rûz olduğu hâlde, iktidârı hiç hükmünde bir şey; âdetâ sermaye ve iktidarının dâiresi, eli nereye yetişirse o kadardır. Fakat emelleri, arzuları ve elemleri ve belâları ise, dâiresi gözü, hayâli nereye yetişirse ve gidinceye kadar geniştir. Bu derece âciz ve zayıf, fakîr ve muhtâç olan rûh-u beşere ibâdet, tevekkül, tevhîd, teslîm ne kadar azîm bir kâr, bir saâdet, bir ni‘met olduğunu bütün bütün kör olmayan görür, derk eder.3
Yani insan, istek ve hayalleri bakımından âdeta sınırsızdır. Sağlık, başarı, huzur, sevdiklerinin güvenliği ve güzel bir gelecek ister. Fakat bunları gerçekleştirecek gücü oldukça sınırlıdır. En basit bir hastalığı, doğal afeti veya beklenmedik bir olayı bile tek başına engelleyemez. İşte gelecek kaygısının temel sebeplerinden biri de bu dengesizliktir. İnsan, kontrol edemeyeceği kadar çok şeyi düşünür fakat kontrol edebileceği alan oldukça dardır. İşte bu sıkışmışlıktan kurtulmanın yolu ise ibadet, tevekkül, tevhid ve teslimdir. İnsan üzerine düşen gayreti gösterip sonucu Allah'a bıraktığında, kendi sınırlı gücüne değil sonsuz kudret sahibi Allah'a dayanmış olur.
Ayrıca bazen hoşumuza gitmeyen olayların bile bizim için hayırlı olabileceği ayette şöyle haber verilmektedir:
... Fakat olur ki, bir şeyden hoşlanmazsınız ama, o sizin için hayırlıdır. Ve olur ki bir şeyi (de) seversiniz, hâlbuki o sizin için bir şerdir. Allah ise (sizin için hayır olanı) bilir de siz bilmezsiniz.4
İnsan o an yaşadığı sıkıntının nedenini anlayamayabilir fakat zaman geçince bunun kendisi için bir hayır taşıdığını görebilir. Bu nedenle olaylara sadece bugünkü duygularımızla değil, Allah'ın sonsuz ilmi ve hikmeti açısından da bakmaya çalışmalıyız. Yine başka bir ayette şöyle denilmektedir:
Bu, ellerinizle yapmış olduğunuzun karşılığıdır. Yoksa Allah kullara asla zulmedici değildir.5
Bu ayet, başımıza gelen olaylarda Allah'ın adaletine güvenmemiz gerektiğini göstermektedir. Biz her olayın hikmetini hemen kavrayamayabiliriz fakat Allah'ın kulları hakkında haksızlık yapmayacağını biliriz. Bu inanç, insanın gelecekle ilgili aşırı kaygılarını azaltır ve kalbine huzur verir.
Sonuç olarak Müslüman, geleceğe yönelik plan yapar, hedef belirler ve bütün gücüyle çalışır. Fakat planlarının sonuna mutlaka "İnşallah, hayırlısıysa olsun" der. Çünkü insan sadece kendi gayretinden sorumludur. Netice ise Allah'ın takdiridir. Bu nedenle kişi gelecekteki sonucu değil, bugün yapması gereken doğru işleri esas almalıdır. Elinden geleni yaptıktan sonra sonucu Allah'a bırakmalı ve O'nun hükmüne razı olmalıdır. Böyle bir bakış açısı, hem insanı gereksiz gelecek kaygısından korur hem de Allah'a güvenerek daha huzurlu bir hayat yaşamasını sağlar.
Âl-i İmrân, 3/159.
Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 60.
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 7.
Bakara, 2/216.
Âl-i İmrân, 3/182.

